Özel Okula Para Vermeye Değer Mi? -1.Kısım

birbirine resim yapmayı öğreten çocuklar
birbirine resim yapmayı öğreten çocuklar

Çocuk yetiştirirken para kısma ile ilgili yazım en çok ilgi görenlerden biri oldu. Bu konuda çok sayıda soru ve yorum aldım. En çok da özel okula verilen paraya değip değmediği ile ilgili sorular geldi.

Özel okul konusunun benim için önemli bir rahatsızlık kaynağı olduğunu baştan söylemeliyim. Maddi kısmından ziyade özel okulların eğitim-öğretim içeriği, eğitim felsefesi ile ilgili şüphelerim var.

Öncelikle kendi okul hayatımı tarih sırasına göre anlatarak başlamak istiyorum.

Okul hayatım anaokulu ile başladı. Bulgaristan’da doğduğum için evde öğrendiğim Türkçeden sonra anaokulunda Bulgarca öğrendim. İlkokula 7 yaşını bitirdikten sonra başladım. Yani oldukça geç. 13 yaşına kadar Bulgaristan’da okudum. Okulda Türkçe konuşmak yasaktı onun için Bulgarcam çok iyi olduğu halde Türkçeyi 50 kelime ile konuşabiliyordum. Zaten erişebileceğimiz Türkçe kitaplar, radyo ve televizyon yayınları da yoktu.

13 yaşında iken ailem Bulgaristan’dan sınır dışı edildi ve Türkiye’ye göç ettik. Bulgaristan’da Orta 1. sınıfı yeni bitirmiştim ve Türkiye’de Orta 2. sınıftan başladım. İlk başlarda çok zorlandığımı kabul etmeliyim. Türkçe’nin gramer yapısını bilsem de konuştukları kelimeleri hiç anlamıyordum, çünkü bizim Bulgaristan’da konuştuğumuz Türkçe farklı bir şiveydi. Okuldaki ilk dönemim okuldan sonra günde 5-6 saat ders çalışarak geçti. Ders kitabındaki Türkçe sözcükleri tek tek sözlükten bakıp öğreniyordum. Öğretilen konularda ise hiç sıkıntı çekmedim çünkü Türk mifredatı hem Bulgaristan müfredatından çok gerideydi hem de ben zaten iyi bir öğrenciydim. İlk dönemin sonunda okul ikincisi oldum.

Orta 3.sınıfta bir dershanenin açtığı sınava girdim ve ücretsiz dershaneye devam etme hakkı kazandım. Dershane okulun tekrarı olduğu için bana çok gereksiz gelmişti. Yine de devam ettim. O senenin sonunda Fen Lisesini kazandım.

Fen Lisesi son sınıfta yine bir dershane sınavına girip hem ücretsiz hem de burslu okuma hakkı kazandım. Fetullahçıların dershanesiydi ve tek şart onlara kayıt yaptırmamdı(iyi hatırlıyorum, namaza başlamam şart mı diye sormuştum). Bugünkü parayla asgari ücretin %60’ı kadar bir parayı her ay cebime koyacaklardı. Üstüne üstlük bütün üniversite sınavı hazırlık kitaplarını da hediye verdiler. Elbette benim gibi özgür düşünüp olaylara eleştirisel de bakabilen bir insan Fetullahçıların arasında yapamazdı. Şakalarından tutun da baskıcı konuşma tarzlarına kadar her ayrıntı beni rahatsız etti. Bu insanlar nasıl bu kadar kişiliksiz olabiliyor diye kendime soruyordum. Bunca yıl sonra hala bu sorunun yanıtını bulabilmiş değilim. Dershaneye toplam 2 gün gittikten sonra bıraktım, ama kaydımı sildirmedim. Yıl içinde dershaneye sadece her ayın başında “maaşımı” almak için uğradım. Onun dışında dershane ile işim olmadı. Zaten çok gereksizdi, çünkü okulda anlatılan şeyleri tekrar duymam gerekmiyordu. İnsanların bir dershane için neden tonla para verdiklerini de hiç anlamadım. Test kitabından herkes kendi de soru çözebilirdi sonuçta. Üniversite sınavında beklendiği gibi iyi bir derece yaptım ve dershane “bizim öğrencimiz” diye reklam yaptı. Ben ise o sene maddi olarak çok rahat ettim. Alan memnun satan memnundu. Kaybeden ise reklama kanan saftirik velilerdi (kendilerinden özür diliyorum).

Gittiğim Fen Lisesindeki öğrencilerin yarısı Üniversite sınavında ilk 100’e giriyordu, ancak bunun eğitim kalitesi veya öğretmenlerle pek ilgisi yoktu. Aynı diğer okullarda olduğu gibi bizde de çok iyi öğretmenler ve çok kötü öğretmenler vardı. Müfredat diğer liselerle tıpatıp aynıydı(birkaç seçmeli ders dışında). Tek fark gelen öğrencilerin çok iyi olmasıydı. Bazı öğrenciler bunu anladıktan sonra okuldan ayrılıp kendi evlerine yakın okullara kayıt yaptırıyordu. Lise 1.sınıfa 96 kişi olarak başlamıştık. Yanlış hatırlamıyorsam 60 kişi olarak mezun olduk.

Bu arada Fetullahçı özel Fen liseleri kapımızda köpek oluyordu: “ne olursunuz bize geçin, üstüne para vereceğiz”. İyi öğrencileri kapıp “Bakın bizde ne dahiler yetişiyor. Siz de çocuğunuzu bize verin, onu da dahi yapacağız” gibi vaatlerle velileri kandırmak ne kolay değil mi? Aslında veliler mi kendilerini kandırıyor acaba? Para vererek çocuğu için iyi bir eğitim satın alabileceğine inanmak biraz da üstüne düşen sorumluluğu atmak değil midir?(Sağlıklı kalma sorumluluğunu doktora ve ilaçlara havale etmek gibi)

ODTÜ Elektrik-Elektonik Mühendisliğini kazandım. İlk sene daha önce hiç okumadığım İngilizce hazırlık okudum. Mezun olup çalışmaya başladım.

Daha sonraki yıllarda Belçika’da çalışırken MBA yapmaya karar verdim. MBA’de 15 dersten 7 sini çok az çaba ve iyi notlarla tamamladıktan sonra bana entelektüel olarak fazla birşey katmadığı için MBA’i bıraktım. Hocalardan ne kadar zeki olduğumu duymaya -hoşuma gitse de- ihtiyacım yoktu(bana sürekli bunu söylüyorlardı). Ben bunu zaten biliyordum ve kendi kendime “Benim burada ne işim var? Olmam gereken yer burası değil” demeye başlamıştım. MBA derecesinin altı boş ve pahalı bir etiket olduğunu anladım ve bıraktım. Düşünsenize, paranın ne olduğu hakkında hiçbir fikri olmayan bir adam(ki büyük bir şirketin CFO’su kendisi) Finans dersi anlattığını sanıyor. Oysa anlattığı şey faiz hesaplarından ibaret. Para konusunu bilmediği için zaten girmiyor bile! Para konusunda ona yoruma açık birkaç soru sordum. Yorum felan getiremedi. “Dünya böyle kurulmuş, düzen bu” dedi ve geçiştirdi.

Benim okul hayatım bu kadar. Bu sıkıcı hikaye için özür dilerim.

Gelelim sadede: Türkiye’de özel okula para vermeye değer mi değmez mi? Bu soruyu herhalde her anne baba kendine sormuştur. Ben ise bir kere bile sormadım. Cevabı benim için açık: kesin bir şekilde HAYIR! Türkiye’de hiçbir okul için, Robert Kolej, Galatasaray lisesi gibi “köklü” okullar dahil, para vermeye D-E-Ğ-M-E-Z. Maalesef bununla da bitmiyor: özel okulların çocuğunuza ZARAR vereceğini düşünüyorum. Ana baba olarak göreviniz çocuğunuzu ne pahasına olursa olsun özel okuldan UZAK TUTMAK olmalı. Bunu Feullahçı okulları düşünerek söylemiyorum. Hepsi için konuşuyorum.

Kabul edelim, anne babanın eğitim seviyesi ne kadar düşükse -paraları varsa- özel okula gönderme ihtimalleri o kadar yüksek. Asgari ücretle çalışıp yaşlı anne babasından para alarak çocuklarını özel okula yazdıran velileri siz de duymuşsunuzdur. Şöyle düşünüyorlar “Ben okuyamadım. O okusun. En iyi imkânları sunacağım.” Özel okula para verdiği için güzel okul olduğunu sanıyor.

Özel oklulların çocuğunuza verdiği zararı görmek çok kolay değil, çünkü bunlar içi çürük, ama dışı yaldızlanmış kurumlar. Siz dışına bakıp içini de altın sanıyorsunuz. Çocuğa jelibon verir gibi: tadı güzel, ama sağlığa zararlı.

Bu zararlar 1 günde, 1 yılda ortaya çıkan zararlar değil. Uzun süre, belki de 20 sene sonra çocuğunuzun hiç de hayal ettiğiniz gibi birisi olmadığını anladığınızda, kendinize “Nerede hata yaptım?” diye sorduğunuzda anlayacaksınız birşeylerin YANLIŞ olduğunu.

Çok iyi hatırlıyorum bir tanıdığım oğlunu ortaokulda Fetullahçıların dershanesine yazdıracağını söylemişti. Ben o zamanlar herhalde üniversiteye gidiyordum. Dilim döndüğünce bunun iyi bir fikir olmadığını anlatmaya çalıştım, çünkü onlar da bizim gibi açık fikirli insanlar. Fethullahçıların “Hoca ne diyorsa o” yaklaşımı bizim kafa yapımıza uymuyor. Kültür farkı var. Oğlunun mutlu bir birey olarak yetişmesini istiyorsa Fetullahçılardan uzak tutması gerektiğini ısrarla söyledim. “Olsun. Oradan çıkan öğrenciler üniversite kazanıyor. O da kazansın. Ekmek parası için” dedi ve oğlunu yıllarca Fetullahçıların arasında okuttu. Fetullahçı oldu mu olmadı mı bilmem. En son duyduğumda o tanıdığımın oğlu artık aileden kimse ile -annesi dahil- görüşmüyordu ve facebook’ta Berkin Elvan’ı öldüren polise methiyeler düzüyordu. Üniversite felan da kazanamadı.

Kısaca “orası çok iyi bir okul”(kime göre, neye göre? reklam olmasın sakın), “oradan çıkan bilmem nereyi kazanıyor”, “bilmem kim göndermiş çok memnun” demektense kendinize şunları sorun:

  • Bu okulu kim, ne amaçla kurmuş (Kurucusu ile konuşun. Çok para kazanıp zengin olmak için mi kurmuş? Bir ideali mi var? Varsa o ideal ne? Sizin çocuk yetiştirme idealinizle uyuşuyor mu?)
  • eğitim felsefesi ne?

Rober Koleji örnek verelim. Biliyorsunuz Atatürk tüm misyoner okullarını kapatıyor(o zamanın özel okulları). Robert Koleji -çok istese de- kapatamıyor. Zamanında okulun kurucularından biri olan Misyoner Cyrus Hamlin şöyle demiş “Fatihin İstanbul’u aldığı surlardan bu milletin kültürünü fethedeceğim.” (şuradan okuyun)

Eğer Hristiyan misyonerlerini çok sevmediğinizi düşünüyor, çocuğunuzun bir hain olarak yetişmesini arzu etmediğinizi varsayıyorum. Kendinize niçin insanların Robert Koleje yazılmak için kapıştığını soruyorsunuz. Şundan dolayı: “Ama orası çok elit”, “oraya gitsin elitlerin içinden elit olsun” “oraya gideni şirketler havada kapıyormuş”… yani yukarıda anlattığım tanıdığım oğlunu Fethullahçılara vermesi ile aynı hesap. Onun parası Robert Koleje yetmedi. Yetseydi oraya verirdi. Tek fark o.

Peki ben neden devlet okulunu savunuyorum? Çünkü devletin açık ve tek bir eğitim ideali vardır ve bu ideal ana hatları ile sizinki ile uyuşur. Bu ideal nedir: Kendine, milletine, tüm insanlara faydalı, ahlâklı birey yetiştirmek.

