Antwerpen Antwerp veya Anversli Olmak

Belçika’da yaşam yazım en çok okunan yazılarımdan biri. Bu sebeple ikinci yazıyı yazıyorum.

Öncelikle herkes her yerde farklı farklı hayatlar yaşıyor. Benim Belçika’da yaşadığım hayatla bir başkasınınki aynı değil. Yaklaşık 15 senedir burada olduğum için artık burası benim vatanım. Belçika’da Türkiye’de yaşadığımdan daha uzun bir süredir yaşıyorum. Hayatımın üçte biri Bulgaristan, üçte biri Türkiye, üçte biri Belçika’da geçti. Her üç ülkenin de vatandaşıyım ve dillerini biliyorum.

Yaşadığım şehrin birkaç adı var. Anvers Fransızcadan Türkçeye geçmiş bir isim. Flamanlar Antwerpen der. İngilizce adı ise Antwerp. Bunca süreden sonra Anvers’in yerlisi olduğum için kendimi burada evimde hissediyorum. Şehrin her bölgesini gayet iyi bildiğimi düşünüyorum. Bana göre Anvers dünyanın en yaşanılabilir şehri. Sebeplerini sıralayacağım:

  • Anvers’te her çeşit ev var. İster tarihi bir konakta, ister şehrin ortasında bahçeli bir evde, ister muhteşem manzaralı süper lüks dairede yaşayabilirsiniz. Hollanda ve Almanya’ya göre bu büyük bir avantaj, çünkü bu iki ülke de 2.dünya savaşında yerle bir edildiği için çoğu ev savaş sonrası yapılmıştır. Anvers’te ise mimari çeşitlilik var. Hollandalılar bunu kaotik buluyor. Ben ise seviyorum. Ev fiyatları Hollanda ve Almanya’nın büyük şehirlerine göre daha ulaşılabilir. Son yıllarda ev fiyatlarında büyük artışlar görülse de hala orta gelirli insanlar bahçeli ev sahibi olabiliyor. Ben 15 sene içinde Anvers’te 6 ev değiştirdim. Bunların üçünde kiracı, diğer üçünde ev sahibiydim. Her evimi çok severek döşedim ve çok severek yaşadım, çünkü estetik açıdan Belçika evleri karakter sahibi.
  • Anvers’te çocuk yetiştirmek çok kolay. Yüzlerce park ve çocuk oyun alanı var. Çocuklara yapacak bir şeyler sürekli var. Türkiye’de olduğu gibi parklar satıcı dolu değil ve gittiğiniz her yerde para istemiyorlar. Belediyenin çeşit çeşit etkinlikleri var. Siz etkinlik düzenlemek isterseniz belediye destek oluyor. Örneğin bizim mahallede senede 2 defa komşular buluşması düzenliyoruz. Belediye o gün sokağı kapatıyor ve çadır, sandalyeler, stand getiriyor. Yiyecek ve içecekleri komşular aramızda getiriyoruz ve o gün hep beraber bir şeyler içip atıştırıyoruz, sohbet ediyoruz.
  • Sağlık ve eğitim bedava olmasa da oldukça ucuz. Sağlık sigortası için ailece aylık 17 euro ödüyoruz(yıllık yaklaşık 200euro). Öte yandan ödediğimizin çok daha fazlasını devletten geri alıyoruz. Mesela spor salonu ve spa üyeliğimiz için sağlık sigortasından yılda 200euro geri alıyoruz. Bunun yanında güneş kremi gibi doktor reçetesi gerektirmeyen bazı harcamalar için de sağlık sigortası yıllık kişi başı 20euro ödüyor. Çocuklar kampa giderse her gün için çocuk başı 5euro geri alıyoruz. Çocuklar okuldan müzeye, tiyatroya giderse sağlık sigortası yine bunun bir kısmını bize geri ödüyor.
  •  Çocuk demişken, çocuk parasını unutmamak lazım. 3 çocuk için devletten aylık 530euro alıyoruz.
  •  Anvers’te A kart var. Bu kartla kütüphanelerden kitaplar alabiliyor, müzelere indirimli girebiliyoruz. Kütüphaneler çocuk dostu ve kitap koleksiyonları zengin. Bu sene Türkçe kitaplar da alındı.
  •  Anvers’te çocuk ve yetişkinler için her çeşit okul var. Bale ilkokulundan tutun spor ve sanat liselerine kadar her çeşit ucuz ve iyi eğitim imkanı var. Üniversitesi çok iyi ve her branş var. Üniversite eğitimi hala bedava gibi birşey.
  •  Bu şehirde her çeşit insan yan yana yaşıyor. Zengin, fakir, eğitimli, eğitimsiz hepsi yan yana. Bunun avantajı sosyal mobilite, yani siz göçmen olarak buraya gelip iyi bir çevreye girebilir ve sosyo-ekonomik düzeyinizi kendi çabanızla yükseltebilirsiniz. Kendi adıma konuşayım, çok küçük bir emlak yatırımcısı olamama rağmen büyük yatırımcıların bazılarını şahsen tanıyorum. Şehirde tam 120 çeşit dil konuşuluyor. Herhangi bir konuda iyi olmak için Amerika’ya, İngiltere’ye eğitim veya iş veya eğitim için göç etmeniz gerekmiyor. Örnek vermek istiyorum, Panamarenko yıllarca şehrin en “fakir” mahallesinde yaşadı. Fakir olduğu için değil, orada yaşamayı seçtiği için. Dünyanın yaşayan en pahalı ressamı Luc Tuymans’ın çalışma atölyesi istasyonun hemen arkasında. Bitişiğindeki evlerde göçmen Afrikalılar oturuyor. Hatta Luc Tuymans bir röportajında eskiden Faslılardan kiraladığı eski ve kaloriferleri bozuk bir evde yaşadığını ve çalıştığını söylemişti. Faslılar evi satışa çıkarınca Luc Tuymans talip olmuş, ama satıcı “Ressam bu. Parası yoktur” diye oralı olmamış ve evi halı saha maçları düzenleyen bir derneğe satmışlar. İstanbul’da dolar milyonerlerinin varoş semtlerde yaşadığını düşünebiliyor musunuz? İşte burada “varoş” yok. Her mahallenin bir kişiliği, kendine özgü güzel ve farklı yanları var. Anvers’te çok yabancı olduğu için herkes kendini evinde hissedebiliyor. Flaman ya da Belçikalı olmayabilirsiniz, ama Anversli olursunuz.
  •  Anvers’in havası güzeldir. Kışları puslu ve yağışlı olsa da iyi bir kapalı mekan hayatı vardır. Yazları ise günler uzun ve hava yakıcı olmayan sıcaktır. Her yer yemyeşil olur. Parklar insanlarla dolup taşar, ama üst üste dip dibe olacak şekilde değil. Belediyenin -bedava- mangal yerleri vardır. İnsanlar mangal kömürünü, yiyeceklerini alır ve rahat rahat mangalını yapar. Park Spoor Noord gibi çocukların güvenli bir şekilde suda oynayabileceği alanlar yapılmıştır. Bana göre Anvers yaz tatilini geçirmek için ideal bir yer. Akdeniz ve Ege’nin 40 derece sıcağında pişeceğime Anvers’te kalmak bana daha cazip geliyor. Ege ve Akdeniz de elbette güzel, ancak oralara gitmek için bahar ve sonbaharı tercih ediyorum.
  •  En iyi yemekleri Anvers’te yersiniz. The Jane, Dome sur Mer, ‘t Fornuis, ‘t Zilte gibi dünyaca ünlü restoranlar evinize yürüme mesafesinde olur. Ben içki içmiyorum, cafe gezmeye zaten zamanım olmuyor, ancak Cafe Mombasa, Dogma, Dr.Beer gibi aşmış mekanlar Anvers’te. Gayet iyi Türk yemekleri yapan yerler de var üstelik.
  • Türk çok olduğu için hiç Türkiye’yi özlemiyorum. Ayrıca Bulgaristan’da doğduğum bölgenin insanları Anvers’te nerede ise mahalle kurmuşlar. Herkes birbirini tanıyor.
  • Evrak işleri çok kolay. Türkiye’deki gibi o kapı benim bu kapı senin evrak peşinde koşturma olayı yok. Belediye işlemleri randevu ile veya İnternet üzerinden uzaktan hallediliyor. Türkiye’de belge peşinde koştuğum günleri hatırladıkça fena oluyorum.
  •  İnsanlar, özellikle Flamanlar son derece nazik ve görgülü insanlar. Köpekleri sokağa kaka yapınca temizlerler. Bisiklet yolunda yürümezler. Yayaya yol verirler. Yerlere çöp atmazlar. Sokağa çıkınca insan ırkına olan inancınız sarsılmaz.
  •  Siz istemediğiniz sürece insanlar özelinize girmez ve özel yorumlar yapmazlar. Kimse kimseyi yargılamadığı için insanların kendi olma özgürlüğü var. Bu yüzden de Türkiye’ye her gittiğimde kültür şoku yaşıyorum. Tam da bu yüzden her evde ve her mahallede estetik bir şeyler bulabilirsiniz. Binalar, evler hatta insanlar tornadan çıkmış gibi aynı değildir. Kitch mekanlar ve eşyalar bile estetiğin içinde güzel görünebiliyor.
  •  Anvers yıllar içinde değişse de aslında aynı kalıyor. Karakterini kaybetmiyor.

İşte tüm bu saydıklarım için Anvers’i çok seviyorum ve buraya aitim.