Çocuk Yetiştirme Üzerine Düşünceler

Çocuk yetiştirme ile ilgili ara sıra yazıyorum. Bu yüzden de sevgili okuyucumun aşağıdaki sorusunu yanıtlamak istiyorum:

Merhaba para hanım. Yazılarınızı zevkle okuyorum. Bu yazınızda da doğru noktalara değinmişsiniz. Çocuk yetiştirmeyle ilgili yazılarınız özellikle dikkatimi çekiyor. Çünkü o kadar çok bilgiye maruz kalıyoruz ki. Çocuk eğitiminde doğru ve yanlış birbirine girmiş durumda. Özellikle millet olarak çocuk üzerinde herkes söz hakkına sahip. Sizden ricam siz nasıl bir yol izliyorsunuz bu konuda bizimle paylaşır mısınız? Ve bu konuda güvendiğiniz kaynaklar nelerdir?. Teşekkürler

Son 4 aydır evimizde köpek var. Köpek eğitimi ile çocuk eğitimi arasında bazı benzerlikler var. Örneğin köpek eğitiminde tutarlı olmak çok önemli. Diyelim siz yemek yerken köpek yanınıza geldi ve ona da biraz yemek vermeniz için yalvarmaya başladı. O sevimli bakışlarına dayanamayıp -bir defa bile- masadan yemek verdiniz mi emin olun ki hep gelecektir. Siz yemeğinizi yerken köpeğin sizi rahatsız etmemesi için asla, ama asla ona masadan yemek vermemelisiniz. Bazen verip bazen vermezseniz aralıklı ödül vermiş olursunuz. Köpek yemek için yalvarmayı alışkanlık haline getirir. Hatta kumara bağlanır gibi siz yemek yedikçe masanın çevresinde dolanmaya bağlanır. “Ya bugün yemek verirse” diye yalvardıkça yalvarır ve en sevimli halini takınır. Aralıklı ödülün insanlarda da bağımlılığa yol açar. Kumar oynamaya insanlar neden bağlanır? Kumarda aralıklı ödül olduğu için. Bazen kazanırsınız, bazen kazanmazsınız. Bu yüzden de kazanmanın tadı bağımlılık yapar. Çocukları eğitirken aralıklı ödül sistemini dikkatli kullanmakta fayda var. Örneğin alışverişe çıktınız. Çocuğunuz oyuncak almanız için yalvarmaya başladı. Ona bazen oyuncak alır, bazen almazsanız emin olun çocuğunuz çok şiddetli bir şekilde istediğini aldırmak için -her defasında- ağlayacak veya başka bir şekilde duygu sömürüsü yapacaktır. Olur da çocuğun duygu sömürüsüne boyun eğerseniz çocuk oyuncağı aldırdığı için büyük bir sevinç yaşayacak, ama muhtemelen oyuncağı eve gelince bir köşeye atacaktır, çünkü onun için “kazanmak” oyuncağın kendisinden daha değerli. Çocuğun ağlamasına aralıklı ödül verdiğiniz için çocuk duygu sömürüsü yapmaya(ağlamaya) bağlanır. Bu yüzden de en mantıklısı hep hayır demek. Çocuğun ağlamasına veya duygu sömürüsüne boyun eğdiğiniz an siz çocuğa değil, çocuk size hükmetmeye başlar. Çocuk üzerindeki otoritenizi kaybettiğiniz an ise vay halinize.

Bazı çocukların aileye nasıl hükmettiklerine zaman zaman tanık oluyorum ve bu tür anne babalar ve çocukları için derin bir üzüntü duyuyorum. Örneğin anne ile anlaşıyoruz “ Şu gün şu saatte şuraya gideceğiz”. O gün gelince anne diyor ki “ Yok ben gelemeyeceğim, çünkü çocuğum bugün biraz keyifsiz”. Çocuk mu anneye hükmediyor, yoksa anne mi çocuğa belli değil. Bundan 10 sene önce annem, babam, kardeşlerim ile tatile çıkmıştım. Hepimiz aynı otelde konaklıyorduk. Bir akşam yemekten sonra bizim gelinle tavla oynamaya oturduk. Oyunun ortasında o zaman 5 yaşında olan yeğenim(kızkardeşimin kızı) yanımıza geldi ve tavlayı dağıtıp taşları etrafa attı. Yeğenim zeka özürlü bir çocuk olmadığı için ona gayet sert bir şekilde bunu yapmaması gerektiğini söyledim ve dağıttığı taşları toplamasını söyledim. Çocuk neye uğradığını şaşırdı, çünkü o güne kadar ne yapsa hoş görülmüştü. Tek çocuk olduğu için her dediği yapılmış, her istediği alınmıştı. Çok iyi hatırlıyorum kız kardeşim bana çok kızdı. “Benim çocuğumla böyle konuşamazsın” diye bana çocuğun yanında çıkıştı. Annem de kızkardeşime destek çıktı. O an kız kardeşimle arama mesafe koymam gerektiğine karar verdim, çünkü kız kardeşim çocuğu oyunumu dağıttığı için özür dilemediği gibi benim onun çocuğundan özür dilemem gerektiğini ima etmişti. Elbette 10 sene önce 5 yaşında olan prensesini istediği gibi yetiştirebilir, ama ben onun çocuğunun şımarıklığını çekmek zorunda değildim. Bu çocuğun son derece saygısız ve bencil bir geç kıza dönüştüğünü söylememe gerek yok sanırım. Ne kendim onun çevresinde olmak isterim ne de çocuklarımın onu kuzen diye bilmelerine içim razı olur.

Bebekliklerinden beri çocuklarımızın eline telefon, tablet vermiyoruz. Evimizde artık bir televizyon var. Televizyonda sadece Netflix var. Haftada bir veya 2 haftada bir kısa süreliğine Netflix izleyebilirler (en fazla 30dk). Herhangi bir çizgi filmi değil, öğretici şeyler izlettirmeye gayret ediyoruz. Örneğin Barbie çizgi filmini izlemek yasak, çünkü cinsiyetçi ve küçük kızları yanlış özendirdiğini düşünüyorum. Şunu da belirtmeliyim, çok yoğun çalıştığım dönemlerde çocuklarımı tam gün televizyon karşısına oturttuğum da oldu. Yanlış olduğunu bile bile maalesef bunu yaptım. 2019 yazında evimi taşırken ve 2017 yazında tadilat yaparken böyle günlerimiz maalesef oldu. Bu dönemler hep ev taşıma, iş değiştirme gibi hayatımızın geçiş dönemleriydi. Bunu haftalar ve aylar boyunca değil, en fazla 5-6 defa yaptık. Televizyon ve tabletin hiçbir şekilde çocukların hayal gücüne ve motor becerilerine katkısı yok. Eminim bazı faydaları vardır, ama bana kalırsa zararı çok daha büyük. Çocuğun bazen canı sıkılmalı ki oyunlar icat edebilsin, hayal gücü gelişsin ve kendi iç dünyası ile iletişim halinde olabilsin. Televizyon ve tableti mutluluk ve eğlence aracı olarak görmelerini asla istemiyorum.

Çocuğun hayatında süreklilik ve düzen önemli. Anne ve baba daha az stresli olursa ve çocuğa yeterince zaman ayırabiliyorlarsa çocuk da iyi yetişiyor. Biz çocuklar doğduğundan beri tam 2 defa taşındık. Çocukların iyiliği için yaptık, ancak şimdiki aklım olsa en baştan beri iyi bir semtte ev alır ve taşınmak zorunda olmazdım. