2017 Türkiye İzlenimleri

Para Bey doğduğum ülkenin dağlarında
Para Bey doğduğum ülkenin dağlarında

Para Bey’in Haziran 2017’de işinden ayrılmasıyla 2 aylık bir yaz tatiline çıktık. Haziran sonu Bulgaristan’a geldik, oradan da Türkiye’ye geçtik. Her zamanki gibi tatilimizin Türkiye kısmını Çanakkale’de geçirdik ve bu seneki Türkiye ziyaretimizi büyük bir hayal kırıklığı ile tamamladık. Türkiye’nin hali beni üzdü, içimi burktu, tiksindirdi. Ben Türkiye’ye sadece iki hafta dayanabildim. Hem de afedersiniz 4.2 ile çarpılan eurolarımızı sağa sola saçarak tatil yaptığımız halde. Bu düzende 365 gün 7/24 yaşayabilen tüm kardeşlerimi akıl sağlıklarını yitirmedikleri için tebrik ediyorum. Pazarkule sınır kapısından kendimizi zor dışarı attık desem yeridir. Yunanistan tarafına geçince sanki göğsümün üstünden bir taş kalktı ve tekrar rahat nefes almaya başladım. Kendi kendime zorunlu olmadıkça bir daha Türkiye’ye ayak basmama kararı aldım.
Aslında Türkiye’de para biriktirip emekli olma ile ilgili bir yazı yazacaktım, ancak gördüğüm şeyler beni insanlığımdan utandırdı. İnsanlık onurum ve kendime saygımdan paraymış emeklilikmiş düşünmeye sıra gelemedi. Türkiye’de gördüklerim o kadar ruhumu yaraladı ki Bulgaristan’ın yalnızlığında 1 ay dinlenmeye karar verdim. Umarım bu süre gördüklerimi unutmama yeter. Gördüklerimi kısaca anlatmak yerine kısa cümlelerle geçiştireceğim:
– her yer çöplük. İnsanlar arabaların camını açıp nefes alır gibi çok doğal bir şekilde birbirinin yüzüne baka baka yollara çöp atıyor. Utanma yok! Büyük oğlum Türkiye’nin adını “çöp ülkesi” olarak değiştirmeyi önerdi. Hele annelerin çocuklara dönüp “aaayyy ellemeeee orayaaa, kirli orasıı” diye ciyaklayıp koca çantalarından ıslak mendil çıkarıp çocukların ellerini silip sonra da o mendili SOKAĞA atmaları kanıma dokundu. İnsan olamaz bunlar diye düşündüm.
– insanlar günde 10-15 saat asgari ücrete köle gibi çalıştırılıyor. Alış veriş merkezleri sabah 10 akşam 10 haftanın 7 günü açık! O çalışanların aileleri yok mu arkadaş? Köle mi bunlar? Ben oralarda para harcayıp sistemin içinde yer almak istemiyorum.
– herkes istisnasız işinden nefret ediyor. Yaptıkları işin çirkinliğinden ve kötülüğünden belli oluyor. O çirkin apartmanlar ve çirkin camilerden kusasım geldi. Birisi çıkıp “buranın mimarıyım” dese elime ıslak sopa alıp eşek sudan gelesiye dövecektim. Tek bir tane düzgün bina olamaz mı arkadaş! Herşeyi çirkin bir beton yığını yapmak zorunda mısınız?
– yollardan insan hayatına verilen değerin SIFIR olduğunu anlıyoruz. Altınoluk’ta hızlı yolun üstüne YAYA GEÇİDİ yapmışlar! Üstelik bırak trafik ışığını, gece görülsün diye sokak lambasını bile fazla görmüşler! Belçika’da hayvanlar rahat geçsin diye üst geçitler yapılıyor(ecoduct). Türkiye’de ise insanın hayvan kadar değeri yok.
– Çocuklarıma ve eşime şanlı ecdadımızı anlatayım dedim, Çanakkale savaşı abidesine gittik. Gitmez olaydım! Şehitliğe giriş 25 lira arkadaş! PARA vermezsen şehitliğe giremiyorsun. O paraları alıp kafalarından aşağı atıp “ALIN, ALIN, SOKUN BİR TARAFINIZA” diye bağırasım geldi, neyse ki tutabildim kendimi. Benden başka herkes tıpış tıpış ödemesini yapıyor! Ben yine sistemin parçası olmamak için şehitliğin kapısından döndüm. Şehitler üzerinden para kazanan başka ülke var mı acaba? Bu insanlığa sığar mı?

– Dağlar taşlar reklam panosu ve dehşet verici bir görüntü kirliliği. Küçükkuyu’ya girişte şunu okudum: “Küçükkuyu’ya hoşgeldiniz! Atatürkçü Düşünce Derneği”. Atatürkçü Düşünce Derneği neden böyle bir pano yaptırma gereği duymuş? Eceabatta ise şunu okudum: “Şehitler diyarı Eceabat’a hoş geldiniz!”. Şehitler turistik atraksyon olmuş. Ezine’nin peyniri, Eceabat’ın şehidi gibi birşey, yoksa sadece ben mi böyle fena şeyler düşünüyorum? Sonra 3-5 ağaç diken otobüs gibi tabela asıyor, bilmemne hatıra ormanı. Yaptığı iyiliği niye başkasının gözüne sokuyorlar ki? Bunları tek ben düşünüyorum sanırım, o yüzden sanırım Türkiye’ye air değilim.
– İnsanların beyinsizliğinden tiksindim. Kafalar boşaltılmış. Herkes birşeyci olmuş, ama düşünceleri slogandan ibaret. Mesela milliyetçi demek Türk bayrağı asmak demek. E o çöpleri kim sağa sola atıyor? Dış mihraklar mı? Ne yazık ki o bağlantıyı kuramıyorlar. Beyinler maymun seviyesine indirgenmiş.
– Kamusal alan diye birşey kalmamış. İnsanlar kutu kutu özel güvenlikli dairelere tıkıştırılmış. Dışarı çıkmak isterlerse tek seçenek AVM’ler, çünkü sokaklar meydanlar -insanlar yürümesin diye- tasarlanmış. Ayvalık’ta Şeytan sofrası diye bir tepe var. Sıkı durun: özelleştirilmiş! Orada yol kenarında dursanız 5 lira park parası vermeniz lazım. Ananın a…. da özelleştir de tam olsun diyecektim, ama insan yok karşımda!
Ülkeden çıkarken sınır polisine Türk kimliğimi gösterdim. Bana ne dese beğenirsiniz?:”Türk kimliği geçmiyor”! Niye kimlik veriyorsun sana bile geçmiyorsa? Vay efendim sen nasıl öyle dersin, yoksa vatan haini misin, 4 saat bekletme hakkım var çünkü bana küfrettin demez mi beyinsiz! Vatan haini olup olmadığımı anlamak için bilgisayarda ayrıntılı kontrol yapacakmış. Evet, evet, en skndrk memur bile tepesi attı mi(ya da sırf meraktan) bilgisayardan HERKESIN özel bilgilerini görebiliyor. Neyse ki burada yaşamıyorum, çünkü “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen türde insan değilim. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” demişer.
Başka bir komedi de şu: Eşimin şirketi var, arabamız da şirketimize ait. Bütün Avrupa’yı bize ait olan şirket arabamızla baştan sona geçebiliyoruz. Türkiye’ye geliyoruz, Türkiye diyor ki “senin bu arabayı şirketten çalıp çalmadığını nereden bileceğim, şirketin sana noterden vekalet versin, tercüme ettir, noterde tasdik et”. Yani eşim şirketin sahibi olarak kendi kendine vekalet verip, yeminli tercümana tercüme ettiriyor, sonra da konsoloslukta onu onaylatıyor felan. Bu işlemin bize maaliyeti 2 gün belge peşinde koşturmaca + 100euro. Komediye bak! Skndrk işer cumhuriyeti Türkiye. Çalıntı araba ile gelmediğimizi sınırda ispatlamak zorundayız. Suçsuzluğu ispatlanana kadar herkes suçludur mantığının yumurtladığı bir başka kural sadece.
Bu seneki Türkiye tatilim önemli bir karar almama sebep oldu o da şu: döner dönmez Belçika vatandaşlığına başvuracağım. 10 senedir orada yaşadığım, Belçikalı ile evli olduğum ve yarı Flaman 3 çocuğum olduğu halde halde kendimi oraya aitmiş gibi hissedemediğim için başvurmamıştım. Saçma sapan milliyetçilik duyguları işte! Farkına vardım ki ben artık bir Belçikalıyım. Orada doğmadım, ama orayı SEÇTIM ve hayatımın en uzun kısmını Belçika’da geçirdim. En önemlisi hayatta en çok değer verdiğim 4 insan Belçikalı. Hayat beni Türkiye’ye dönmeye mecbur etmesin Allah’ım! Amin.