İmam hatip ve din eğitimi ayrıntılarına girmeyeceğim, çünkü bunların önemsiz olduğunu düşünüyorum. Söylemek istediğim konu şu: devlet okulu bağımsızdır. Sizin çocuğunuzu herhangi bir ülkeye ve cemaate ajan yapmaya çalışmaz. Ahlâkını bozmaz.

Diyeceksiniz ki “Her okul da ajan okulu değildir herhalde”. Haklısınız, herhalde değildir, ancak her eğitim kurumunun bir ideali vardır. Acaba bu ideal sizin değerler sisteminizden ne kadar farklı? Çocuğunuza istediği gibi bir insan olma hakkını verecek mi? İşte bunu öğrenin. Devlet okulunda bunun garantisi var. Devlet okulunda öğretmen dersine girer çıkar. Kişisel olarak Fethullahçı ve geri kafalı olsa bile çocuğunuzu etkileme ihtimali düşüktür, çünkü bütün kurumu arkasına alamaz. Hükümetin bile buna gücü yetmez. Özel okulda durum farklıdır. Onlar zaten kendi idealleri ile uyuşan insanları işe alır.

Örnek vermek istiyorum. Belçika’da okulların %80’i Katolik okulu. Katolik (ilk)okullarında vaftiz olmayan bir öğretmen görev yapamaz. Ortaokul ve üstünde bazen geçici öğretmen alıyorlar, ama onlar asla o okulun çekirden elemanı olamıyor. Katolik kilisesi bunu saklamıyor “Bizim misyonumuz belli. Misyonumuz doğrultusunda öğretmen alıyoruz” diyorlar. Yani amaç çocuklara temel okuma yazma, matematik, sosyal bilimler öğretmek gibi görünse de temel amaç çocuğu Hristiyan Katolik değerlerine göre bir birey yapmaktır. Bu onların ideali. Biliyorsunuz Belçika’da yaşayan Türklerin önemli bir kısmı kendini aşırı dindar sanıyor. En azından sarıklı feraceli geziyorlar. İşte tam olarak da bu tipler çocuklarını Katolik okuluna yazdırmak için kuyruğa giriyorlar. Sebeplerini sorsanız size gülünç şeyler söyüyorlar: İşte o okullar disiplinliymiş, üniforma varmış gibi. “Ama çocuğunuzu Hıristiyan papazlarına emanet ediyorsunuz. Her gün okulun bahçesinde 4 yaşındaki bebeler Meryem Ana heykeli önünde diz çöküp dua ettiriliyor” derseniz şu cevabı alıyorsunuz: “Aslında benim de bu dua meselesi konusunda içim sızlıyor, ama geri kalan şeyler iyi. Hem zaten onlar da göstermelik Hıristiyan. Çocuğumun onlar gibi olacağını sanmıyorum. Bilmem kimin çocuğu o okula gitti Hıristiyan olmadı.” Yani adam okul iyi eğitim veriyor diye çocuğunu Hıristiyan okuluna gönderip, öte yandan da verilen eğitimin başarısız olarak çocuğunun Hıristiyan yapılamamasını umuyor! Aptallık böyle birşey işte.

Çocuğunuzun Türk değer yargılarıyla bağımsız düşünceli bir birey olarak yetişmesini istiyorsanız dışı yaldızlı bol reklamlı okullar sizi aldatmasın. Paranızı savurduğunuzla da kalmaz, çocuğunuzu ne idüğü belirsizlerin değer sistemine emanet etmiş olursunuz. Ben olsam devlet okullarından birine gönderir, sonra çocuğumla evde kendim ilgilenirdim. Devlet okulunda gereken bilgileri fazlası ile öğrenecek. Zaten okulda öğretilen herşeyi tam olarak öğrense sizin çocuğun geleceği konusunda kaygılanmanıza hiç gerek kalmaz.

Yazımın ikinci kısmında özel okulların diğer zararlarından bahsedeceğim.

Şimdilik hoşçakalın.