Az Giysi Sahibi Olmak

Antwerpen’in merkezinde oturduğumuz için dışarıda çok zaman geçiriyoruz. Evimizden itibaren Scheldt nehrine kadar olan 3 kilometrelik kısım trafiğe kapalı kesintisiz bir yaya yolu olarak yapıldı. (Gidonlu) kaykaylarımızla Steenplein’e kadar gidip gelebiliyoruz. Bu yolun en uzun kısmı Meir caddesi. Meir özellikle cumartesi günleri çok kalabalık oluyor. Nedeni ise Meir’de sıra sıra giysi mağazalarının olması.

Bu sene mayıs ayında Meir’de Primark diye bir mağaza açıldı ve ilk haftalarda mağazanın önü o kadar kalabalıktı ki ben ürünleri bedava dağıttıklarını düşünüyordum. İnsanlar mağaza açılmadan saatler öncesinden kuyruğa girip sabırla açılışı bekliyorlardı. Mağazada aynı anda birkaç yüz kişiden fazla olamadığı için özel güvenlik insanları mağazanın dışında kuyrukta bekletiyordu. Günün her saatinde mağazanın dışında birkaç yüz kişi vardı. Mağaza açıldığından beri nereye gitsem Primark torbaları görüyorum.

Aradan 1 ay kadar geçip kalabalık azaldıktan sonra merakımdan Primark mağazasına ben de gittim. Ucuz giysi ve ev tekstili dışında birşey yok. Ben tuvalete koymak için bir oda parfümü aldım. Parfüm birkaç gün tuvalette durduktan sonra Para Bey dışkı gibi koktuğunu söyleyip parfümü attırdı.

Bana kalırsa Primark’ta sıraya girip beklemeye değecek birşey de yoktu, ama demek ki insanlar benim gibi düşünmüyor. Meir’de Primark mağazası dışında HM, Zara, Hema gibi mağaza zincirleri de var ve mağazalar her zaman dolu. Ben ise cadde boyunca hangi mağazaya girersem gireyim alacak bir şey bulamıyorum. Sattıkları hiçbir şey olmazsa olmaz, elzem bir ürün değil. Mesela ömür boyu oda parfümü olmasa evimde bir eksiklik hissetmezdim, ama Primark’ta gördüm ve aldım.

Meir’deki kalabalığın sebebi zengin fakir demeden insanların durmadan giysi satın alması. Nerede ise sahip olduğu giysileri eskiten bizden başka insan kalmadığını düşünmeye başlayacağım. İnsanlar bunca giysiyi ne yapıyor?

Minimalizim ile ilgili blog ve videolara bakarken giysilerini 9 kapılı giysi dolabından 5 kapılıya sığacak kadar azaltan bir  “minimalist” gördüm. Minimalizim elbette kim daha az eşyaya sahip olacak yarışı değil. O insanı kınamak haddim de değil. Ben sadece 5 kapılı dolabı dolduracak kadar giysinin bir kişi için çok fazla olduğunu düşünüyorum. Öncelikle sahip olduğumuz her şey gibi giysiler de bakım istiyor. Onları ütülemeli, katlamalı veya asmalıyız. Eğer yün, angora, ipek gibi zor kumaşlardan yapıldılarsa çok özel ürünlerle yıkamalı veya kuru temizlemeye vermeliyiz. Çok fazla giysi olunca onları saklamak için büyük dolaplar ve büyük evler almalıyız. Ben ne gereksiz yere giysi, giysi bakımı, depolama için para vermek ne de giysileri düzenleyip katlamak veya ütülemek için zaman harcamak istiyorum.

Primark’ta gezerken 2 ve 3 euroya tişörtler de gördüm. Bu giysilerin tek kullanımlık mendil gibi ucuza satılması içimi cız ettirdi. Mağaza elbette o ürünü zararına satmıyor. En az %100 kar koymazlarsa zaten o işletmenin ayakta kalması mümkün değil. O tişörtü Bangladeş’ten Belçika’ya getirmek için de MSC gibi şirketlere para veriyorlar. Üretici de para kazanıyor. Geriye zincirin en zayıf halkası, yani işçi kalıyor. Tekstil sektöründe genellikle kadınlar çalışıyor. Bangladeş gibi ülkelerde tekstil sektöründe kadınları köle gibi çalıştırdıklarını biliyoruz. Çoğu günde 16 saat, ayda 1 dolar gibi maaşlara çalışıyor ve çocuklarını yıllarca göremiyorlar. Kölelerin ürettiği 2 euroluk tişörtleri alıp neden talep yaratayım? Bana doğru gelmiyor.

Tatilden döndükten sonra kirlileri yıkadıktan sonra giysilerimin HEPSİNİ düzenlemem tam 5 dk sürdü. Giysi envanterimin tamamını aşağıdaki fotoğrafta görebilirsiniz:

kapsül gardırop
kapsül gardırop

En üstte kışlık mont ve yağmurluklarımı görüyorsunuz. Biri siyah biri yeşil 2 adet yağmurluğum, polar ceketim, soğuk havada bisiklete binerken giydiğim rüzgar geçirmeyen fuşya rengi ceketim bir de penye gri ceketim var. Kalın montum yok. Kar yağınca ve hava sıfırın altına düşünce polar ve yağmurluğu üst üste giyiyorum.

En sol çekmecede donlar, sütyenler, külotlu ve kısa çoraplar ve bikinimi görüyorsunuz. 4 adet sütyenim var, 10 adet don, 9 çift farklı amaçlı çoraplarım ve 1 adet bikini takımım var. Çamaşırlar neden bu kadar az diye sorabilirsiniz. Sebebi basit. Biz 5 kişilik bir aileyiz ve 8-9 kiloluk çamaşır alan, büyük boy bir çamaşır makinemiz var. Bir çamaşır makinesini dolduracak kadar çamaşırı her 5 günde bir çıkarıyoruz. Çamaşırları yıkayıp kurutucuda kurutmam sadece 3-4 saat sürüyor. Kurutucudan çıkınca çamaşırlar daha sıcak iken hepsini elimle güzelce düzleştirip hemen katlıyorum, böylece ütülenmiş gibi oluyorlar. Ütü hiç yapmıyorum. Her 5 günde bir çamaşır yıkadığım için de fazla sayıda iç çamaşırı ve çoraba ihtiyacım olmuyor. Aynı şekilde bikini çok hızlı kuruduğu için her gün yüzmeye gittiğim zamanlar bile 1 takımdan fazlasına ihtiyacım olmuyor.

Ortadaki çekmecede üst giysilerimi görüyorsunuz. Ter kokusu tutmayan, kolay kolay eskimeyen teknolojik kumaşlardan yapılmış 3 adet uzun kollu üst giysim var. Geri kalanlar ise kısa kollu veya kolsuz penye tişörtlerim. 10 adet tişörtüm var. Tişörtlerimin hiç birinde yazı veya marka logosu yok. Genellikle düz renk tercih ediyorum. Lacivert ve siyah en çok kullandığım renkler, çünkü yıllarca yıkasam da yeni gibi duruyorlar.

En sağ çekmecede ise alt giysilerim duruyor. 3 adet kot pantalon, 4 adet eteğim, 1 adet de yazlık şortum var. Spor için 1 adet eşofman altı, 1 uzun kışlık tayt, 1 kısa tayt ve 1 pijama altı da aynı çekmecede.

Bu gördükleriniz sahip olduğum tüm giysiler. Giysilerimi yazlık-kışlık diye ayırmıyorum. Yazın şort ve etek, kışın kot, tayt ve yine etek giyiyorum. Tişörtleri ise her mevsim giyiyorum. Giysiler dışında 4 çift ayakkabım var: 1 adet her gün giydiğim yazlık günlük terlik, 1 adet suya dayanıklı deniz terliği, 2 çift de spor ayakkabı. Tatile gitmeden önce bir çift tabanı kaymayan bot da alacağım, çünkü dağa tırmanmak istiyorum. Aynı botu kışın karda veya yağmurlu havalarda da giyeceğim.

Sahip olduğum çanta sayısı 1 adet. Cuzdan, ufak tefek kağıtlar, anahtar sığacak büyüklükte ve hem bele hem de omuza takılabilen cinsten. Gidonlu kaykayı ve bisikleti sık kullandığım için büyük bir çanta taşıyamazdım.

Çalışırken de bundan daha fazla giysim yoktu. Diğer bayan(ve bay) iş arkadaşlarımın benden fazla giysi, ayakkabısı ve çantası vardı, ancak daha iyi giyiniyorlar diye iş yeri onlara daha çok para vermiyordu. Ayrıca bazılarının giysileri kumaş gömlek gibi daha çok bakım isteyen türdendi. Ben gömlek giymenin aptallık olduğunu düşünüyorum. Bir gömleği ütülemek en az 5 dakika alıyor. İşte şık görüneceğim diye neden özel hayatımdan 5 dakika fedakarlık edeyim ki? Evde ütü yapayım diye kimse bana para vermiyor sonuçta. Başkalarının hakkımda ne düşündüğünü, beni şık bulup bulmadıklarını ise sanırım çok önemsemiyorum.

Para Bey’in parça olarak giysi sayısı benimki ile aşağı yukarı aynı, ancak çeşit olarak az. Portmantoda sadece 1 adet yağmurluğu asılı. 2 tane de kazağı var. Çok soğuk olduğunda kazak ve yağmurluk giyiyor. Geri kalan zamanlarda ise sadece tişört giyiyor. 2 adet de ütü isteyen gömleği var, ancak en az 5 senedir gömlek giymişliği yok. Para Bey giysi alışverişine 2 senede bir, o da yırtılmayan sadece 1 pantalonu kaldığı zaman çıkıyor.

Çocukların da gardırobu bizimkine benziyor. Yaz başında birer çift sandal, eylülde de birer çift ayakkabı alıyorum. Mutlaka birer çift spor ayakkabıları ve birer çift de lastik botları oluyor. Onların da aynı benim gibi 3’er çekmeceleri var. Az sayıda giysileri olduğu zaman ne giyeceklerine daha kolay karar verebiliyorlar ve giysilerini kendileri düzenleyebiliyorlar.

Başkaları neden ihtiyaçları olmadığı kadar çok giysi satın alır bunu bilmiyorum. Kendim için şunları söyleyebilirim:

  • İnsanı giysilerin değil, spor yapmanın, sağlıklı beslenmenin, stressiz ve mutlu yaşamanın güzelleştirdiğini düşünüyorum.
  • Görgülü, bilgili ve akıllı bir insanın ne giyerse giysin ilgi göreceğine inanıyorum. Bunun için de giysiye para harcamak saçma.
  • Giysi almak için mağaza gezmek ve giysi denemekle harcanan zamanın bir kayıp olduğunu düşünüyorum.
  • herkesin evinde çamaşır makinesi varken 3-4 kat giysiden fazlasını almanın para kaybı olduğunu düşünüyorum.
  • Güzel olmak için aşırı çaba sarf eden insanların içinin boş olduğu ve güvensiz oldukları gibi bir önyargıya sahibim.
  • Giysi dükkanlarında saatlerce kalmayı sevmiyorum. Üstüme ilk uyan giysiyi fiyatına bakmaksızın satın almak gibi bir huyum var.
  • Evimin giysi dolu olmasını istemiyorum.
  • Tatile giderken bavulumu 5 dakikada hazırlayıp çıkmayı seviyorum.
  • Ufacık bir el çantası ile uzun tatile gitmeyi seviyorum.

İnternetten okuduğum kadarıyla az sayıda giysiye sahip olmaya kapsül dolap diyorlarmış. Bununla ilgili yazılan çok şey vardı. Kapsül dolap hazırlarken ana renk seçimi ve ara renkler gibi birşeylerden bahsediyorlardı. Hepsini okumadım açıkçası. Ben oldum olası siyah, lacivert, beyaz ve gri dışında pek giysi almadım. Enine çizgili giysileri severim. Üstünde yazılar ve resimler olan giysiler de nadiren alırım. 20 yaşını geçmiş herkesin ne giymeyi sevdiğini bilecek kadar kendini tanıdığını düşünüyorum. Onun için moda uzmanı olacak kadar bu konuya kafa patlatmak ne kadar anlamlı bilmiyorum.

Sevgiler,

 

 

“Az Giysi Sahibi Olmak” için 2 yorum

  1. Para hanım merhaba daha önce de bu konuda size yazmıştım,herkesin her konuda aynı tasarruf önerilerini vb. kullanabileceğini düşündüğünüzü biliyorum. Ancak bir üniversite öğrencisine eğitimden,birikime her konuda vereceğiniz önerileri okumayı çok çok isterim. 20 yaşında olsanız neye nasıl yaklaşırdınız? Sevgiler 🙂

  2. Duygusal boşluk ve hayat gayesi yoksunluğu insanları çok yemeye, çok alışveriş yapmaya, çok fazla tüketmeye ve kötü alışkanlıklara itiyor. Sizin hayatınıza (görmemize izin verdiğiniz kadarına) bakınca ne çok yiyen, ne çok tüketen biri olduğunuzu, çok ama çok sade ve nefsi terbiye etmeye yönelik yaşadığınızı görüyoruz. Sizin hayatınızdaki en büyük tatmin kaynağı nedir? Bu kadar sade ve disiplinli yaşayacak motivasyonu nereden aldığınızı inanın merak ediyorum. Saygılar.

Yorumlar kapatıldı.