Günlük Yemek Alışkanlıkları

Daha önce de yazıştığım bir okuyucum aşağıdaki soruyu sormuş. Ben de elimden geldiğince cevaplamaya çalışacağım:

Merhaba Para Hanım,

Paylaşımlarınıza tekrar başladığınızı görmek çok güzel. Acaba zahmet olmazsa haftalık yemek düzeninizi açabilir misiniz ? Evde olunca yemek konusu ön plana çıkıyor, sabah-öğlen-akşam sürekli düşünmek zorunda kalıyoruz ne yiyeceğiz diye. Çocuklar olmasa 2 öğün yemek yiyip geçmek pratik ve sağlıklı oluyor ama çocuklarla zorlanmaya başladık. Birde tekrar taşındığınızı anlıyorum yazdıklarınızdan, bir önceki paylaştığınız eviniz sade ve çok güzeldi, bu eviniz de minimalist düzende mi? Taşınmanızın sebebi bahçe ve daha izole bir yaşamı istemeniz mi tabi cevaplamak zorunda değilsiniz başından beri takip ettiğim için sebeplerini merak ettim

Sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum

Öncelikle ev konusundan başlayacağım. Çocuklarımız büyüdüğü için 90 metrekare daire bize yetmemeye başladı. Bu yüzden de yeni bir ev almaya karar verdik. Uzun yıllar müstakil evde yaşadıktan sonra tekrar apartman hayatına uyum sağlamak bana zor gelmişti ve tekrar bahçeli evde yaşamak istedim.

Türkiye’ye veya Bulgaristan’a gittiğimizde insanlar hep çocuklarımızın çok sakin olduğunu, bağırıp çağırıp herkesi rahatsız etmediklerini söylerler. Doğru da. Çocuklarımız nasıl davranılması gerektiğini biliyorlar ve sakinler. Belçika’daki çocukların sakinliği Türk anne babaların dikkatini hep çeker. Sebebi aslında basit. Her şeyden önce Belçikalılar çocuklarını şekerli gıdalarla beslemiyor. İkinci olarak da ”çocuktur yapar” gibi bir anlayışla yabancıların kendi çocuklarının şımarıklıklarına katlanmalarını beklemyorlar. Örneğin geçen yaz gittiğimiz bir parkta bir çocuk yere çöp attı. Eşim çocuğa yere çöp atamayacağını söyledi ve çöpü geri alıp çöp kutusuna atmasını söyledi. Aradan 30 saniye geçmeden koşa koşa göbeki bir adam, yanında da başörtülü eşi kavgaya geldiler. Hangi milletten olduklarını bilmiyorum. Faslı veya Ortadoğulu olduklarını tahmin ettim. Bozuk Hollandaca ile ”Sen benim çocuğumu nasıl uyarırsın? Daha bir çocuk o! Yapar!” diyecek oldular. Biz de fazla uzatmadan oradan kalktık. Bu tür insanların olduğu ortamlara girmiyoruz, çocuklarımızı da sokmuyoruz. Bu tür kültür farklarından dolayı Belçika’da büyük bir ayrışma var. Belçikalılar yabancıların oturduğu semtlerde ev almıyor veya çocuklarını yabancıların çok olduğu okullara göndermiyor. İyi semtler ve kötü semtler var. İyi semtler çoğunluk Belçikalıların yaşadığı yerler. Oralarda okulların kalitesi de daha yüksek. Yukardaki gibi bir dizi olay yaşayınca maalesef biz de yabancılara karşı ön yargılı olduk ve -üzülerek söylüyorum- Türklerin ve Faslıların çok olduğu yerlerden kaçınmaya başladık.

Yeni evimiz şu anki ihtiyaçlarımıza cevap veriyor, ancak hala döşemeyi bitirmedik. Elbette yine minimalist tarzda döşemeye başladık, çünkü evime temizlikçi tutmak zorunda kalmak istemiyorum. Evime yabancı insanların girmesini tercih etmiyorum.

Yemek konusu her ailenin hayatında önemli. Günlük yemek düşünmek, hazırlamak gerçekten de çocuklu aile için çok zaman alan bir uğraş. Çocuklar olmayınca basit bir şeyler yiyip öğünleri geçiştirebiliyoruz, ancak çocuklar olunca durum biraz değişiyor. Onların önüne her öğün sağlıklı yemek koymaya çalışıyoruz. Bu çok yorucu olabiliyor. Yemek yapmak için mümkün olduğunca az zaman harcamaya gayret ediyoruz.

Spor salonuna veya parka gittiğimizde Türk aileler gördüğümüzde bazen kulak kabartır hangi konuda konuştuklarını dinleriz. Ayıp bir şey biliyorum, ancak eşimle aramızda bir idda bu. O bana der ki ”Türkler sürekli yemek yiyiyorlar. Yemek yemekten arta kalan zamanda ise ne yiyeceklerini konuşuyorlar.” O bunu söylemeden önce dikkat etmemiştim. O yüzden de şimdi sürekli Türk ailelerin konuşmalarına kulak kabartıyoruz. Eşimin dediği gerçekten de doğru. İyi ya da kötü, Türk insanının hayatı yemek çevresinde dönüyor.

Bu durum benim annemle babam için de geçerli. Ne zaman Bulgaristan’a ailemin yanına gitsek annem sabahtan akşama kadar mutfaktan çıkmaz. Kadın sürekli yemek yapıyor. Kendince tabi ki haklı. Çocuklarını ve torunlarını en güzel şekilde ağırlamak istiyor. Türk kültüründe güzel ağırlamak ise en güzel yemekleri sunmak demek. Ne yazık ki annem bizim yemek beklentimizin olmadığını anlamayı reddediyor. Ben bunu sevmiyorum ve o yüzden de mutfakta yardım etmiyorum. Babam başlıyor kızmaya neden annene yardım etmiyorsun diye. Ben de dilim döndüğünce mutfakta durmak için tatile gelmediğimi ve zor yemeklerle uğraşmak istemediğimi, yemek yapmayı bırakması gerektiğini anlatmaya çalışsam da anlamıyorlar. Bizi dinlemeyi reddedip kendi doğrularını yaşatmaya çalışıyorlar. Eşim de bu durumdan rahatsız. İlk bir iki gün bir şey demiyor, ancak üçüncü gün dert yanmaya başlıyor ”Yazın ortasında buraya geldik. Hava çok sıcak, ancak annen mutfakta ocağın başında sürekli yemek yapıyor. Börek, çörek yapıyor. Bu sıcakta bir de sıcak yemek yenir mi! Annen sürekli yemek yapmaktan sıkılmıyor mu? Burada ya yemek yeniyor ya da ne yiyeceğimizi konuşuyoruz. Neden daha çok dışarı çıkmıyoruz veya yemek dışında bir şeyler yapmıyoruz?” diye söyleniyor.

Ne yazık ki annem ve babam için doğada yürüyüş, kitap okuma, çevre gezisi gibi aktiviteler boş beleş işler kategorisine giriyor. Olur da kırk yılda bir giderlerse Allah korusun yemeksizlikten ölürüz diye naylon poşetler dolusu yemeği mutlaka yanlarına alırlar. Hayatlarında herhangi bir hobileri olmadı. Ömürlerini bir tane bile kitap okumadan geçirdiler. Haliyle konuşabileceğimiz konular da sınırlı kaldı. Konuşacak konular sınırlı olduğu gibi başkalarının kendileri gibi yaşamadığını da anlamakta zorluk çekiyorlar. Ömürleri televizyon izlemekle, televizyonda duydukları şeyleri konuşmakla, yemek hazırlamakla veya yemek alabilmek için para kazanmakla geçirdiler. Annemle babam öğrenmeyi 1975 yılında okuldan mezun olunca bıraktıkları için onlarla çevreyi korumak için et yememek, süt içmemek gibi konulardan konuşamam. Her ikisi de 50’li yaşlarda yüksek tansiyon, damar tıkanıklığına yakalandılar, ama maşallah sağlıklı yaşam konusunda herkesten bilgililer. Onlara göre hastalıkları tamamen genetik.

Ben kendi annem ve babam gibi olmak istemiyorum. Hem para, hem yemek alışkanlıkları hem de zamanımı değerlendirme konusunda annemle babamdan farklı olmaya çabaladım. Onlar bana kitap okumayarak kitap okumanın ne kadar önemli olduğunu gösterdiler. Aynı şekilde kötü yemek alışkanlıklılarını ömür boyu sürdürdükleri için ve hiç spor yapmadıkları için bana iyi beslenmem ve spor yapmam gerektiğini göstermiş oldular. Onların sayesinde sporun, öz disiplin sahibi olmanın ne kadar önemli olduğunu gördüm.

Biz yemek için yaşamıyoruz, yaşayabilmek için yiyiyoruz. Facebook’ta, İnstagram’da yemek resimleri paylaşmayı doğru bulmadığım gibi sokakta gezerken birşeyler yemeyi(mesela sokakta dondurma yemeyi) doğru bulmuyorum. Ballandıra ballandıra yemek anlatmayı(veya yazmayı) da asla doğru bulmuyorum. Evimizde de gün boyu yemek pişmez. Yemek hazırlama süresini çok kısa tutmaya çalışıyorum. Genellikle basit yemekler yapıyorum. Gıdaları mümkün olduğunca çiğ veya az pişmiş yemeye çabalıyorum. Örneğin hiç yufka açmadım, börek, yaprak sarması veya biber dolması yapmadım, çünkü bunları yapmak çok uzun sürüyor.

Çocuklarıma her istediklerinde yemek vermiyorum. Kahvantı, öğlen yemeği ve akşam yemeği dışında öğleden sonra meyve yiyebilirler. Yemek saatleri dışında atıştırmaları yasak. Cips ve gazlı içecekleri bilmiyorlar. Gofret gibi atıştırmalıkları hiç yemediler. Sucuk, sosis, salam gibi şarküteri ürünlerinin tadını bilmezler.

Daha önce de yazdığım gibi vegan ve şekersiz besleniyoruz. Süt yerine soya sütü, fındık veya badem sütü kullanıyoruz. Aynı şekilde eşim bitkisel yoğurt yer, ben ise sevmiyorum. Çok fazla bakliyat yeriz. Sebzelerden çorbalar yaparım. Taze sebzeler her öğünde yeriz.

Kahvaltıda bitkisel sütle ıslatılmış yulaf yiyiyoruz. Türkiye’deki serpme kahvaltılar, brunchlar, o sadece kuş sütü eksik sofralar bizde yok ve çocuklarımız bunları çok şükür hiç görmedi. Hafta içi, hafta sonu fark etmeksizin kahvaltıda bitkisel süt ile ıslatılmış yulaf yiyiyoruz.

Ben haftada 1 veya 2 gün oruç tutmaya çalışırım. Bu şekilde kilomu kontrol altında tutuyorum ve kendimi daha sağlıklı hissediyorum.

Soğuk algınlığı, grip gibi basit hastalıklarda ağrı kesici dahil ilaç almamaya çalışıyoruz. Eşim hayatında ağrı kesici dahil daha herhangi bir ilaç kullanmamış. Gerektiği durumda ilaç elbette kullanırız, ancak gereksiz ilaç almaktan veya basit hastalıklarda hemen doktora gitmekten kaçınıyoruz. Doktora gitmekten neden kaçındığımızı söyleyeyim. Bir berbere saç kesimine ihtiyacınız olup olmadığını sormanız saçma, çünkü size mutlaka saç kestirmenizi tavsye edecektir. Doktorlar da aynı şekilde ne şikayetle giderseniz gidin mutlaka ilaç yazarlar. Bu yüzden grip, ishal gibi basit hastalıklarda 1 hafta bekliyoruz, geçmedi ise doktora gidiyoruz. Çocuklarda ateş tehlikeli olabilir diye duydum onun için evde çocuklar için ateş düşürücü bulunduruyorum. Neyse ki pek hasta olmuyorlar.

Sık sık katı meyve sıkacağı ile sebze suları sıkıyoruz. Özellikle hasta olduğumuzda bunu daha sık yapıyoruz.

Yemekleri ocaktan çok buharlı fırında yapıyorum. Eskiden düdüklü tencerede yapardım. Yeni mutfağımıza buharlı fırın aldım. Blogumda fırın reklamı yapmak istemiyorum, ancak bu fırını ocaktan daha çok kullanıyorum. Basınçlı fırın düdüklü tencere gibi yüksek basınçta pişiriyor. Bu fırın yerine düdüklü tencere kullanabilirsiniz, çünkü ikisi aynı işi görüyor.

Bu fırında yapılan her şeyi düdüklü tencerede de yapabilirsiniz

Bugünkü öğle yemeğimizi örnek vereceğim. Kırmızı mercimek, bulgur ve dünden kalma biraz esmer pilavı fırın kabına koydum. Bir patates, bir soğan ve bir havucu ince ince doğradım ve fırın kabına ilave ettim. Aynı kaba tuz, zeytinyağı ve çeşme suyu ilave edip 5 dakika 120 redece fırına verdim.

Sonuç çok lezzetli bir çorba oldu. Çocuklar bayıldı. Her öğünde mutlaka taze sebze yeriz. Bugün salatalık, domates ve turp yedik. Onları da 5 dakika içinde çorba fırında iken hazırladım. Bu öğünü hazırlamam 10 dakika sürdü.

Çorba dışında sık sık fasulye, nohut, bezelye gibi baklagiller pişiriyorum. Yine bu fırında aynı çorbayı pişirdiğim şekilde esmer makarna ve esmer pilav da yapıyorum. Makarna yaparken soğan, biber, domates ve kuru makarnayı kaba beraber koyuyorum. Üstüne kaynar su ilave edip 10 dakika fırına veriyorum. Çok lezzetli sebzeli makarna oluyor.

Sık sık fırında patates haşlıyoruz ve bunu taze sebzeler, vegan mayonez, zeytin ve turşu ile yiyiyoruz. Çok sık kısır da yapıyorum. Fırında 3 dakikada kırmızı mercimekle bulguru 120 derecede haşlıyorum. Sonra bunu domates salçası, maydanoz ve nane ile karıştırıyorum.

Tüm aile için öğle veya akşam yemeğini hazırlamam 10-20dk arası sürüyor. Çok fazla tencere, tava kullanmadığım için fazla toplama ve bulaşık da çıkmıyor. Çocuklara kendi bulaşıklarını bulaşık makinesine nasıl yerleştireceklerini de öğrettim. Sofranın kurulmasına ve toplanmasına mutlaka yardım ediyorlar. Böylece günümü yemek düşünmek ve hazırlamakla geçirmiyorum.

Arada bir, belki 2 haftada bir kurabiye ve kek yaptığımız da oluyor. Elbette vegan süt, bitkisel margarin kullanıyoruz ve asla yumurta kullanmıyoruz. Yumurta yerine bitkilerden yapılan bir toz var. O kek hamuruna yumurtanın verdiği kıvamı veriyor. Yulaflı kurabiyeyi çok sık yapıyoruz. Şeker yerine muz kullanıyoruz. Çayı zaten liseden beri şekersiz içtiğim için eve şeker lazım olmuyor.

Söylemeden geçmeyeceğim, vegan beslenmede B12 vitamini takviyesi çok önemli. Çocuklar da kendimiz de bu vitamini alıyoruz.

Sevgiler,

“Günlük Yemek Alışkanlıkları” için 4 yorum

  1. Merhaba para hanım. Yeni eviniz hayırlı olsun . Sizden ricam hangi kitapları okuduğunuzu bizimle paylaşır mısınız? Özellikle de çocuklar için hangi kitapları önerirsiniz? Mutlu günler dilerim.

    1. Merhaba
      Çok güzel bir soru. Mutlaka yazacağım. Eakiden, yani çocuklarım bebekken onlar için kitaplar alırdım. Şimdi hepsi zevklerine göre kendi kitaplarını seçiyor. Ne seçtiklerini sonraki yazımda yazacağım.
      Sevgiler

  2. İnsan ömrü gerçekten çok kısa ve bu kısa zamanın büyük bölümünü mutfağa kapanarak geçirmek bana saçma geliyor . En uğraş gerektiren , hazırlaması zahmetli ve zor yemeği de 10 dk içinde yeyip bitiyoruz , hazırlaması pratik ve kolay yemeği de 10 dk ‘da yeyip bitiriyoruz . Sonuçta iki türlü de karnımız doymuş oluyor yani yeme süreleri aynı ise ve ikisinde de karnımız doyuyorsa bunca çaba niye ?Zor ve zahmetle hazırlanan yemek , kolay ve pratik hazırlanan yemekten daha besleyici ve faydalı değil .Yani yapımına ayrılan zamanın fazla olması o yemeği daha lezzetli yada daha vitaminli yapmıyor .Bu arada yeni evinizi ve bahçenizi çok merak ediyorum . Acaba birkaç fotoğraf ile bu merakımı gidermeniz mümkün mü ? Şimdiden teşekkürler.

    1. Elinize sağlık ne güzel yazmışsınız.
      Yeni evimde inanın çok da merak edecek bir şey yok. Diğer apartman dairemi paylaşmakta çekinmedim, çünkü oradan 1 veya 2 sene içinde taşınıp eşyalı kiraya vereceğimi biliyordum. Baştan o niyetle döşedik. Zaman ne gösterir bilemeyiz, ancak şu anki evimizden taşınma niyetimiz yok. Belki ileride yeri gelirse fotograf paylaşırım, ancak şimdilik öyle bir niyetim yok.

parahanim için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir