Vegan Olmak ve Mutluluk

Maddi varlıklara sahip olmak bizi mutlu etmiyor. Bunu hepimiz biliyoruz, yine de sık sık birşeyler satın alarak hayatımıza anlam katmaya çalışıyoruz. Oysa ki mutluluk iç dünyamızdan dışımıza vuran birşey, dışarıdaki maddi dünya iç mutluluğa sebep olmuyor yani. Daha büyük, güzel bir ev, yeni araba, giyisiler, ayakkabılar bizi mutlu etmiyor. Çocuğumuza çok oyuncak satın almak da onun mutlu bir birey olmasını sağlamıyor. Mutluluk kim olduğumuz, kendimizi nasıl geliştirdiğimiz ve nasıl bir insana dönüştüğümüzle ilgili birşey.

Gerçek mutluluk insanın içinden dışa doğru vurur dedik ya. Aynı şekilde yaşadığınız hayat sizi mutlu etmiyorsa bunun sebebini kendinizde aramalısınız. Mutsuzluğunuzun sebebini ailenize, eşinize, çocuklarınıza, işinize veya yaşadığınız ülkeye yüklemeniz doğru değil.

Nasıl bir hayat yaşamak istediğinizi düşünün. Çoğu insan ortalama bir hayatı örnek alır. Örneğin ortalama bir üniversite öğrencisi mezun olup bir işe girmeyi, bir ev almayı, bir araba almayı, evlenmeyi, çoluk çocuğa karışmayı hayal eder. Hayat hedeflerinin çoğu maddiyat çerçevesindedir, çünkü hedeflerini belirlerken ortalama bir insanı kıstas alır. “Evimi aldım, arabamı aldım hayatım tamam” şeklinde. Maddi hedeflerine ulaşınca çok mutlu ve bugünkünden farklı bir insan olacağını zanneder. Ortalama bir hayatı hedef almaktaki sorun şu: ortalama insan mutsuz. Hayatına toplum normlarına göre yön veren bir insan da mutsuz oluyor. İnsanların çoğu mutsuz. Elbette insanların çoğunun mutsuz olması sizin de mutsuz olacağınız anlamına gelmiyor. Herkes öyle yapıyor diye vasat bir hayatla yetinmek zorunda değilsiniz. Mutluluğun çaba sonucu elde edilen bir yan ürün olduğunun farkına varmak önemli birşey.

Özünde mutluluk arayışı anlam arayışı ile ilgilidir. Mutluluğu kovalamaktansa hayatımızda anlam aramalıyız. Çocuklarınıza güzel Türkçe öğretin diyorum ya. İnsanların çoğu mutluluk, zevk, haz gibi kavramları birbiri ile karıştırır. “Alışveriş yapmak beni mutlu ediyor” veya “Dondurma yemek beni mutlu ediyor” diyen insanları düşünelim. Şöyle anlatayım, kadınlar kendilerine yakışan, güzel bir elbise gördüklerinde almak isterler, çünkü bu elbise onları o anda iyi hissettirir, yani mutlu eder. Ne yazık ki bu mutluluk çok gelip geçicidir. O elbise alınmadan önce mutluluk seviyesi 5 olsun. Elbise alındığı anda ve hemen sonrasında mutluluk seviyesi 6 olsun. Aradan 2 hafta geçtikten sonra mutluluk seviyesi yine 5’e düşer, çünkü maddi birşey kalıcı mutluluk sağlamaz. Aynı şekilde dondurmayı çok sevdiğinizi düşünelim. Dondurma yerken mutluluk seviyeniz yükselir, ama aradan sadece 1 saat geçtikten sonra yine eski seviyeye düşer. Sürekli mutlu olduğumuz şeyleri yaptığımızı düşünelim: sürekli elbise almak veya alışveriş yapmak, sürekli güzel yemekler yemek gibi. Bunlar bizi uzun vadede mutlu etmez. Hatta tam tersine, çok para harcayarak insanı gereksiz borca sokar veya çok yemek yiyerek şişmanlatır. Bunlar mululuk değil, haz duymak ve zevk almak kavramlarıdır.

Mutluluk arayışı ANLAM arayışıdır aslında. Hayatımız anlamlı olursa mutlu oluruz. Üniversiteyi bitirip bir işe girmek, barınacak ev almak, evlenip çoluk çocuğa karışmak genel hatları ile ortalama bir hayat. Bu ortalama hayat mutlu da olabilir mutsuz da. Mutlu ve mutsuz hayat arasındaki fark ANLAMDIR. Yaşadığımız hayat değerlerimizle örtüşüyorsa bize anlamlı gelir, örtüşmüyorsa da mutsuz oluruz. Mutsuz olan insanların kimisi kendini alışverişe veriyor ve borca batıyor, kimisi çok yemek yiyip şişmanlıyor, kimisi karısını farklı farklı kadınlarla sürekli aldatıyor, kimisi uyuşturucu kullanıyor… bu liste uzar gider.

Kim bilinçi, farkındalığı yüksek bir hayat yaşarsa, değer sistemi ile örtüşen işler yaparsa mutluluğu yakalar. Mutluluk gelip geçici, anlık bir haz değil de kalıcı bir memnuniyet halidir. Mutluluk, farkındalığı yüksek ve bilinçli bir hayat yaşamanın sadece bir sonucudur aslında.

Ben mutlu bir insanım. Yukarıda yazdığım sözler basmakalıp sloganlar gibi havada kalmasın diye nasıl ANLAMLI bir hayat yaşamaya çalıştığıma örnek vermek istiyorum:

Şimdi şöyle bir sahne canlandıralım gözümüzde: Ayşe ve Mehmet diye bir çift bir cumartesi günü arkadaşları olan başka bir çift Demet ve Burak ile buluşuyor. Yemek planı yapıyorlar. Mehmet diyor ki “Bilmemne Kebapçısının Adana kebabı muhteşem”. Sonra da ballandıra ballandıra kebabı anlatmaya koyuluyor:”Böyle et yok! O etler tel tel ağzında eriyor…” . Ayşe de Demet’e şöyle diyor “Bir de künefesi var ki parmaklarını yersin…” ve o da yemeklerin lezzetini anlatmaya devam ediyor. Çoluğu çocuğu da alıp arabalara binip o kebapçıya gitmek için 20km yol yapıyorlar. Kebapçıya geliniyor, çatlayana kadar kebaplar tatlılar yeniyor. Evlendikten sonra hepsinin kiloları alıp başını gitmiştir, ama olsun. Böyle “özel” günlerde rejim yapacak değiller ya! 

Yukarıdaki sahne birçok kişinin yaşamış olduğu olağan bir sahne öyle değil mi? Ben ve Para Bey için değil. Neden? Çünkü birçok şey değerlerimizle örtüşmüyor. Sebeplerini anlatayım: Eşim de ben de öz disiplin, çevreyi koruma ve sağlığa önem veren insanlarız. Hayatımızı bu değerler çerçevesinde yaşıyoruz. Yukarıdaki durum değerlerimizle çelişiyor. Şöyle ki:

  • çevre kirliliğine yol açmak istemiyoruz. Onun için hiç hayvansal gıda yemiyoruz.
  • sağlığımıza dikkat ediyoruz ve tatlıyı çok nadiren, belki ayda bir yiyiyoruz.
  • daha yakın seçenekler varken yemek uğruna arabaya binip 20 km yol gitmiyoruz, çünkü çevre kirliliğine sebep olmak istemiyoruz.
  • Ballandıra ballandıra bir yemeği anlatmak, abartmak bize ayıp geliyor. Sonuçta duyan ve yiyemeyen insanlar olabilir. Hayatımızın her alanında ölçülü ve abartısız olmaya dikkat ediyoruz.
  • Yemek zevki peşinde koşmak bize ayıp geliyor. Yemek için yaşamıyoruz, yaşayabilmek için yiyiyoruz. Öz denetim, yani nefsine sahip olabilmek bizim günlük hayatımızda önemli bir yer tutuyor. Örneğin Para Bey kışın 1 ay boyunca soğuk su ile duş alıyor bazen. Bu şekilde irade “kasını” sürekli çalıştırıyor.
  • Asla çatlayana, patlayana kadar yemiyoruz, nefsimize sahip çıkıp ölçülü yemek yiyiyoruz. Hem sağlığımızı koruyabilmek hem de her zaman formda kalabilmek için.
  • Sadece kuş sütünün eksik olduğu ihtişamlı sofralar, mekanlar bize göre değil, çünkü bunları israf olarak görüyoruz. Dediğim gibi mütevazi yaşamak değer sistemimizde, dolayısıyla hayatımızda önemli bir yer tutuyor.

Eğer biz kendimizi yukarıda tarif ettiğim sahnenin içinde bulsaydık o an, karşımızdaki insanları kırmamak adına, çevreye uyum sağlamak adına o kebapçıya gidip kendimize birer salata ısmarlayacaktık. Arkadaşlarımızla vakit geçirmekten mutlu da olacaktık. Buna rağmen tam bir iç huzurumuz olmayacaktı çünkü kendi değerlerimizle ters düşecektik. Eğer her hafta değerlerimize ters düşerek arkadaşlarımızla gösterişli yemeklere çıksaydık, hatta anlatmakla da yetinmeyip o yemekleri ve yaşantıları facebook, instagram ile tanıdık tanımadık herkesle paylaşıyor olsaydık iç huzurumuz bozulurdu. Değerlerimize ters düşen bir hayat yaşayarak kendimize yabancılaşırdık çünkü.

Bu örnekte yanlış anlaşılmak da istemem. Güzel lokanlatara gidip kuzu çevirme yiyen, o anları da instagram’da, facebook’ta paylaşan insanları kınamıyorum. Herkes istediği gibi yaşamalı. Eğer o yaşantı değer yargıları ile örtüşüyorsa elbette yaşasınlar.. Bizimki ile örtüşmüyor ve böyle şeyler yapmıyoruz.

Bu örnekte olduğu gibi her alanda değerlerimizle örtüşecek şekilde bir hayat sürdürüyoruz. Hayatı sorgulayıp kendi araştırmalarımızı yapıyoruz ve İLKELİ ve AHLAKLI yaşamaya gayret ediyoruz. İşte bu yüzden balığı, et ve süt ürünlerini hayatımızdan tamamen çıkardık. Bunun iki sebebi var. Birincisi çevreyi koruma çabamız, ikincisi ise sağlıklı kalmak çabası. Diyeceksiniz ki vegan yaşamanın çevre kirliliği ile ilgisi ne! Basın ve yayında çok dillendirilmese de hayvan yetiştiriciliğinin dünyayı en çok kirleten faaliyet olduğunu duymuş muydunuz? Köfte yemenin zevkini yaşayacağım diye dünyayı kirletmek, bazı yaşam türlerinin yok olmasına sebep olmak bana ahlaklı gelmiyor. Kendime başka yaşam biçimlerine zarar verme pahasına et yemenin zevkini yaşamayı yakıştıramam.  Konuyu saptırmamak için hayvan besiciliğinin çevreye zararlarından uzun uzun bahsetmek istemiyorum, merak edenler Cowspiracy adlı belgesel filmi izleyebilir. Bu konuda yapılmış onlarca araştırma da var. Özellikle Naomi Klein’in kitaplarını tavsiye ederim.

Et ve süt ürünleri tüketiminin sağlığa hiç faydası olmadığı gibi çok sayıda zararları var. Biliyorum, bu cümle şimdiye kadar duyduğunuz ve doğru bildiğiniz her şey ile çelişiyor. İşte burada sorgulamanın önemi devreye giriyor. Herkes kendi araştırmasını yapmalı. “Ama et proteğin kaynağı! Süt içmeyen insan kalsiyumsuz kalır” diyenleri duyar gibiyim. Biz bu konuda kendi araştırmamızı yaptık ve etle sütü tamamen terk edip yeşil yapraklı sebzelere, bakliyata, bitkisel yağların bize daha faydalı olduğuna karar kıldık.

Aşağıda size çoğu gün yediğim bir yemeği göstermek istiyorum. Bu bir salata. Marul, domates, salatalık, zeytinyağı, limon ve kendi yaptığım humustan oluşuyor. Yanında da bir dilim ekmek yiyiyorum ve su içiyorum. Humusu nohut, tahin, sarımsak, su ve tuzu karıştırıp hazırlıyorum. Nohutta ette bulunan proteinler var. Tahin ve zeytinyağı ise Omega 6 ve Omega 3 kaynağı. Balık ve et yemeden sadece humus ile bu gıdaları alabilirsiniz. Marul gibi yeşil yapraklı sebzeler ise kalsiyum kaynağı. Kalsiyum için süt içmeye gerek yok. Bitkisel gıdalardan alınamayan tek vitamin B12. O vitaminin çok, ama çok az bir miktarı vücuda yetiyor. B12’yi takviye vitamin olarak alıyoruz. Aynı şekilde çocuklarımız da et, balık, süt yemiyorlar.

Çevreye saygılı bir hayat sürdürmek bizim en önemli yaşam prensiplerimizden biri. Nasıl olur olmaz sebeplerle arabaya binip gezmiyorsak aynı şekilde ürettiğimiz çöp miktarına da çok dikkat ediyoruz. Paketli ve işlenmiş gıda hemen hemen almıyoruz. Alışverişe giderken yanımda bez torbalar götürüyorum. Bedava diye dükkanlardan plastik ya da kağıt poşet asla almıyorum. Aşağıda bir pazar alışverişimi görebilirsiniz.

Atık miktarını azaltmamıza sebep olan diğer etken de buzdolabımız. Buzdolabımız çok küçük. Çok fazla gıda alıp sonra da onları buzdolabının bir köşesinde unutmuyorum. Alınan çoğu şey haftasında bitiyor. Mutfağıma giren bir zeytin bile çöpe gitmiyor. Artan yemekleri çelik kaplarda saklayıp en geç bir gün sonra yiyiyorum. Para Bey’in çok güzel bir alışkanlığı var: tabağında bir pirinç tanesi bile bırakmaz. Ekmeği tabağını iyice temizlemek için kullanır. Yemeğini bitirdikten sonra tabağı sanki hiç kullanılmamış gibi temizdir. Aynı alışkanlığı çocuklarımız da kazandı. Onlar da tabaklarını pirinç tanesi bile kalmayacak şekilde temizler. Onlara tabaktaki her pirinç tanesinde onlarca kişinin emeği olduğunu anlatıyoruz. Yemeğin ziyan edilmemesi gerektiğini çok iyi öğrendiler.

Antwerpen Belediyesi atıkları ayrıştırmamızı bekliyor ve hepsini ayrı ayrı topluyor. 8 atık türü var:

  • sebze, meyve, biçilmiş çimen gibi yeşil atıklar. Belediye bunları ayrı toplayıp gübre yapımında kullanıyor.
  • süt kutuları ve alüminyum içecek kutuları: geri dönüştürülüyorlar
  • kağıtlar
  • cam
  • geri kalan ev atıkları
  • bitmiş piller
  • elektonik aletler
  • ampüller
  • eski giyisiler

Biz de çok dikkatli bir şekilde atıkları ayrıştırıyoruz. Pil atığına yol açmamak için pilli elektronik alet veya oyuncak almıyorum. Elektronik aletleri çöpe atmak yerine, geri dönüşüm için ayrılan yerlere götürüyorum. Aynı şekilde camları da.

Ev atıklarımız haftada 30 litrelik bir torbayı bazen dolduruyor bazen de doldurmuyor. Ürettiğimiz çöp miktarını azaltmayı şöyle başardım:

  • alışverişe giderken torbalarımı, çantalarımı hep yanımda götürüyorum. Bakkallardan, marketlerden plastik veya kağıt torba asla almıyorum. Yiyip içtiklerimizden dolayı hemen hemen hiç evsel atık oluşmuyor.
  • Fırından ekmeği kağıt veya plastik torbada almıyoruz. Evden götürdüğüm kağıt torbaya koymalarını rica ediyorum.
  • İşlenmiş ve paketlenmiş gıda hemen hemen hiç almıyorum. Özellikle plastik poşetlerden kaçınıyorum. Bazen türk bakkalından 5 kg’lık bulgur gibi kuru gıdalar aldığım oluyor, ancak bakliyatı çoğu zaman önceden paketlenmemiş olarak alıyorum. Evden götürdüğüm bez torbalara doldurup dükkanda tarttırıyorum.
  • Yıllardır su almıyorum. Çeşme suyu içiyoruz. Tadı iyi olsun diye brita filtreli su sürahisi aldık ancak doğrudan çeşmeden içtiğimiz de oluyor.
  • Yeni giyisi çok almıyoruz, ama alırsak dükkanların plastik veya kağıt torba almıyorum. Yanımda götürdüğüm bez çantamı kullanıyorum.
  • Şampuan, roll veya sprey deodorant, saç kremi, vücut jeli kullanmıyorum. Onun yerine kalıp sabun kullanıyorum. Bizim evden plastik atık pek çıkmıyor.
  • vegan olmak çöp miktarımızın azalmasına sebep oldu çünkü peynir, yoğurt, süt mutfağımızdan çıktı. Bunlar her zaman paketlenmiş olarak satılıyor. Süt yerine soya sütü, badem sütü alıyoruz, ama haftada 3 veya 4 litreyi geçmiyor. Onların kutuları geri dönüştürülsün diye ev atıklarından ayrı tutuyoruz.

Sadece çöp miktarını azaltmakla da yetinmiyoruz. Su tüketimimize çok dikkat ediyoruz. Örneğin evimizde küvet yok. Onun yerine suyu az serpiştiren duşumuz var. Duşta uzun uzun kalmıyoruz. Olur olmaz yere ışıkları açık bırakmıyoruz. Evi çok sıcak tutmak gibi bir çabamız yok. Termostatımız 18 dereceye ayarlı. Yani oturma odası 18 derecenin altına düşmediği sürece kalorifer çalışmıyor. Yatak odalarında ise asla kalorifer açmıyoruz.

Biz de birçok insanın yaptığı gibi bir boşvermişlik içinde, tek amacı zevk ve konfor peşinde koşmak olan bir hayat da yaşayabilirdik. Çocuklarıma kinder sürpriz yumurta alıyor olabilirdim. Onlar da o yumurta ile 10 dk oynadıktan sonra çöpe atardı. Çöp arabası bizim konforumuz için o çöpü gözümüzün görmediği bir yerlere götürür, biz de akıbetini merak etmezdik. Zevk alacağız diye hiç düşünmeden lokantaların ve dükkanların bize sunduğu her gıdayı şuursuzca tüketiyor olabilirdik. Biz bunu yapmıyoruz, çünkü hayatımızın anlamı zevk peşinde koşmak değil bizim için. Çocuklarımız kinder sürpriz yumurta yemeyiversin, ama ahlaklı bireyler olsunlar. Kinder sürpriz yumurtalar kimler tarafından ne şartlarda üretiliyor araştırsınlar.  Kendi çıkarlarını ve zevklerini herşeyin üstünde tutan insanlar olmasınlar. Zevk peşinde koşan değil, çevrelerine karşı duyarlı, saygılı, araştıran ve sorgulayan bireyler olmalarını umuyorum.

Sevgilerimle,

 

“Vegan Olmak ve Mutluluk” üzerine 3 yorum

  1. Kinder süpriz yumurta deyince ; İlk okula gittiğimde fakir denilen babası hurdacı olan sınıf/sıra arkadaşım vardı.Durumları berbat olduğu halde bir gün bakkaldan süpriz yumurta aldığı gördüğümde çok şaşırmıştım çünkü o zamanlar satılan en pahalı çikolota oydu ! Ben zengin olduğum halde paraya kıyıp yazık günah değmez diyip hiç almazdım.Tutumlu olacağım daha o yaşlardan belliymiş.Bende bu arada obsesif mükemmeliyetçi ve yüksek duyarlı kişiğilim yazılarınızı okurken sanki ben yazmışım gibi geliyor 🙂 Hatta bende bilgisayar teknik servis uzmanıyım.İnsanlardan da aynı gereksiz eleştirileri almaktayım ama ben böyle mutluyum kendin olmak gibisi yok sonuçta ! her neyse o gün meraktan bu arkadaşımın ağzını aramıştım ayıp olmasın diye çaktırmadan aaa sen kinder mi yiyorsun nasıl devamlı alıp yiyebiliyorsun çok pahalı bu gibi şeyler mırıldanmıştım “evet sevdiğim için çoğu zaman alırım bunda ne var ki ” tarzı bişeyler söylemişti bende iyi o zaman diyip geçiştirmiştim.Yıllar sonra o arkadaşın fakirliğinin kader değilde harcama konusunda zihniyet meselesi ayrımı olduğunu anladım.

  2. Merhaba Para Hanım,
    Tasarrufla ilgili yazılarınız çok hoşuma gittiği için blogunuzu takip etmeye başladım. Sonra, tam da yeni eve çıkıp eşyaların arasında boğulurken minimalizm hakkındaki yazılarınız çıktı ve bana o kadar yardımcı oldu ki anlatamam. Sadece minimalist bir eve sahip olduğunuzu göstermeyip, böyle bir eve sahip olmak için nasıl düşünmemiz gerektiğini de açıklamışsınız ve çok faydası oldu gerçekten. Artık sayenizde bunu “belki” “birgün” kullanırım dediğim her eşyayı hayatımdan çıkarmaya çalışıyorum ve bu beni inanılmaz mutlu ediyor. Size teşekkür etmek istedim.
    Bir de, çocuklara Türkçe eğitim konusundaki yazılarınıza değinmek isterim. Henüz çocuğum olmadığı için ne Türkiye’deki okulların son durumundan ne de uzmanların bu konu hakkındaki görüşlerinden haberim var. Ama yazılarınız yine yol gösterici olmuş, teşekkürler. Ben Türkçe anlatım bozuklukları konusunda biraz takıntılıyım ve son yazınızda denk geldiğim iki adet anlatım bozukluğuna değinmek istiyorum:
    *”Oysa ki mutluluk iç dünyamızdan dışımıza vuran birşey, dışarıdaki maddi dünya iç mutluluğumuza yol açmıyor yani.” (Yol açmak, “ölüme yol açmak” gibi olumsuz durum ifadelerinde kullanılır. Bunun yerine “sağlamak” kullanılabilirdi.)
    *”Vegan olmak çöp miktarımızın azalmasına sebep oldu.” (Yine bu cümlede de aynı mantıkla “sağlamak” kullanılanilirdi.)
    Umarım yapıcı bir eleştiri olmuştur. Şimdi, eşyalarımla olan savaşıma kaldığım yerden, sizin açtığınız pencereden bakmaya çalışarak, devam edeceğim.
    Yeni yazılarınızı merakla bekliyorum.
    Hoşçakalın.

    1. Güzel yorum için teşekkür ederim. Cümleleri en kısa zamanda tavsiyeniz doğrultusunda değiştireceğim.
      Saygılar,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir