Çift Dilli Çocuk Yetiştirmek: Sevdiğimiz Kitaplar

Çocuklarım çok dilli bir ortamda yetiştikleri için iyi Türkçe öğrenmelerini istedim. Bunun için iyi hazırlanmış Türkçe çocuk kitapları aradım. Çeviri değil, Türk yazar ve çizerlerin kitaplarını almak istedim. Maalesef Türkçe basılmış iyi çocuk kitabı bulmam mümkün olmadı.

Çevremde sınırlı sayıda Türk var. Öte yandan bazı bloglara bakıyorum. Yaptığım sınırlı gözlemlerde şunu gördüm: Türk anne babalar çocuklarının ÇOK SAYIDA kitap okumasına önem veriyor. Çocuk geliyor annesine şunu diyor ”Anne bugün tam 10 sayfa okudum!”, anne diyor ki ”Aferin kızım! Yarın 20 sayfa oku”, ya da ”Bu yaz tam 10 kitap okudum, ama arkadaşım beni geçmiş o 20 tane kitap okumuş! Hayır, ama o hile yapmış, benim kitaplarım kalın onunkiler ince!” Yani niteliğe değil, niceliğe(sayıya) önem veriliyor.

Ciddi ciddi şöyle bir blog gördüm: ”6 yaşındaki oğluma 10 ayda 1000 kitap okuduk” Kadın hedef koymuş ve hırs yapmış. Çocuğu da sirk maymunu gibi İnternette ifşa ediyor: ”herkes oğluma baksın! Benim oğlum var ya, o tam 1000 kitap okudu” diye! Neden? Yarış mı bu? Ne okudu onu da bilmiyoruz. O anneye ”Neden şu kadar sayıda kitap okunacak diye tutturuyorsun? Biraz rahat ol!” diyesim geliyor. ”Ben her gün 10 tane resim yaptım. 100 günde 1000 resim yaptım” demekle aynı şey. 1000 tane saçma sapan karalamaca yapacağına otur 100 günde ruhunu vererek 1 yada 5 ya da 8-10 tane resim yap daha iyi değil mi? Burada amaç bir sayı tutturmak değil ki!

Sık sık Türk gazetelerinde ”Çocuğunuz nasıl daha zeki olur” reçeteleri(!) görüyorum. O reçetelerde çocuğunuza kütüphane oluşturun diye bir madde gördüm. Yayınevleri de şöyle bir icat çıkarmış: ”çocuk kitapları seti”, ”çocuğumun ilk kütüphanesi seti”…. Bence o setler alınıp güzelce raflara diziliyor, çocuğa ZORLA okutturuluyor. Bütün bunlar kafamda gri ve mutsuz aile ortamları olarak canlanıyor.

Geçen hafta annem telefonda yeğenimin konuşmalarını anlatıyor. Çocuk büyük oğlumu kastederek şöyle demiş: ”O çok iyi bir yer kazanır, çünkü çok zeki”. Bunu duyunca Türkiye’de yetiştiği için yeğenime üzüldüm. Neden çocuklar birbirinin zekasını konuşuyor? Neden hep bir yerleri ”kazanmak” söz konusu? Okullar iyi olsun da bizim çocuklarımızı onlar kazansın. Çocukların kendilerini gerçekleştirmesi konuşulsun zekası değil.

Belki de bu yüzden Türkiye’de ÇOK çocuk kitabı var, ama İYİ çocuk kitabı yok. Şöyle düşünüyorum, anne babalar çocuk kitabı almak için bir bütçe ayırıyor, mesela 100 lira. Dükkana gidiyorlar ve EN UCUZ Türkçe çocuk kitaplarını toplamaya başlıyorlar. ”Ooo bu kitap tam 50 lira. Bunu alacağımda şurada tanesi 10 lira olan 5 kitap alırım. Hem 5 tane alana 5 tane bedava veriyorlarmış!” gibi bir şey mi var acaba? Oysa ki 100 tane kötü kitabını zorla, kotayı doldurmak için, laf olsun diye okuyacağına 1 tane çok iyi bir kitabı SEVEREK okusun daha iyi.

Çocuklarımıza okumayı nasıl sevdirdik onu anlatmak istiyorum. Çocuklarımıza televizyon, telefon, tablet, bilgisayar vermedik ve vermiyoruz. Çocuklarımız okulda arkadaşlarından facebook, tiktok gibi kelimeleri duyuyorlar, ancak anlamlarını bilmiyorlar. Onlara şekerli gıda yedirmiyoruz. Sonuç olarak çocuklarımız çok uzun süre aynı şeye odaklanabiliyor. Yani saatlerce kitap okuyabiliyorlar. Saatlerce KAPLA blokları ile binalar, köprüler inşa edebiliyorlar. Biz zorlamaya inanmıyoruz. İsterlerse kitap okuyorlar istemezlerse okumuyorlar. ”1 haftada 10 kitap okursan sana oyuncak alacağım” gibi teşvik veya ödüllendirme yok bizde. Çocuklarımız ”Anne bak bu kitabı bitirdim” veya ”Tam 20 sayfa okudum” diye bize gelmiyorlar, çünkü kitap okumayı doğrudan teşvik etmiyoruz. Bizim için kitaplar öğrenme aracı, başka bir dünyaya açılan kapılar. Evimizde sevdiğimiz, nitelikli kitaplar var. Kitap okumak bir amaç değil, hedef değil bir yaşam biçimi. Kitap okumak su içmek, yemek gibi hayatın doğal bir parçası. Aynı şekilde sık sık resim de çiziyorlar, ama şu kadar günde şu kadar resim yapacaklar gibi hedef koymuyoruz.

Ben henüz iyi yazılmış Türkçe bir çocuk kitabı bulamadım demiştim. Öte yandan eşim kendi dilinde, yani Hollandaca yazılmış çok fazla sayıda kaliteli çocuk kitabı buldu. Daha ilk çocuğumuz doğduğunda bile eşim hangi kitabı alacağını biliyordu.

Eşimin aldığı kitapların ortak özelliği şuydu:

1- çocuğun o anki gelişim evresine uygun bir dille yazılmışlardı. Örneğin, 3 yaş çocuk kitaplarında uzun cümleler yoktu. Sıfat, zarf kullanımı gerekmedikçe yoktu.

2- kitaplarda mesaj verme kaygısı güdülmemişti. Bizim bile okurken eğlendiğimiz kitaplardı.

3- çocukarın kendileri ile ilişkilendirdikleri konular işlenmişti.

Bunu anlamam aslında biraz uzun sürdü. O yüzden de uzunca bir süre çok sayıda çöp gibi değersiz Türkçe çocuk kitabı aldım durdum. Türkçe kitaplarda upuzun cümleler, gereksiz sıfatlar ve zarflar vardı. Türkçe kitapların istisnasız hepsi çocuğa ”ders” veriyordu. Maaliyeti az olsun diye hızlıca ve özensiz hazırlanmış kitaplardı. Çocuklarım hiç birine bakmak istemedi. Okuyacak oldum, dinlemeyi reddettiler. Didaktik kitapları neden sevmediler? Biz büyükler bizi açık açık manipüle etmeye çalışanları nasıl sevmiyorsak çocuklar da sevmiyor. ”Bak kırmızı kanatlı baykuşa farecik yardım etmiş. Arkadaşlık böyle bir şey işte” diye saçma sapan bir hikaye uydurup mesaj verme, ders öğretme kaygısı güden kitaplardan ne çocuklar hoşlanıyor ne de biz büyükler. Ne yazık ki Türkiye’de hala çocuk kitabının eğitici ve öğretici olması gerektiği görüşü yaygın. Bu çocuğa karşı paternistik bakış açısını yansıtıyor, yani çocuk birşey bilmez, biz ona her şeyi öğretiriz bakış açısı bu. Ne yazık ki paternistik kültür Türkiye’ye iyice yerleşmiş. Doktor hasta ilişkisinde bile Türkiye’de bu durum aynı. Doktora birşey soramazsınız, çünkü ”sen benden iyi mi bileceksin? Madem biliyorsun neden doktora geldin?” diye çıkışır size doktor. İlk çocuğumu doğurmak için Türkiye’ye gitmiştim. Doktor kaç çocuk doğurmak istediğimi sordu, ben de 3 veya 4 dedim. Doktor dedi ki ”Sana 2 çocuk yeter”! Haydaa! Buyur buradan yak! Olay bu Türkiye’de. Türkiye’de doktorlar 5 sene tıp okudukları için tıp bilimini tekeline aldıklarını düşünür ve hastalarına tepeden bakar. Maalesef genel durum bu ve kolay kolay değişecek gibi de değil. (not düşeyim, istisnalar var. Ailemde çok sayıda doktor var ve hiçbiri hastasına üstten bakmaz. Ne yazık ki yerleşik paternistik kültürün varlığını inkar edemeyiz)

Türkoloji bölümünde profesör olan bir arkadaşım Türkiye’deki Türk dili kitaplarını incelemişti. Kitaplarda bilimsellik kavramı 3/10 sıklıkta işlenirken otoriteye itaat kavramı 9/10 sıklıkta işleniyordu. Dolayısıyla Türkiye’deki Türk dili ders kitaplarını getirip Belçika ve Hollanda’daki çocuklar için kullanamayız demişti. Arada çok büyük bir kültür farkı var. Burada okullarda sorgulama, çocuğun kendi araştırmasını yapması teşvik ediliyor. Otoriteye itaatin büyük bir meziyet olduğunu işeyen ve çocuğa üstten bakan paternistik kitaplar Batı Avrupa’da yetişen çocuklar için uygun değil. Belki de bu yüzden Türk çocuk kitapları bize uymadı.

Türkçe yazılan hikayeler gerçeklikten uzak ve doğa kanunlarını hiçe sayıyor. Bir çoğunda yazarın doğru dürüst hangi mevsimde ne yetiştiğini bilmediğini görebilirsiniz. Baharda armutları olduruyorlar mesela. Hikayeler illa ders verme kaygısı ile yazılan zorlama saçmalıklar. Oysa ki okul öncesi çocuklarda soyut düşünce yok. Yazarın bir tarafını yırtarak vermek istediği mesajı çocuk anlayacak yaşta bile değil henüz. Çocuk sadece hikayenin saçmalığına ve tutarsızlığına odaklanıyor ve kesinlikle dinlemek istemiyor. Bunu aldığım Türkçe kitaplarda bire bir yaşadım. Ben o kitapları okumaya çalıştıkça çocukar kaçtı. Öte yandan babaları kitap okudukça sevinçten zıplıyorlardı. Neden? Babanın seçtiği kitap eğitici değil eğlenceliydi. Ben de ne yaptım? Gittim babanın okuduğu kitabın Türkçe tercümesini aldım. Bir baktım çocuklar beni severek dinlemeye başladı. Demek ki sorun kitaplardaymış. Hollandaca kitaplar basit bir dille, ancak ÖZENLİ yazılmış ve akıcı. Hollandalı yazar mesaj vereceğim diye doğanın her türlü kanunu çiğneyip geçmemiş. Gelincik çiçeği ile elmayı aynı anda oldurmamış. ”Baykuşlar fare avlanırdı” dedikten hemen sonra bir fare ile baykuşun arkadaşlığını anlatmamış. Kurdu ”vejeteryen” ilan etmemiş. Aynı biz büyükler gibi çocuklar da kendilerine yalan söylenmesinden ve manipülasyondan nefret ediyor.

Eşimin ilk aldığı kitap Jip ile Janneke hikayeleriydi. Jip ile Janneke hikayeleri 1950’li yıllarda gazetelerde haftalık olarak yayınlanmaya başlamış. Bunlar kısa, yalın hikayeler. Cümleler telegraf dili gibi kısa kısa ve basit. Telegraf dili gibi olduğu için de çocukların konuşmasına benziyor. Fazla sıfat yok. Zarflar, benzetmeler kullanılmamış. Jip ile Janneke adında iki komşu çocuğun günlük yaşamından kesitlerden oluşuyor. Resimler çoğunlukla siyah-beyaz ve sade çizgilerden oluşuyor. Bu hikayeleri okurken çocukların ilgisi dağılmıyor. Çocuklara uyumadan önce birer hikaye okuyorduk. Severek dinlediler. İlkokul çağına geldikleri halde hala bazen onlara Jip ve Janneke okurum ve 100. defa bile hala bıkmadan dinliyorlar. Hikayeler okadar güzel ki kendimiz bile okurken sıkılmıyoruz. Hikayelerde ders verme kaygısı yok. Yazar ”bu hikayemde komşu yardımlaşmasının öneminden bahsedeyim” diye yazmamış. Baba hikayeyi Hollandaca, ben Türkçe okuyordum. Hikayelerinin Türkçe çevirisinden de memnum kaldım. Belçika ve Hollanda’da tüm çocukların Jip ile Janneke hikayeleri ile büyüdüklerini söyleyebilirim. Kitabın Türkçe basımı Çınar Yayınları yapmış. Aşağıdaki linklerde Hollandaca kitabı bulabilirsiniz:

Çocuklarımın çok sevdiği bir başka kitap ”De dikke Mejuffrouw Muis”. Bu kitabın dili Jip ve Janneke kitabından biraz daha ”zor”, ancak zor kelimesini tırnak içine aldım, çünkü rahatlıkla okul öncesi grubuna okunabilen bir kitap. Hikaye kafiyeli yazılmış, bu da akıcılığı artırıyor. Hemen belirteyim, yazar kafiyeli yazacağım diye Hollandacayı katletmeden yazmış. Çocuklarımız hiç sıkılmadan aylar boyunca eşime bu kitabı okuttular. Hikayeleri o kadar güzel ki kendimiz bile okurken sıkılmadık, ki 500 defa okumuşuzdur. Çocuklar kitabı ezberlediler. Öyle ki eşim okurken hata yapsa ”Hayır yanlış okudun” diye uyarıp doğrusunu söylüyorlardı. Öyküler samimi, gerçekçi ve biraz komik. Kısa, öz bir dil kullanılmış. Kitabın resimleri ayrıntılı ve özenli hazırlanmış. Çizer hikayenin romantik havasını iyi resimlemiş. Resimlere bakmadan hikayeyi okusaydınız tam da o resmileri hayalederdiniz. Türkçeye maalesef çevrilmemiş, ancak Hollanda ve Belçika’da çocuk büyüten herkese bu kitabı tavsiye ederim. Lemniscaat yayınevi basmış, ki o yayınevinin kötü kitabını daha görmedim.

De dikke Mejuffrouw Muis

https://www.amazon.nl/gp/product/904770620X/ref=as_li_tl?ie=UTF8&camp=247&creative=1211&creativeASIN=904770620X&linkCode=as2&tag=parahanim-21&linkId=993bafc7dc8a77bce366823cd2219be7

Yine Lemniscaat kitabevinden ”De Gele Ballon” (Sarı Balon) kitabını çocuklarım çok okudu. Türkiye’de yok biliyorum, ancak yurt dışında amazon’dan ısmarlayailirsiniz. Kitabın büyük ve küçük boyutları var. ”Okudu” dediğime bakmayın, kitapta yazı değil sadece muhteşem resimler var. Çocuk sarı balonu, Zwarte Piet’i, hızsızları takip ederek dünya turu yapıyor. Bu kitapla çocuklarım saatler boyunca oyalanıyordu. Ben onlarla kitaba bakıp hikayeler uyduruyordum. Kitabın ressamı Charlotte Dematons. Çizeri beğendiğimiz için diğer kitaplarını da aldık.

https://www.amazon.nl/gp/product/9056375261/ref=as_li_tl?ie=UTF8&camp=247&creative=1211&creativeASIN=9056375261&linkCode=as2&tag=parahanim-21&linkId=3af76b9406eea756cff703176f312ade

Çocukların çok sevdiği diğer bir kitap serisi de Pettson. Eşime anne ve babası küçük iken okurlarmış. Eşim de çocuklarımız için bu seriyi aldı. Neyse ki serinin bazı kitapları Türkçe’ye orijinalini hiç bozmadan çevrilmiş. Çeviriler oldukça başarılı. Bu kitapların resimleri çok, ama çok güzel. Kitaplar okul öncesi çocuklara okumak için biraz uzun. O yüzden tek oturuşta okuyup bitirdiğimiz hiç olmadı. Günde bir sayfa okuyorduk. Dili basit, ancak 3 veya 4 yaş sonrası için uygun. Dil yalın ve sade. Hikayeler çocukların ilgisini çekiyor ve komik.

https://www.amazon.nl/gp/product/1912480247/ref=as_li_tl?ie=UTF8&camp=247&creative=1211&creativeASIN=1912480247&linkCode=as2&tag=parahanim-21&linkId=bb39a36002ffc3207052d24267a06540

Broertje Ruilen :Evde 3 çocuk olunca aralarında kıskançlık da oluyor. Kardeş kıskançlığını işleyen bir kitap. Hala getirip zaman zaman bana bu kitabı okuturlar. Özellikle küçük oğlum çok seviyor. Ben okurken içinin yağları eriyor diyebilirim.

https://www.amazon.nl/gp/product/9025864678/ref=as_li_tl?ie=UTF8&camp=247&creative=1211&creativeASIN=9025864678&linkCode=as2&tag=parahanim-21&linkId=65cc0b677fba0a514346d794c35d2dd1

Belçika çizgi roman cenneti bir ülke. Bildiğiniz çoğu çizgi roman serisi Belçika’dan çıkmadır. Belçika’da çocuklar çizgi roman okuyarak büyür. Burada en sevdikleri serileri yazacağım:

1- Game Over serisi: Bu seriyi çocuklarım 3 yaşlarından beri ellerinden düşürmedi. Tekrar tekrar okuyorlar. Koltuğa kurulup 1-2 saat Game Over okudukları oluyor. ”Okuyorlar” diyorum ama, kitapta yazı yok. Tek sayfalık kısa hikayelerden oluşuyor. Bu yüzden de okul öncesinde bile okuyorlar.

Şunu söyleyeyim, bu seriyi eşim çocuklar daha doğmadan kendi için aldı, daha doğrusu yıllar boyunca biriktirdi. Biliyorsunuz erkekler büyümeyen birer çocuk. Eşim de aynı çocuklar gibi Game Over serisinin hastası. Seriden senede 2 kitap yayınlanıyor…

Game Over serisinden bir sayfa

2- Kid Paddle serisi: Game Over serisinin yazılı olanı. Game Over sevdikleri için, özellikle okumayı öğrendikten sonra Kid Paddle serisini ellerinden düşürmediler. Yine eşimin kendi için aldığı kitaplar.

3- Smurfen, yani Şirinler serisi: Bu seriyi bir komşumuz hediye etti. Çocuklara defalarca okuduk. Öyle ki elimizdeki kitaplar tekrar tekrar okunmaktan iyice yıprandı. Okul öncesi çocukları için çok uygun bir seri, ancak 8 yaşındaki oğlum bile hala severek okuyor. Hemen belirteyim, çocuklarım hiç Şirinler çizgi filimlerini izlemedi.

5 yaşındaki oğlum okumayı bilmediği halde Şirinler serisini tekrar tekrar ”okuyor”

4- Jommeke serisi: Bu Belçika’da en iyi bilinen çocuk serilerinden biri. İlkokul yaş grubuna hitap ediyor. Serinin sanırım 500 den fazla kitabı var. 8 yaşındaki büyük oğlum 2 hafta önce şöyle dedi ”Keşke okul Korona virüsünden dolayı tatil olsa da evde bütün gün Jommeke okusam!”. Şu anda günün büyük kısmını Jommeke okuyarak geçiriyor. Bu serinin ilk çizeri Jef Nys de Anversli, hatta bizim mahalleden (Wilrijk).

5- Suske en Wiske serisi: Bu serinin çizeri Anvers’in Seefhoek mahallesinden. İngiltere’de Willy and Wanda, Amerika’da Luke and Lucy, Fransa’da Bob en Bobette diye satılıyor. Belçika’da ilkokul çocuklarının çok okuduğu ve herkesin bildiği bir seri. 8 yaşındaki oğlum da bu serinin sıkı okuyucularından.

5- Urbanus: Çocuklarım bu seriyi de bazen okuyor, ancak ben Urbanus’u onlardan daha çok seviyorum.

6- Thorgal: Bu seri yine eşimin koleksiyonu. Çocuklar da okuyor, ama aslında yetişkin çizgi romanı.

Büyük oğlumun otistik olduğunu yazmıştım. Onun belirli ilgi alanları var ve onlarla ilgili her şeyi öğreniyor.

O çizgi romanlar dışındaki hikaye kitapları ile pek ilgilenmiyor. Ansiklopedi tarzı bilgi kitapları okuyor. Ona 3 yaşında iken resimleri canlı diye bir dinozor kitabı almıştım. O kitabı eşime okuttu. Biz bu arada kitabı ezberlediğini fark ettik, çünkü biz evde yokken babama da okutuyormuş(dinozor isimlerini, hangi çağda yaşadıklarını). Babam sayfa atlarsa veya bir şeyleri yanlış okursa ”yanlış okuyorsun sen” diye düzeltiyormuş.

7- De Leukste Natuurgids: Bu kitabı aldığımızda 8 yaşındaki oğlum sanırım 1 hafta kadar elinden düşürmedi. Şimdi ise bahçede oynarken kullanıyor, çünkü kitapta doğadaki böcekler, bitkiler ve kuşlarla ilgili ipuçları ve deneyler var. En son geçen hafta böcek oteli yapıyordu. Kavanozlara toprak doldurup karınca ve böcek topluyor.

8- Vogelgids: Belçika’daki kuşların çocuk ansiklopedisi. Bahçemize ulu ağaçlar olduğu için çok fazla sayıda kuş çeşidi geliyor: agaçkakan, kara tavuk, güvercin, serçe, saksağan, baykuş, mavi baştankara, narbülbülü, parkiet(Belçika’da yaşayan bir papağan çeşidi)…. Kuş izlemek için dürbünümüz de var. Kitaba bakıp bakıp kuşları inceliyor. Kışın kuşlar için bahçeye yemek bırakıyor. Bahçede her gün sincap da görüyoruz.

9- Her çeşit şaka ve fıkra kitaplarını çocuklarım çok seviyor.

Biz çocuklarımıza herhangi bir şey öğretmiyoruz ve okumayı aktif bir şekilde teşvik etmiyoruz. Bizim tek yaptığımız okumaları için iyi bir ortam vermek, kütüphaneye götürmek ve bazen kitap satın almak.

Sevgiler

“Çift Dilli Çocuk Yetiştirmek: Sevdiğimiz Kitaplar” için 3 yorum

  1. Jip &janneke kitabını Çınar yayınlarının sitesinden sipariş vermek istedim ama maalesef tükenmiş . Fiyatı da oldukça uygunmuş . Tükendiğine göre epey talep edilen bir kitap . Ben minik oğluma üç aylıkken kitap okumaya başladım . Kitaplara ısınsın ve alışsın istedim . İlerde kitapları , okunması zorunlu sıkıcı sayfalar yığını olarak görmesin; içinden gelerek severek isteyerek okusun istiyorum . İlk kitabımız , siyah beyaz çizimlerden oluşan , iri resimlerin olduğu bir kitaptı . Yeni doğan bebekler sadece siyah ve beyaz renkleri ayırt edebildikleri için kitabın tümü siyah beyazdı . Bebekler rutinleri sevdikleri için her sabah ve akşam kitap okuma rutini oluşturduk . Şimdilerde kitap okurken , elimden alıp evirip çeviriyor , sayfaları inceliyor hatta sayfaları kendi çeviriyor . Çoğu kitabımız harpten çıkmış gibi buruşmuş durumda 🙂 ama olsun yeter ki kitapların içinde büyüsün . Bana küçükken “kitabın iyisi kötüsü olmaz , ne bulursan al eline oku “ demişlerdi . Ben de ne bulursam okudum . O zamanlar gerçekten yazarlar da kitaplar da kaliteliydi ama günümüzde durum farklı . Hersey gibi kitaplar ve yazarlar da değişti ama bu değişim olumlu yönde olmadı . Bazı kitaplar var ki sayfa yığınından ibaret . Bir hevesle başlayıp yarıda bırakıyorsunuz bitirmeye değer bulmuyorsunuz. Bazıları da var ki sizi alıp başka diyarlara götürüyor , kitabın içine girip resmen kitabı yaşıyorsunuz ve bir solukta okuyup bitiriyorsunuz . Kısacası ağaç yaşken eğilir , bu sebeple kitap aşkını çocuklarımıza erken yaştan itibaren aşılamalıyız ki dünya daha güzel bir yer olsun .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir