2018 Velingrad Tatil Notları

Belçika’da alışılmışın dışında bir yaz mevsimi geçiriyoruz. Aşırı sıcak ve hiç yağmur yağmıyor. Her daim yemyeşil olan çimenler sarardı. Dışarısı saunadan farksız.

Okul çağında 3 çocuğumuz olduğu için tatillerimizi okullara göre ayarlıyoruz. Her sene okullar haziranın son iş günü kapanır ve eylülün ilk iş günü açılır. Bu sene yaz tatilimizi ikiye böldük. Temmuzun ilk iki haftası ve ağustosun son iki haftası Bulgaristan’da dağ tatili yapmaya karar verdik.

Temmuzun ilk iki haftasını Velingrad’da geçirdik. Velingrad şifalı suları ile ünlü bir kaplıca şehri. Batı Rodop dağlarında yer alıyor. Son yıllarda Velingrad’ta yapılan lüks otellerin birinde 12 gün kaldık. Otelin kapalı ve açık havuzları, muhteşem bir spa’sı var. Yemeklerini de beğendik, çünkü açık büfenin vegan seçenekleri boldu. Bazı günler dağlarda yürüyüş yaptık, bazı günler sadece havuzda yüzüp spa’da tembellik yaptık, bazen ise sadece kitap okuduk. Büyük oğlumla Para Bey Ostrets tepesine tırmandılar.

bir dağ tırmanışı
bir dağ tırmanışı

Hem çocuklar hem biz Velingrad’ta unutulmaz bir tatil geçirdik. Eve dönmüş olsak bile 3 yaşındaki oğlum akşam yemek vakti olunca hala bir otele gidip yememizi öneriyor. Eline tabak alıp açık büfenin seçeneklerinden yemek beğenmek çok hoşuna gitti. Tatilimiz o kadar güzel geçti ki tekrar Bulgaristan dağlarına gitmeyi iple çekiyoruz.

Neyse ki çok uzun beklememiz gerekmeyecek, çünkü Ağustos sonunda yine 2 haftalığına bu defa Bansko’ya gideceğiz. Bansko’da geçen sene kaldığımız türk oteline rezervasyon yaptırdık. Otel aileler için çok uygun çünkü bir apart otel. Apartlar 1 ve 2 yatak odalı, bazıları 2 banyolu, balkonlu apartmanlar. Oturma odaları ve yatak odaları ayrı ayrı dolayısıyla 3 çocukla ufacık mekanda kalmıyoruz. Açık büfe olan sabah kahvaltısı ve akşam yemeğinde seçenekler bol, damak tadımıza uygun ve vegan olmamıza rağmen aç kalmıyoruz. Bansko aslında bir kayak merkezi, ancak otelin hem açık hem kapalı yüzme havuzları ve spa merkezi var. Bansko’ya birkaç kilometre mesafede yine otele ait şifalı su havuzları da var. Yazın kayak yapılmasa da dağ yürüyüşleri ve tırmanış yapılabiliyor. Dağda bütün gün yürüdükten sonra sıcak jakuzide keyif yapmak güzel oluyor. Üstelik annemle babam da bize katılacakları için çocukları bir günlüğüne onlara bırakıp Para Bey ile Vihren’e tırmanabiliriz.

Bulgaristan’a araba ile gidiyoruz ve yolculuk tam 2 gün sürüyor. İlk gün Antwerpen’den Macaristan’ın küçük bir kasabasına kadar gidiyoruz. Orada hep kaldığımız güzel bir otel var. O otelde de iki odalı daireler var ve 3 çocuğumuzla çok rahat ediyoruz. Otelin seçkin bir a la carte restoranı var. Sabah kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra yola çıkıyoruz ve akşam saatlerinde Bulgaristan’daki otelimize varıyoruz.

Bulgaristan’a kadar gidip de neden İtalya, İspanya, Yunanistan veya Türkiye’de denize gitmediğimizi sorabilirsiniz. Bunun birkaç sebebi var. Birincisi, biz aşırı sıcakları sevmiyoruz. Hava 18-25 derece arası olduğunda kendimizi zinde hissediyoruz. O sıcaklıklarda daha çok hareket edip özellikle açık havada çok vakit geçirebiliyoruz. Bulgaristan dağlarında aşırı sıcaklar pek olmuyor. Muhteşem ormanlarda yürüyüş yapabiliyoruz veya ağaçların yetişmediği kadar yüksek dağlara çıkabiliyoruz. Öte yandan Türkiye’de Kuşadası’na veya Yunanistan’da Fanari’ye gitsek bütün gün gölge kollayacağız veya klimalı mekan arayacağız. 40 derece sıcakta “Şu kumsalda baştan başa bir yürüyeyim” diyemiyoruz sıcaktan. Dolayısıyla tatilimiz işkenceye dönüşüyor. Yazın deniz tatilinden kaçınmamızın birinci sebebi bu.

Yaz aylarında dağ tatiline gitmemizin ikinci sebebi dağların ıssız ve sessiz olması. Tıklım tıklım oteller, kalabalık mekanlar, cıstak cıstak müzik, “BUYRUN! BUYRUN!” diye yılışıp bir şeyler satmaya çalışan tacirler arasında bir “tatil” geçirmek bize göre değil. Böyle bir tatilde bırakın dinlenmeyi, iyice yoruluyorum. Bulgaristan dağları yazın gitmek için çok popüler olmadığı için oteller bile tenha. Dağa çıktığımızda ise çevrede, görüş mesafemizde bazen kilometrelerce kimse olmuyor. Uçsuz bucaksız dağlar, gökyüzü, rüzgarın sesi ve biz. Türkiye’de deniz tatiline gidip tanımadığım insanların meraklı bakışlarına, arsız sorularına ve üstlerine vazife olmayan yorumlara maruz kalacağıma (Çocukların hangi dili konuşuyor? Eşin yabancı mı? Kocanla nasıl tanıştın? Nerelisin? Neden 3 çocuğun var? 3 çocuk fazla değil mi? Kaç yaşındasın? Ne iş yapıyorsun?…..) kimsenin bizi bakışları ile rahatsız etmediği, bulduğu ilk fırsatta soru sormadığı, daha doğrusu hiç kimse ile mesafe olarak bile yan yana gelmediğim bir yerde olmayı tercih ediyorum. Dağ tatiline gittiğimizde havuzda bizden başka insanların olmadığı zamanlar bile oluyor. Bütün gün tek başımıza yüzüyoruz. Bazen bütün sudan çıkmıyor, bazen ise sadece odamda kitap okuyorum. Bazen Para Bey ile tek kelime bile etmeden sessiz sakin, tefekkür dolu günler geçiriyoruz.

Bulgaristan’da dağ tatilini tercih etmemizin üçüncü sebebi de çok ucuz olması. Belçika’ya daha yakın dağ tatillerini de araştırdım. İsviçvre, Almanya ve Avusturya’da dağ tatili seçeneklerine baktım. Kamp imkanları var, ancak kamplarda herkes iç içe, yan yana. Üstelik herkes yemeğini kendi pişiriyor. Oteller ise Bulgaristan’a göre çok pahalı. İsviçre’de 3 yıldızlı otel bile Bulgaristan’daki 5 yıldızlı otelden pahalı. Bulgaristan’da genellikle 4 veya 5 yıldızlı otelleri seçiyorum, çünkü üç küçük çocukla biraz konfor arıyorum. 12 gece kalış için otele 1200-1500 euro arası ödüyoruz. Bu fiyata oda(daha doğrusu apart daire), açık büfe sabah kahvaltısı ve akşam yemeği, spa kullanımı dahil. Diğer harcamalarımızla beraber(Macaristan’da otel konaklama ve yemek, dışarıda yediğimiz yemekler, diğer harcamalar) tatil bize 1500-1700 euro gibi bir fiyata mal oluyor. Bu bizim (ve Belçikalı ortalama bir ailenin) alım gücümüze göre çok düşük bir fiyat. Şunu söylemeden de geçemeyeceğim, bu bahsettiğim otellerin kayak sezonu fiyatları verdiğim rakamın 4-5 katı oluyor. Bansko’da kalacağım otelin kış tatili fiyatı 12 geceğili 6500 euro mesela.

Aralık sonundaki 2 haftalık kış tatilinde yine 2 haftalığına Bulgaristan’a gideriz muhtemelen, ancak kalabalık kayak merkezleri yerine kayak pisti olmayan dağ kaplıcalarını tercih ederiz gibime geliyor.

Rila Dağları
Rila Dağları

Tatilde nasıl dinlendiğimi anlatmak istiyorum. Tatilde YAPMADIKLARIM şunlardı:

  • Televizyon izlemedim
  • İnternette herhangi bir şey okumadım
  • Haber okumadım ve izlemedim(Evde de hiç haber sitesi okumuyorum. Kim kime tecavüz etmiş, ünlülerin hayatı, hangi politikacı ne inciler döktürmüş veya seçimleri hangi parti kazanmış(ne Belçika ne de Türkiye’de) gibi şeyleri bilmeyince hayatımda hiç birşey eksik olmuyor)
  • Yeni insanlarla tanışmadım
  • Cep telefonumu yanıma almadım (cüzdanımla birlikte odada kasada durdu)
  • Saat kaç diye merak etmedim. Haftanın hangi günü olduğumuzu aklıma getirmedim.
  • Az ve sadece zorunlu kalınca konuştum
  • Bir defa pazara gitmek yerine alışverişe çıkmadım ve para ile işim olmadı

Tatilde sadece yüzdüm, yürüdüm ve bol bol kitap okudum. Bol bol taze roka, marul, maydanoz yaprakları yedim. Açık büfe diye yemeği abartmadım. Aynı evde yaptığımız gibi tabağımıza yiyeceğimiz kadar yemek koyduk ve otelin yemeklerini ziyan etmedik. Çocuklarım da sağolsunlar zor çocuklar değiller. Yerinde durmaksızın koşturan, sürekli bağırıp çağıran çocuklar değiller. Anne ve babanın da bir hayatı olduğunu ve dünyanın onların etrafında dönmediğinin farkındalar. Beraber oynayıp oyalanabiliyorlar. Bazen ise sadece sessizce oturup kitap okuyor veya bir oyuncakla uzun süre oyalanabiliyorlar. Yaşları altı, beş ve üç, ancak çok olgun davranıyorlar. Sakin olmaları televizyonsuz ve şeker yedirmeden yetiştirmemizin bir sonucu olabilir belki.

Rila dağlarını, Belmeken barajının ıssızlığını, sessizliğini, güzelliğini anlatacak kelimeler bulamıyorum. Oralara tekrar gidip, sessizlikte zaman kavramını yitirmeyi iple çekiyorum. İşte o anda tek gerçeğin o dağlar olduğunu düşünüyorum.

Sevgilerimle,

Belmeken
Belmeken