Para Kavramı

Şehrin merkezine taşınmaya karar verdiğimiz için evimize kiracı bakmaya başladık. Kiracı adaylarından bir bayan beni çok şaşırttı. Kendisi otuzlu yaşlarda, bakımlı bir hanım. 18 yaşında iş hayatına atılmış ve 8 restoran, tercüme bürosu, kafe gibi değişik iş yerleri açıp çalıştırmış. 18 yaşından 30 yaşına kadar çok yoğun çalışmış ve evlenip çoluk çocuğa karışınca bütün restoranlarını devredip bir emlakçıda bordrolu çalışan olmuş. Bu arada kendine ne bir ev, ne gayrimenkul, ne de gelir getiren başka bir yatırım almış. Gördüğüm kadarıyla pahalı fransız tasarımı giyisiler, altın işlemeli mobilyalar, yani lüks tüketim ürünlerine çok büyük paralar harcamış. Ben elbette onun bütün banka hesaplarını bilmiyorum. Belki de bankada çok parası vardır. Tek gördüğüm şey restoran işinden iyi anladığı, lüks ürünlere para harcamayı sevdiği ve kendine ait oturacak bir evi olmadığı. Kendisi ile ilgili yaptığım çıkarım ise şu: para kazanmayı iyi biliyor, ama paradan anlamıyor.

Bayanı paradan anlamadığı için ayıplayabilir miyiz? Elbette hayır, çünkü okul sıralarında hiçbirimize para ile ilgili eğitim verilmiyor. Amiplerin çoğalmasını öğreniyoruz, ama ne hikmetse toplumsal hayattaki en önemli kavram olan para öğretilmiyor. Eğitimli veya eğitimsiz, farketmiyor: insanlar parayı idare etmeyi ancak kendi çabalarıyla veya ailelerinden öğreniyor.

Nüfusun %1’lik çok zengin kısmı ise para ile ilgili eğitimi ailelerinden alıyor. İflas eden çok zengin bir insanı düşünün. O büyük ihtimalle tekrar zengin olacaktır.

Ben para konusundaki ilk eğitimimi 2006 yılında izlediğim bir belgeselden almıştım. Bu belgeselin bağlantısını sizinle paylaşmak istiyorum:

http://www.moneyasdebt.net/

Bu belgesel para kavramının arkasında zannettiğimiz gibi varlık veya değerli maden olmadığını anlatıyor. 1971 yılına kadar paranın arkasında altın vardı. Artık yok. Paranın arkasındaki en önemli şey borç. Bu şu demek: siz bankaya gidip 1 lira borç alırsanız banka sizin borç senedinize karşılık 10 liralık yeni para ”yaratır”. Parayı zannetiğimiz gibi sadece Merkez Bankaları yaratmaz. Özel bankaların da para ”yaratma” hakkı vardır.  Bu sistemde enflasyon, yani paranın sürekli değer yitirmesi ve ekonomik krizler kaçınılmaz. Tarih dersinde Osmanlının yıkılma sebepleri arasında altın ve gümüş paraya hile katılması da yazılır. Şu anda dünyada olan şey de bu: devletlerin darphaneleri şakır şakır kağıt para basıyor. Hatta basmasına da gerek yok. Para artık bilgisayar sisteminde bir rakam. Bu paranın varlık olarak bir karşılığı yok. Kesin olan tek bir şey var o da paranın giderek değer kaybettiği ve kaybetmeye devam edeceği. Bu sistemde yastık altında veya bankada para biriktirenler kaybediyor. İngilizcede buna “cash is trash” diyorlar.

Televizyonlarda sürekli milyarlarca dolar borçtan bahsediliyor. Hükümetler, şirketler, şahıslar istisnasız herkes borçlu. Borç olmazsa ekonomi çöker. Onun için borcu iyi kullamayı bilmek, yani iyi borçla kötü borcu birbirinden ayırabilmek çok önemli. Kötü borç, araba, cep telefonu, tatil, kredi kartı, bazen de ev almak için kullandığınız borçlardır. İyi borçlar ise size para kazandıran borçlardır. Yani iyi borcu kaldıraç olarak kullanırsınız. Mesela bizim borçlarımızdan birisi 180.000 Euro miktarındaki bir daire borcu. Geri ödememiz aylık 375 Euro, aylık kira gelirimiz ise 1200 Euro. Bu borç bize para kazandırdığı için iyi borçtur.

Kısaca böylesi belirsiz bir düzende zengin olmak için ne yapmalıyız? Şunu yapmalıyız: parayı anlamalı, paranın ne olduğunu ve ne olmadığını bilmeli ve yaptığımız yatırımları çok iyi anlamalıyız. Borsadan anlamıyorsak oynamamalıyız. Emlak piyasasından haberimiz yoksa hayatımızın en büyük harcama kalemi olan ev alımına gitmemeliyiz. Kısacası kendimizi sürekli eğitmeliyiz.

Günümüz para sisteminde bankada yüklü miktarda param olsaydı bundan korkardım. Bunun yerine iş kurma, emlak ve değerli madenlere yönelmek her zaman daha akıllıca. (Bu konuda yazılmış birçok kaynak var En önemlilerinden birisi de Robert Kiyosaki’nin “Zengin baba yoksul baba” kitabı.)

En akıllıca yatırım formülü şöyle görünüyor:

1) karlı bir iş kurmak (kendi emeğinizi değil başkalarının emeğini kullanarak para kazanacağınız bir iş). Unutmayın ki iş kurmak her zaman büyük sermaye gerektirmez.

2) karlı işten gelen geliri emlağa yatırmak. Kurduğunuz işten 100 lira kar mı edeceksiniz? O parayı emlağa yatırmalısınız. Burada elbette banka kredisine ihtiyacınız olacak. Emlak size kira getirisi ile pasif bir gelir kaynağı olacak. Eğer emlağı göç alan ve gelişen bir bölgede yaptıysanız enflasyon üstğnde değer artışı da olacak.

3) değerli maden yatırımı yapmak (altın, gümüş…). Her ne kadar değerli madenlerin değer yitirecek olması kaçınılmaz olsa da altın ve gümüşle kağıt paraya bakrak daha güvendesiniz. Altını anınında bozdurabilirsiniz, ama emlak yatırımını bir günde elden çıkaramazsınız.

Şunu unutmamalısınız ki hiçbir yatırım risksiz değil. İstanbul’da beklenen deprem olduğu takdirde emlak piyasasının durumunu düşünün, veya benim durumumda Anvers’te nükleer felaket yaşandığı takdirde bütün mal varlığımın çöp olacağını). Bu kadar uç örneklere düşünmeye de gerek yok. Robotlar ve otomasyon alanındaki gelişmeleri yakından takip eden insanlar gelecekte işsizliğin artacağını bekliyor. Bu durumda insanlar kiraları ödemekte zorlanacak ve emlak değer kaybedecek. Bu gelişmeleri yakından takip etmekte fayda var.

Para kazanmak ve varlıklarımızı korumak için sürekli okumalı ve dünyadan haberdar olmalıyız. Önceliği bize fayda sağlayan bilgi kaynaklarına ayırmalıyız. Televizyon ve gazete gibi manipülatif “bilgi” kaynaklarına temkinli yaklaşmalı ve toplum mühendislerinden uzak durmalıyız.

 

 

 

 

“Para Kavramı” için bir yorum

  1. Türkiye de yıllardır asgari ücretle çalışıp ta kirada oturan herkes aşırı tüketim şeklinde yaşıyor.45 Dairelik bir yerde kaldığımdan dolayı artık olayları çok daha net görebiliyorum.Bir tanesi “yahu abi 6 liralık çorba içemeyecekmiyim bırakta layık olayım” demişti.Burada şansıma sahibi hacı amca olan hayrına işleten ucuz bi lokanta var 2.5 TL’ye iki tabak yemek yiyip doyabiliyorum.İskender bile 4.5 TL :).Neyse bu asgari tiplerle arkadaşlık etmek yerine hep zengin insanlarla dost olmaya çalışıyorum çünkü devamlı pahalı yerlerde hergün yiyip içiyorlar.Zaten sohbet ettiğin zaman “zamanında çok para kazandıran işim vardı dışarlarda yedim içtim” diyorlar.Ben de eskiden çok zengindim ailemin aptallıkları sonucu bu hallere düştüm.Amacım tekrar eski günlerime dönüp zengin olmak.Ailem gibi yıllar önce bende dolandırıldığım için elimdeki bütün parayı kaybettim ve nakit akışı hayallerim son bulmuştu.Cesaretimi toplayıp 30 yaşımdan sonra yeniden başlamaya karar verdim çok şükür her yöntemim tıkır tıkır işliyor.En önemli kuralı herkes atlıyor lütfen paranınızın olduğunu herkese söylemeyin ! biri mutlaka çıkıp “bak daha karlı bi iş var ver parayı bana şöyle böyle yapalım,ortak olalım”.vs gibi aldatmalarla o parayı elinizden alacaktır.Ayrıca ölüm kalım bile olsa birikime kesinlikle dokunmamanız gerekiyor.Fakir ve borç içindeki aç gözlü insanlar yüzünden bu hale geldik artık fakir insanlardan hoşlanmıyorum.Zenginler yardım sever insanlardır.Ceplerinde paraları olduğu için sizden beleşçi geçinmezler ! Ayrıca nasıl zengin oldukları hakkında sohbet edip bilgi sahibi olabilirsiniz :).İnşallah bir gün nakit akışı getiren varlıklara sahip olabilirim tüm hayatımı buna adadım.Kala kala bir arsa ve küçük bir ev kaldı elimde onlarda malum nakit getirmiyor üstelik çalışmıyorum da.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir