Türkiye Gerçeğinde Çocuk Yetiştirmek

Önceki yazılarımda çocuk yetiştirme felsefemi biraz anlatmaya çalıştım. Özel okullara neden karşı olduğumu söyledim. Bu yazılara oldukça tuhaf yorumlar geldi ve gelmeye devam ediyor. Bunun için tekrar bir yazı yazma gereği duydum.

En sık yazılan cümleler şuna benziyor:

Genel mantık çerçeveniz malesef Türkiye şartlarına uymuyor. Siz tüm bunları lokal bölge olarak düşünüp yazıyor olabilirsiniz lakin Türkiyenin legalitesi var. 

Cümle son derece bozuk olduğu için aşağıdaki gibi düzenledim:

Mantık çerçeveniz maalesef Türkiye şartlarına uymuyor. Yazdıklarınız yaşadığınız yer için geçerli olabilir ancak Türkiye gerçekliğine uymuyor. 

Yazdıklarım özellikle de Türkiye için geçerli şeyler. Özel okul seçimi aslında ahlaki bir seçim. Öncelikle herkesin mutabık olduğu Türkiye gerçekliğini aşağıya yazalım: Türk toplumu son yıllarda şok ardına şok ile terbiye ediliyor. En son 15 temmuz bahane edilerek kişisel hak ve özgürlükler önemli ölçüde sınırlandı.  Zengin ve fakir arasındaki uçurum her geçen gün artıyor. Ayrışma her alanda hızla devam ediyor: Erkek-kadın(artan kadın cinayetleri), din(körüklenen İmam Hatip okulları ve şiddetle karşı çıkanlar), milli farkların körüklenmesi(Türk-Kürt-Suriyeliler) v.s. Toplumsal alanlar hızla özelleştiriliyor, mesela parklar, ormanlar, yollar, okullar…Sosyal yardım ağları hızla parçalanıyor. Başınıza birşey gelse güvenebileceğiniz bir devlet yok.  Bunları görmem için içinde yaşamam gerekmiyor. Tayyip neden sürekli toplumun bazı kesimlerini hedef tahtasına oturtuyor ? Cevabı basit: sizi daha iyi bölebilmek için. Neden eğitim sistemi özelleştiriliyor? Elbette sizi daha iyi bölebilemek için. Fakirler fakirlerle, zenginler zenginlerle okuyacak. Bana Türkiye şartlarını bilmiyorum diye çıkışacağınıza kendinize şunu sorun: Bu sistemi destekliyor muyum, desteklemiyor muyum? Evet mi hayır mı? Ben hayır diyorum. Bu sistemin parçası olmamak için çocuklarımı asla özel okullarda okutmazdım. Benim için bu tamamen ahlaki bir seçim.

Konuyu biraz daha ayrıntılandırmak istiyorum. Belçika OECD ülkeleri arasında okulsal ayrışmanın en yüksek olduğu ülkelerden biri. Okullar bedava, ancak bazı okullarda Flaman nüfus sadece %1. Bazı okullar yabancı göçmenlerin çok gittiği okullar olarak isim yapmış ve orta direk Flamanlar çocuklarını oralara vermiyor. Ben onlar gibi düşünmüyorum. Okul seçerken iki etkene bakıyorum: yönetimin ne kadar açık fikirli olduğuna ve evime yakın olup olmadığına. Toplumun farklı katmanlarından çocukların bir araya gelmesi bana göre okulu zenginleştiren bir unsur, eğitimi aşağı çeken değil. Bu arada çocuklarım çok akıllılar. Hangi okula giderlerse gitsinler hayatta başarılı olacaklarını biliyorum, çünkü onlar benim çocuklarım. Asla onları elit diye ün salmış, ama benim değerlerimle zıt düşen bir okula vermezdim.

Eğer Türkiye’nin gidişatından memnunsanız, çocuğunuz aynı sizin gibi okul parasını denkleştirebilen velilerin çocukları arasında okusun. Verin çocuğunuzu özel okula. Ancak hem bu düzene kızıp hem parçası oluyorsanız içinizde çözmeniz gereken önemli bir ahlaki sorununuz var: iki yüzlülük.

Okuyucum serzenişine şöyle devam ediyor:

Çocukların okul vb şeylerinden öğütler vermişsiniz lakin size çok basit bir Türkiye örneği vermek isterim. Türkiye’de ortalama bir lisenin bir öğrenciye verebildiği eğitim kalitesiyle Robert kolejinin öğrenciye verdiği eğitim kalitesi bir mi?

Türkiye’de Robert Kolej ve ortalama lisenin verdiği eğitim elbette aynı değil, ancak bu asla Robert Kolejinin DAHA İYİ olduğu anlamına gelmiyor. Ben sınavla öğrenci alan bir devlet lisesinde okudum. Sınıf arkadaşlarımın istisnasız hepsi mesleklerinde çok başarılı oldular. Başarılı derken şunu kastediyorum: hepsi alanlarında DÜNYADA %1’lik dilimde. Mesela birisi Amerika’da ünlü bir göz doktoru oldu. 5-6 tanesi Avrupa ve Amerika’da ünlü üniversitelerde profesör. Bir kısmı üst düzey yönetici oldular vesaire. Çok da örnek vermek istemiyorum, çünkü bazıları çok ünlü. Kim oldukları şıp diye çıkacak ortaya. O bakımdan Robert Kolej bizim okulun yanından geçemez. Ha şu olabilir: Eczacıbaşı’nın torunu Robert’te okumuştur sonra da dedesinin şirketinde müdür olmuştur. Bizde o olmaz. Benim sınıf arkadaşlarım orta direk veya fakir ailelerden geliyordu. İçlerinde 1-2 doktor çocuğu vardı ve onları çok zengin sayıyorduk. Hatta bir arkadaşım Van’ın bir köyündendi. Ailesinde kendisinden başka türkçe bilen yoktu. O kadar fakirdi ki, evine yılda ancak 1 defa gidebiliyordu ve elbette sadece otobüsle. Sonra burslu Princeton’u kazandı. Şimdi alanında ünlü bir isim(Amerika’da).  Robert koleje gitmedim, ancak iş hayatım boyunca 5-6 Robert kolej mezunu ile çalışma fırsatım oldu. Onlara insani ve mesleki olarak saygım sonsuz. Ancak akademik başarı açısından Robert’e gitmiş olmaları onları bizden daha başarılı ve üstün yapmadı. Daha doğrusu kimin hangi liseyi bitirdiği gibi bir sınıflandırma içine girmedik.

Burada amacım kendi okulum ve Robert arasında sidik yarışı yapmak değil. Söylemek istediğim şey şu: eğitimi çok iyi olan onlarca devlet lisesi var. Örnek veriyorum Kabataş Lisesi. Oradan tanıdığım birisi hayatımda gördüğüm en iyi programcıydı. Kendi alanında dünyada %1’lik dilimde. Şimdi Goldman Sach’ta üst düzey yönetici. Bu adam mahalle okuluna da gitse başarılı olurdu.

Sonuçta hiçbir okul öğrenciye beyin amelyatı ile akıl nakli yapmıyor. Hayatta ne olacağı tamamen insanın kendine bağlı. Başarı yüksek özgüven, çok çalışma, öz disiplin, azim, sebat gibi kişisel özelliklerin sonucu. Bunların bir kısmı öğreniliyor, bir kısmı ise içsel özellikler. Bunların hiç biri okullara para saçarak kazanılmıyor.

Okuyucum devam ediyor:

Yahut ortalama bir anadolu şehrinde bulunan üniversitenin okul sonrası açacağı kariyer kapılarıyla, koç üniversitesi, doğuş üniversitesi yahut okan üniversitesinin açacağı kariyer kapıları bir mi hanımefendi?

Türkiye’nin belki de en iyi üniversitesinde okudum. Bir defa bile -okulun ilk 4 senesinde- panel, konuşma, konferansa katılmadım. Katılanı da tanımıyorum. Neden katılalım veya o panelin bize katkısı ne olacak? O dediğiniz konferanslara insanlar doktora yaparken katılıyor. Undergrad, yani lisansta öyle yerlerde işiniz olmaz.

Sektörel bazlı buluşma mı? Üniversite öğrencisi herhangi bir sektörde çalışmıyor ki buluşmaya gitsin.

Önceki yazılarımda İnternet gelmiş geçmiş ikinci en büyük EŞİTLEYİCİ demiştim. İnternet tüm kullanıcılara EŞİT bir şekilde bilgiye ulaşma imkanı veriyor. Bazen akşamları dünyanın herhangi bir ülkesindeki TED Talk’larını izliyorum. Eşim araba kullanırken ilgi duyduğu alanlardaki podcastleri dinliyor. Hatta bu sene içinde Amerika’da 2 eğitim programına katıldım, hem de Amerika’ya gitmeden. 2016’da 4 uzaktan eğitim aldım. Çocuğunuz ne olmak istediğini bildikten sonra Okan Üniversitesi de aynı Kokan Üniversitesi de.

Okan, Doğuş, Koç üniversitesinin açacağı kariyer kapıları ne olabilir ki diye bir düşünceye daldım. Belki işe girerken insan kaynakları tercih edebilir, ama hepsi bu. O kişinin kariyeri üzerinde en ufak bir etkisi olmaz. Okul bittikten 5 sene sonra zaten kimse okul mokul sormuyor. Ne başardın, hangi sorunu çözdün, BECERİN NE? İşte bunu soruyorlar. Şirketler çalışanın diplomasına değil yaptığı işe para veriyor.

Bu okuyucumun sorusunun devamına cevap vermeyeceğim, çünkü söylediklerinin pek elle tutulur bir yanı yok.

Burada herkesin kendine sorması gereken bir soru daha var: BAŞARI NEDİR? Herhangi bir alanda dünyada  ilk %1’de olmak ise ihtiyacınız olan kişisel becerileri muhtemelen okulda öğrenemeyeceksiniz. Bana göre özel okul=daha iyi eğitim=başarı  şeklindeki bir önermeye indirgenmiş anlayış öz güven eksikliği, korkaklık ve bayağılıktan ibaret. Başarı ise bunların tam tersi özellikler gerektiriyor.

Alev Alatlı’yı okumayı çok severim. Bir kitabında şöyle diyor: Bana muradını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. 

Benim için başarılı olmak Ruyard Kipling’in in EĞER şiirindeki insan olmaktır. Bu şiiri ilk defa lisede iken okumuştum. Eğer çocuklarımı da böyle yetişritebilirsem kendimi başarılı anne sayacağım(Emre Kongar çevirisi):

Eğer herkes çıldırmış seni suçlarken…
Sen başını dik tutabilirsen,
Eğer herkes senden kuşkulanırken…
Sen kendine güvenebilirsen,
Ama bu kuşkulara da hoşgörülü davranırsan,

Eğer bekleyebilir ve beklemekten bıkmazsan,
Veya hakkında yalan söylenirken…
Sen yalan söylemezsen,
Ya da senden nefret edilirken…
Sen nefret etmezsen,
Ve yine de insanlara tepeden bakmaz…
Ukalalık etmezsen:

Eğer düş kurabilir…
Ve düşlerinin tutsağı olmazsan,
Eğer düşünebilir…
Ve düşünceleri ihtirasın haline getirmezsen;

Eğer hem Zaferi hem de Felaketi göğüsleyebilir
Ve bu iki sahtekâra da eşit davranabilirsen;

Eğer söylediğin gerçeklerin…
Üçkağıtçılar tarafından…
Aptalları tuzağa düşürmek için çarpıtıldığını…
Duymaya dayanabilirsen,
Ya da yaşamını adadığın eserler yıkıldığında…
İşe koyulup yıpranmış araç gereçlerinle,
Onları yeniden yaratabilirsen:

Bütün kazanımlarından bir yığın oluşturabilsen
Ve hepsini bir yazı-turayla riske atabilsen,
Ve kaybettiğinde yeniden baştan başlayabilsen
Ve kayıpların hakkında tek bir söz bile etmesen;

Eğer yüreğini, beynini ve kaslarını…
Bütün yıpranmışlıklarından sonra bile
Yeniden dönüş için zorlayabiliyorsan,
Ve içinde, onlara “Dayan!” diyen…
İradenden başka hiçbir şey kalmamışken…
Dayanabiliyorsan

Eğer erdemlerini koruyarak kalabalıklarla konuşabiliyorsan,
Ya da insanlığını unutmadan krallarla birlikte yürüyebiliyorsan,
Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitebiliyorsa;
Eğer herkes sana güvenebiliyor ama yapamayacağın şeyleri beklemiyorsa,
Eğer sen acımasızca geçen her dakikanın her saniyesini…
Uzun bir maratonda gibi koşabilirsen,
İşte o zaman Dünya ve içindeki her şey senindir,
Ve daha önemlisi-sen artık Adam olmuşsundur oğlum!

 

“Türkiye Gerçeğinde Çocuk Yetiştirmek” üzerine 19 yorum

  1. Cevabiniz icin cok tesekkurler. Dönme isteğimin bir çok nedeni var. Çoğunlukla duygusal nedenler sanırım. Anladığım kadarıyla siz de yurtdışında yaşıyorsunuz. Aile özlemi, zaman zaman vatan özlemi gibi nedenler.. Buradaki ağır kapitalist yaşam da ayrıca. Çocuklarımın Türkçesinin bozulmasını, Amerikanlaşmasını, kimliğini kaybetmesini de istemiyorum. Yanlış anlaşılmasın körü körüne bir milliyetçilik kafasında değilim. Çocuklarımın dünya vatandaşı olması, donanımlı bireyler olması en büyük arzum. Tabi özünü kaybetmeden. Ama bazen uzakta olmanın verdiği bir duygusallık mı diyorum kendi kendime. Her ne kadar durumdan yani ülkenin gidişatından memnun olmayan bir yüzde elli kısım olsa da, bir o kadar durumdan memnun olan diğer yüzde elli var. Diyorum ya uzaktayım doğru değerlendiremiyor olabilirim. Şu şartlarda orada çocuk yetiştirmek oldukça zor gözüküyor. Sizin söyledikleriniz doğrultusunda takıldığım şey, yani eleştirinizdeki özel okul devlet okulu ayrımı, bazı konularda haklı olsanız da insanlar biraz buna mecbur bırakılıyor sanki. Kimsenin büyük bir keyifle zorluklarla kazandıkları paraları özel okullara vermesinden dolayı çok mutlu olduklarını düşünmüyorum. Söylediğim gibi bizim okuduğumuz devlet okulları sanki mazide kaldı. Bir arkadaşım aynı sizin gibi düşünerek çocuğunu özelden alıp devlete verdi. Ama çocuk orda yapamadı.Mecbur kaldılar tekrar özele vermeye. İstisna okullar elbette vardır. Şahane öğretmenler, belli bir gelirin altında olmasına rağmen çok iyi yetiştirilmiş ve devlet okulunda okuyan çocuklar elbette vardır. Ama sanırım kimse çocuğunun geleceği ile ilgili böyle bir kumar oynamak istemiyor. Başarılı çocuk her koşulda başarılı olur kesinlikle haklısınız. Ama o potansiyel taşıyıp taşımamasına mı bırakılmalı çocuğun geleceği?Gnümüzde üniversite bitirmiş insan sayısı arttı, dolayısıyla rekabet arttı. Hayat kolaylaşıyor gibi gözükse de her yeni gelen nesilin işi biraz daha zorlaşıyor sanki. Anne baba olarak çocuğu geleceğe hazırlamak ve elinden gelenin en iyisini yapmak kaygısını yaşadıklarını düşünüyorum sadece. Naçizane fikirlerim bunlar. Umarım bütün bunlar geçici bir süreçtir ve herşey yoluna girer ülkemiz için.

    1. Tekrar Merhaba Gözde Hanım,
      Yaşadığınız duygusallık Amerika’ya alışma sürecinizin sadece bir parçası gibime geliyor. Hepimiz o günlerden geçtik. Şunu söyleyebilirim ki zamanla her şeye daha farklı gözle bakmaya başlayacaksınız ve her şey daha iyi görünecek gözünüze. Kendinize biraz zaman verin ve şimdilik dönmeyin, çünkü çoluk çocuk perişan olursunuz. Türkiye’ye dönünce de reverse culture shock denilen yeniden alışma sürecini yaşayacaksınız. Çocuklar özellikle çok zorluk çekecek.
      Siz Amerika’dan sık sık Türkiye’ye gidemediğiniz için gözünüzde tütüyor olabilir. Biz Avrupa’dan daha sık gidebiliyoruz ve inanın her gittiğimizde hayal kırıklığı yaşayıp geri dönüyoruz. Türkiye her sene daha kötüye gidiyor. TL-EUR kurundan da ekonominin hali belli. Sadece okullar değil toplumun tüm katmanlarında bozulma var. Ben özel okul ile ilgili yazılarımda iki şey savunuyorum sadece: 1. ailenin okul uğruna maddi bağımsızlığını feda etmemesi gerektiği 2. çocuğun dil gelişiminin tamamlanması gerektiği. Türkiye’de çocuklar ne doğru düzgün türkçe biliyor ne de ingilizce. Yoksa özel okulu veya devlet okulunu savunduğum yok. Bana göre Türkiye’de ikisi de kötü.
      Onca fakirliğe rağmen Türkiye gözü dönmüş bir tüketim toplumuna dönüşmüş. Herkes her şeyi almak istiyor hem de kredi kartı borcu ile. İnsanlar sağlıklı muhakeme yapamadan şuursuzca tüketüyor. Amerika’da düzeninizi bozmayın derim, çünkü orada arkadaş ve aile baskısı olmadan kendinizi bu çılgınlıktan koruyabilirsiniz.
      Sevgilerimle

      1. Evet Avrupa da yaşayanlar gibi sık sık gidemiyoruz maalesef. Avrupa’da sadece turist olarak bulunduğum için, yaşam olarak bir fikrim yok. Amerika nın en büyük angaryası çok uzakta olması. Uçak biletinin pahalı olması ve yolculuğun uzun sürmesi. Bu konuda çok dezavantajlı. İçim acıyarak söylüyorum kalmak daha mantıklı galiba. Bu arada diğer yazılarınızdan bir kaçını okudum. Her ne kadar bazı konularda doğru tespitler yapsanız da insanlarımıza haksızlık yaptığınız yerler olduğunu düşünüyorum. Amerikalı insanları gözlemleyerek şunu söyleyebilirim ki kesinlikle Türk insanı tabii hepsi için geçerli olmasa da, gerçekten çok özel. Burada insan ilişkileri çok sığ, çok maddiyatçı. Özgürlük evet çok güzel kimse kimseye karışmıyor ama aslında bunun altında yatan en temel neden bireysellik. Kimsenin kimsenin umrunda olmaması. Biz güzel bir millettik fakat bilinçli bir şekilde içimizi boşalttılar. İnsanları medya gücüyle aptallaştırdılar. Genelimizin anası babası Anadolu dan köylerden şehirlere göçmüş insanlar. Toplumun büyük bir çoğu eğitimsiz. Böyle olunca yönlendirmek ve sömürülmek kaçınılmaz. Demek istediğim bu toplumun bir suçu değil. Bizim topraklarımız çok değerli ve bu değeri bilecek yöneticilere ihtiyaç var. Halk gücüyle bişiyler yapmak eskilerde kaldı. Toplumumuzda çok değerli aydın insanlar olmasına rağmen bakın değiştirebildikleri hiç birşey yok.

        1. Türk insanının en güzel ve özel olduğunu düşünüyorsanız bir dakika bile düşünmeyin ve Türkiye’ye dönün diyorum. 20 sene de geçse siz Amerika’ya alışamayacaksınız. “Biz çok güzel bir millettik fakat aptallaştırdılar, sömürdüler, yönlendirdiler. İnsanlar cahil olduğu için onların suçu yok” diyorsunuz ve kendinizce haklısınız. Önceki tavsiyemi geri alıyorum ve size şöyle diyorum: Bir dakika bile düşünmeyin ve Türkiye’ye geri dönün. Halk gücüyle birşeyler yapmak eskide kaldı gibi derin toplumsal tespitler de yapabiliyorsunuz gördüğüm kadarıyla, ki bu cümle bile tam bir Türkiye toplumu üyesi olduğunuzu gösteriyor. Türkiye’de gerçekten de herkes herkesin umurunda. Kaç çocuk yapmanız gerektiğini bile komşunuzdan, iş arkadaşınızdan öğrenebilirsiniz, hani olur da kendiniz düşünemezseniz. Güzel yanları da yok değil: şık giyinir, güzel arabalara binerseniz, özel güvenlikli bir sitede oturursanız, yurt dışına (2 güncük bile olsa) tatile giderseniz, eşiniz müdür falan olursa namınız alır yürür. Onay görürsünüz. O toplumun gerçek, seçkin bir bireyi olursunuz. Samimi söylüyorum, bireyselliğin Kabe’si Amerika size göre pek değil ve alışmanız çok, ama çok zor olacak ve düşüncelerinizi kökten değiştirmediğiniz sürece de asla alışamayacaksınız.

  2. Merhaba, yazınızı biraz geç rastladım. Ülkemiz hakkındaki tespitlerinize tamamen katılıyorum. Son üç yıldır yurtdışında Amerika da yaşıyoruz. Eşimin işi dolayısıyla. İki çoçuğum var. Ülkemize dönmek istiyoruz. Ama en büyük kaygımız ülkedeki eğitim sistemi. dönmek mi mantıklı kalmak mi? Bilemiyorum.. Siz olsanız ne yapardınız? Ben de okul parası denkleştiren velilerden olmak istemiyorum. Devlet okulları gerçekten ne kadar mantıklı? Evet bizler devlet okullarında okuduk. Bizim okuduğumuz devlet okullarından çok başarılı insanlar çıktı evet. Ama o zaman ki devlet okulları ile şimdikilerin bir olduğunu düşünüyorum. Devlet ve özel okul arasındaki fark bu kadar derin miydi? Müfredatlar bu kadar değiştirilmiş miydi? Bazı konularda bu kadar dayatma ve ayrıştırma varmıydı? Bu kadar çocuklara yönelik taciz varmıydı? Sizin ifade ettiğiniz gibi Su akar yolunu bulur mantığı şu içinde bulunduğumuz durum için fazla romantik bir bakış açısımı? Fazlamı kaderci? Bilemiyorum çok kafam karışık. Yorumunuzu bekliyorum. Saygılar..

    1. Niye dönmek istediğinizi yazmamışsınız.
      Ben olsam dönmezdim, çünkü Türkiye tam bir sömürge ülkesi. Şu kadarını söyleyeyim, 2017 yılı Türkiye tatili izlenimlerim en kötü yorum alan yazım, İngilizce eğitime karşı çıkmam da aynı şekilde en çok eleştirilen yazım. Yani Türkiye’de son derece ilkel, futbol takımı tutar gibi mantıksız bir milliyetçilik var. Milliyetçi bir insanın Türkçe eğitimi savunmasını beklersiniz değil mi? Öyle değil işte. Türkiye’yi beğenmediğim için ağız dolusu küfür eden insanlar çocuklarına kendi ülkelerinde İngilizce eğitim aldırıyor. İnsanlar muhakeme yapamıyor. Oradan anlayın seviyeyi.
      Ben olsam Amerika’da kalır, en azından çocuklarımın köle olmasını engellerdim.
      Sevgilerimle,

  3. Devlet okullarında da çok güzel egitimler veren bir sürü okul var. Sadece başlığındaki “özel” ibaresi eğitim kalitesini arttırmıyor. Hatta güzel araştırmalarla özel okullardan çok daha iyi eğitim veren bir sürü devlet okulu bulunabiliyor. Kişisel gözlemim bu son yıllarda ebeveyn sorumluluğumuzu başkalarına vermeye çok hevesli olmamız. Birçok aile evde devam etmesi gereken egitim sorumluluğunu para ile bir kuruma devrediyor. Özel okula gönderdim, ohhh artık uçar bu çocuk diye düşünüyor. İstediğini bulamayınca da öğretmeni ve okulu suçluyor. Onun prensi / prensesi aslında her şeyi başarır ama işte yanlış ellere düştü (!) Boşa saçacak çok paranız var anladık da evlat da mı öyle

  4. Koç Üniversitesi ile Okan ve Doğuş ‘Üniversitesi’ zımbırtılarını bir tutmanız cidden Türkiye’deki üniversitelerin kaliteleri ve eğitim seviyeleri hakkında zır cahil olduğunuzu gösteriyor. Ya da dalga geçiyorsunuz. Küçük bir araştırma yapabilirdiniz bunları yazmadan önce.

  5. Para hanım ,
    Ben sayfanızın bir kaç yorumla trollendiğini düşünmeye başladım. Ay bir gülme geldi ?

    1. Aa bak sen. Senelerdir uzakta olunca insanların neye güldüğünü anlayamaz oldum. Olsun, gülmek güzel şey.

      1. Parahanım,
        Demek istediğim yorumları okuyunca gülesim geliyor.
        Sayfanızı komik bulmuyorum bilakis çok yararlı… Düzenli takipçinizim.
        Teşekkürler

  6. Türk insanının karakter yapısı tezatlar üzerine kuruludur.Üstün zekalı bir insan olarak eğitim sistemine karşıyım.Bir gün evlenip çocuğum olursa eğer okula göndermeyi düşünmüyorum.Rockefeller ailesinin uydurduğu ezbere aptalca bi sistemde çocuğumun kendim gibi heba olmasını istmem.Ona harcayacağı zaman ve parayla girişimci olup zengin olma ihtimali çok daha yüksek.Türk insanı tuhaftırki benim gibi hergün kitap okuyanlara düşman olurlar kendileri dedikoduya ve magazine bayılılırlar gel gör ki tezatlık burda başlar nedense eğitime çok önem verirler.Çünkü kendieri zamanında okuyamadıkları için (vah yazıkkk) bari çocuğum okusun ezikliği moduna girerler.Bir bilselerdi bu sistemin aptalca olduğunu gözlerinde bu kadar büyütmezlerdi sanırım.Şu ilk okul terk ünlü multimilyoner zengin iş adamlarımızında kafasında eğitime önem vermek var okul filan açarlar ha bire bana saçma gelir.

    1. Kendini üstün zekalı olarak tanımlayan ve çok kitap okuyan birinin yazım kurallarına göre yazmasını bekliyor insan. 🙂

  7. Gene harika bir yazı yazmışsınız Para Hanım,çocuklar zayıf noktamız ve kolayca sömürülebiliyoruz.Belki de bunun asıl sebebi çoğumuzun düşünmeye vakit ayıramayacak kadar yoğun çalışmasıdır.
    Şu an İstanbulda özel okullar 50.000tl-55.000tl civarında (giysi,servis hariç) Çocuk sayısını da ortalama iki olarak düşünürsek anne babanın üst düzey beyaz yakalı olduğunu varsaysak bile birinin maaşı çocukların sadece okuluna gidiyor.O sabahın köründe İstanbul Trafiğine dalmalar,bitmeyen toplantılar,yüksek hedefler ve garanti olmayan iş akdi ….vb tamamen okula giden paraya çalışıyor.Acıklı mı komedi durum mu bazen karar veremiyorum.
    Devlet okulu özel okul tartışmasına girmek istemiyorum ama devlet okullarının öneriye açık ve yönetiminişbirliğine yanaşabilir olduğu konusu en çok soru işaretinin olduğu bölüm diyebilirim.Yine de benim okuduğum dönemlerdeki gibi olmasa da (devlet okulu+son sınıf dersane ki cüzzi bir para ödenmişti+teknik üniversite yolunu izledim) bir yol bulunur diyorum.Yeter ki mümkündür diyelim ve kendimize pasif gelirlerimizle bir an önce ekonomik bağımsızlık sağlayıp biraz sakin biraz umut dolu hareket edelim.
    Bu konuda da daha çok yazalım ve düşünelim.
    Sevgilerimle

  8. merhaba para hnm, öncelikle emek verip tecrübelerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkürler. özel okullar ve yabancı dil konusundaki düşüncelerinize tamamen katılıyorum. Ben de hep devlet okullarında okudum. Üniversitede kolejli arkadaşım da vardı birleştirilmiş köy okulu sınıflarından gelen de. Burada her yıl kredi çekip çocuğunu özel okula gönderen veliler var. Asgari ücretle(1400 tl) çalışıp çocuğuna 1000 liralık bebek arabası alan da var (internette 200 tlye alınabiliyorken.
    Yalnız değinmek istediğim çok önemli bir konu var. Büyük şehirlerin bazı bölgelerinde (bu tabiri sevmiyorum ama varoş bölgelerinde) maalesef devlet okullarında çocuklar çok erken yaşta sigara ve uyuşturucuyla tanışabiliyor, aileler ne kadar iyi eğitse de çocukların öyle bir çevrede yetişmesi üzüntü verici. Küçücük çocuklar hiç duymadığınız küfürler ediyor. Maalesef çocuğu devlet okuluna göndermek için daha ortalama (nezih demiyorum) bir semtte oturmak ve okula göndermek gerekebiliyor. Şu anda adrese dayalı sistem söz konusu olduğundan iyi eğitim veren bir devlet okuluna göndermek ise mümkün olmayabiliyor. iyi mahallelerde de evler, kiralar da ona göre oluyor. Bu konuda verebileceğiniz tavsiyelere de açığız:)

    1. Adı üstünde varoş pislik hap uyuşturucu küfür şiddet… Ben o mahallerde zamanında çok oturdum çekinmeyin söyleyin yaa ben varoş ve fakir insanları sevmiyorum.Zamanında çok çektirdiler bana gençliğim çocukluğum maf oldu serseriler yüzünden.Dünyanın en iyi insanları zenginlerdir.

    2. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Bizim zamanımızda sadece zenginlerin çocukları uyuşturucu kullanırdı. Selen Atılgan diye bir kız tanımıştım, daha doğrusu anne babasını tanıyordum. Okumuş ve varlıklı insanlardı. Selen tek çocukları idi ve çok iyi yetiştirilmişti. İlgi ve sevgi ile büyütmüşlerdi çocuklarını. Işık lisesi mezunu idi. Maalesef 20’li yaşların başında uyuşturucuya kurban gitti. Bana kalırsa uyuşturucu belası zengin fakir fark etmeksizin herkesi etkiliyor. Özel okulda olmayıp, devlet okulunda olduğunu söylemek ne kadar doğru bilmiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir