Özel Okula Para Vermeye Değer Mi?-2: Yabancı Dil Meselesi

Bilindiği gibi günümüzde genç ailelerin en büyük harcama kalemlerinden biri okul taksitleri ve çocukların diğer eğitim masraflarıdır. Özellikle yabancı dil konusu maalesef kanayan bir toplumsal yara haline geldi. Bu uğurda büyük servetler harcanıyor. Bu konuyu uzun uzun yazmak istiyorum, çünkü söyleyeceğim şeylerin belki de hepsi genel geçer görüşlerden temelde farklı. Yanlış anlaşılmamak için uzun uzun yazacağım, ama yine de yanlış anlaşılacağımı biliyorum. Sebebi de Türkçe konusunun benim için çok duygusal bir konu olması. Biliyorsunuz ben Bulgaristan’da doğdum. Bize yapılan eziyetler, soykırımlar dünya üzerindeki hiçbir halka yapılmamıştır. Tek sebep Türk olmamız ve Türkçe konuşmamızdı. E tabi bizde Yahudiler kadar para olmadığı için bu konuda zibilyon tane filim çekip bu hatıraları canlı tutmayı beceremiyoruz. Çok merak eden varsa ”Zağra Müftüsünün Hatıraları” isimli kitabı edinip okumasını tavsiye ederim(internette pdf’i de var. Kitap yayımlanalı 70 yıldan fazla olduğu için telif hakkı kalkalı çok oluyor. İçiniz rahat indirin yani). Bunca zulûm ve soykırıma rağmen nasıl hala VAR olduğumuzu Ömer Osman Erendoruk şöyle yazıyor bir şiirinde:

“Yüreğim korumayı başardığım tek varım, Allah’ım var içimde, Türklüğüm, Ana dilim. Onlar benim düşmana yol vermeyen duvarım, Yürüdüğüm tek yolumu aydınlatan kandilim.”

Türkçe okumayı biz gizli gizli öğrendik. Türkçe konuşmak yasaktı. Onun için hangi şartlarda olursa olsun İngilizceyi Türkçeden üstün tutan zihniyeti ben aşağılarım, küçümserim ve böcek gibi ayağımın altında ezerim. Yine Ömer Osman’dan bir şiir:

S.O.S. VEYA ÜÇÜNCÜ MEZAR

Türkçe söylemek yasak, Türkçe yürümek yaya
Türkçe işitmek yasak, Türkçe bakmak dünyaya
Türkçe sevinmeyecek, Türkçe gülmeyeceksin
Alnından akan teri Türkçe silmeyeceksin.

Türkçe bağlamak yasak ayakkabı bağını
Türkçe ayırmak yasak, solunu ve sağını
Sofrada ekmeğini Türkçe dilmeyeceksin,
Türkçe yaşamayacak, Türkçe ölmeyeceksin.

Yabancı dilde eğitim konusu o kadar önemli ki, herhalde bizim 2.Kurtuluş Savaşımız olacak ve orta ve uzun vadede Türk toplumunun var olmaya devam edip etmeyeceğini belirleyecek. Dünya bunu biliyor da, bizim andavallar daha uyanamadı. Kara kıta Afrika’ya doğru bir bakmaları yeter aslında. Dilini kaybeden toplum başka neyini kaybediyormuş görsünler. Siz istediğiniz kadar haberleri izleyip Erdoğan’a, efendime söyleyeyim Kılıçdaroğlu’na veya adını bilmediğim başka ”önemli” atfedilen kişilere ”amanın ülkeyi batırıyor” diye sayıp sövün veya (görüşünüze göre) ülkeyi kalkındırıyor diye öve öve bitiremeyin(uçlarda yaşayan bir toplumuz ya) sonuçta bu kişiler sadece birer şahıs. O insanlar ne sizin sandığınız kadar güçlü ve önemli, ne de bizim geleceğimiz. Türk toplumunun geleceği yaşını başını almış bu kişiler değil. Toplumumuzun geleceği sizinle beraber oturup her akşam 3-5 saat Türk dizilerini izleyen veya sizden İngilizcenin ne kadar da önemli bir dil olduğunu öğrenen çocuklarınız. Bu uğurda özel okullara para veriyorsunuz ya. Çocuğunuz size yaranabilmek için seve seve İngilizceyi öğrendiğini sanıp van, tuuu, trii diye papağan gibi sayıp sizi sevindirecektir.

Türkiye’ye her gittiğimde insanların şu İngilizceyi yerlere göklere sığdıramadıklarını görünce şaşırıyorum, aklım hafsalam almıyor. Neymiş efendim, dünya diliymiş! Bunu duyunca bir yandan onların adına utanıyorum, bu kadar küçücük, mini minnoş dünya görüşleri olduğu için, bir yandan da kızıyorum. Hele de Türkçe konuşurken araya ağzını büke büke İngilzce kelimeler serpiştirenleri ıslak odunla evire çevire dövesim, bütün dişlerini kırasım geliyor.

”İngilizce dünya dili” lafını her duyduğumda Fas’ta yaşadığım bir olay aklıma geliyor. Onların büyük bir telekom şirketine kısa süreli bir proje için gitmiştim. O yıllarda daha Fransızca öğrenmemiştim. Oradaki mühendis Fransızca bilmediğimi duyunca ”Fransızca bilmeden nasıl mühendis olabildin? Fransızca dünya dili!” diye şaşırmıştı. Fas bir Fransız sömürgesi ya, zavallılar Fransızcayı dünya dili sanıyor. Okumamış, gezmemiş, görmemiş, düşünmemiş sonuçta. Ona öyle demişler o da gerçek sanıyor. Güler misin ağlar mısın. Maalesef ”İngilizce dünya dili” diyen ”bizim” canlara da benim saygım sıfır oluveriyor hem de o cümleyi duyduğum anda. Sonuçta başkasından öğrendiği cümleciklerin üzerinde hiç kafa yormadan, sorgulamadan papağan gibi tekrarlayan insanlara saygı duymayı beceremiyorum maalesef. Hele de İngilizce kreş, anaokulu, oyun grubu gibi aktivitelere özellikle para verenleri görünce deliriyorum desem yeridir.

İngilizce çok gelişmiş, köklü bir dil olsa, Arapça, Türkçe, Rusça gibi matematiksel-müzikal olsa anlayacağım. Benim ağrıma giden, berbat bir dil olduğu halde yüceltilmesi. Bir kere İngilizce ile kelime türetmek imkansız. Mesela yeni bir kavram mı çıktı, hemen eski Yunanca veya Latince’den bir kök alıp kelime yapıveriyorlar. Çok karşılaştığımız ikinci bir yöntem ise kısaltmalar. Kelime türetmede zorlanınca bir cümlenin baş harflerini alıp kelimeye dönüştürüveriyorlar, çünkü onların dilinde kelime türetmenin başka bir yolu yok! Örnek vereyim hemen: hepimiz ADSL bağlantı kullanıyoruz. Peki ADSL neyin kısaltması bilen var mı? Elbette yok. 15 senelik çalışma hayatımın 10 senesini İngilizce konuşarak geçirdim. Bir şirkette iki bölüm arasında bile kısaltmalar yüzünden dil farkı oluşurdu. Mesela SLA, ATP, MDA… gibi kısaltmalar farklı bölümler arasında farklı kavramlar için kullanılırdı. İngilizcedeki kelime türetme işte bu kısaltmalardan ibaret. İngilizce berbat ve batak bir dil. Türkçe, Arapça, Rusça gibi dillerde ise bir kök alıp istediğiniz gibi kelime türetebiliyorsunuz. O kelimeyi söylediğinizde herkes ne dediğinizi hemen anlıyor(ADSL gibi değil yani). Özellikle Türkçe kelime türetme konusunda bir numara. Yok böyle başka bir dil. Matematik gibi. Türkçedeki yapım eklerine bakarsanız dilimizin gücünü zaten anlarsınız. İngilizcede ise yapım eki diye bir kavram bile yok.

Eğitim öğretimde çocuklara öğretilmeye çalışılan en önemli konular matematik ve dildir. Neden? Çünkü dil ile düşünürüz. 50 kelimelik bir dağarcığı olan insanlarla hiç konuştunuz mu? Ben çok konuştum ve inanın çok acıklı birşey. O insanlar nadiren kendilerini doğru ifade edebiliyor. Yaşadıkları duyguları bile doğru düzgün tasfir edemiyorlar. Sloganlarla düşünüp sorgulayıcı olamıyorlar. O insanların çoğu çocukluğunda ana dilinde eğitim imkanından mahrum bırakılarak büyümüş çocuklar. Gelecekleri baltalanmış, eğitim hayatları söndürülmüş çocuklar. Ana dillerine hakimiyetleri zayıf olduğu için kavram gelişimlerini tamamlayamamışlar. Kavram gelişimi yaklaşık 10-12 yaş civarında tamamlanır. Doğrusu da bir çocuğa o yaşa kadar, yani kavram gelişimi tamamlanana kadar SADECE ana dilde eğitim vermektir. (Benim çocuklarım gibi anası ve babası farklı milletten olup evde 3 dil konuşulan bir ortamda yetişenlerden bahsetmiyorum elbette. Türkiye’de büyüyen, anası babası Türk, öğretmenleri de Türk, ama zorlama bir şekilde İngilizce konuşmalardan bahsediyorum. Birinci durum zorunluluk, Türkiye’deki ise özenti) Ana diline hakim bir insana başka bir dili rahatlıkla öğretebilirsiniz. Bunu dünyadaki tüm dil bilimciler zaten biliyor. Mesela ortalama bir Belçikalı Flamanca, çat pat Fransızca ve iyi İngilizce konuşur(zaten birbirine yakın diller), ama 12 yaşına kadar sadece Flamanca öğrenir. Öyle anaokulunda yabancı dil öğretelim olayı yok. Bizdeki dil bilimciler de biliyor ve nasıl olması gerektiğini dile getiriyorlar, ama sonuçta bu işte büyük paralar olduğu için televizyonlarda duyamazsınız. Bakınız Prof.Dr.Sinan Bayraktaroğlu, Prof.Dr.Oktay Sinanoğlu, Alev Alatlı..vs.vs. Bu insanların hepsi kavram gelişimini tamamlamadan yabancı dil eğitimine geçmenin sakıncaları konusunda insanları uyarıyor. Birisi çıkıp Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda gibi bir ülkede ”anaokuluna yabancı dil koyalım” diye ortaya bir fikir atsa en iyi ihtimalle ciddiye almazlar, en kötü ihtimalle sokakta linç ederler. Bizim andavallar ise sömürge zihniyetinden ne zaman kurtulacak merak ediyorum.

Türkiye’ye her gittiğimde çocuklarımın yabancı dil konuşabildiğini görünce büyük hayranlık duyan insanlarla karşılaşırım. Dudaklardan dökülen kelimeler şunlar ”Ne şanslı çocukar! Şimdiden yabancı dil konuşuyor!”. Ben de asıl onların çocuklarının şanslı olduğunu, çünkü Türkçeyi kolaylıkla öğretebildiklerini anlatıyorum. Mesela benim çocuklarım Türkçeyi benden başka kimseden duymuyor. Onlara Türkçe öğretmek için insan üstü bir çaba sarf etmek zorundayım. Aldığım cevap şu oluyor ”Aman canım, Türkçe’yi zaten öğrenirler”. Hayır, kazın ayağı öyle değil. Hiçbir şey ”zaten” öğrenilmiyor. Size Türkçeyi düzgün konuşup yazamayan, hem de Türkiye’de doğup büyüme milyonlarca Türk gösterebilirim. Elif Şafak Türkçe yazamaz mesela. Kitaplarını İngilizce yazar, çevirmen de Türkçeye çevirir. Siz de Türk yazar diye okursunuz. Türkçe yazamayandan Türk yazar mı olurmuş Allah aşkına kendinize gelin lütfen! Çok abarttıkları Avrupa’daki yabancı dil eğitimi ise ise şu: Belçika Flaman Bölgesinde Türk çocukların okuma oranının çok düşük olduğu, %20 gibi büyük bir çoğunluğunun daha ilkokulda iken sınıf tekrarladığı gözlemlenmektedir. Yapılan araştırmalara göre Türk çocukları okullarda tüm göçmen gruplar arasında en başarısız gruptur.

Kısaca çocuğunuza iyi eğitim vereceğim diye günün modasına uyup çocuğunuzun eğitim hayatını söndürüp bir de bir ton paranızdan olmayın. Dil öğrenme konusunu sağlam kaynaklardan araştırın(Soros beslemesi blog yazarlarından değil!)Siz kendi anadilinizi, yani gözünü sevdiğim Türkçeyi layıkıyla öğretirseniz ana babalık görevinizi tam yapmış olursunuz. Dünya üzerinde de bir tane bile anaokulunda (zorunlu olmadıkça) yabancı dil dayatmayı öneren araştırma bulamazsınız. Türkçeyi kavrayan, dilin mantığını ve işleyişini kafasında oturtan zaten ikinci, üçüncü, dördüncü dili öğrenecektir. Türkçeyi yarım yamalak bilen ise İngilizce falan öğrenemez.

Uzun saatler çalışarak, çocuğunuzdan günde 12 saat ayrı kalma pahasına kazandığınız paraları İngilizce ile eğitim gibi bir saçmalığa harcamadığınızı umarak yazımı sonlandırıyorum. Eğer harcıyorsanız, dilerim bu yazım sizi sarsar ve İngilizce ile eğitim konusunda iyi bir araştırma yapmaya iter. Tavsite edeceğim kaynaklar Prof.Dr.Sinan Bayraktaroğlu gibi akademisyen görüşleridir, eş dostun naçizane fikri, topluma uyma dürtünüz veya ne idüğü belirsiz STO ve blog yazarlarının görüşleri değil.

Saygılar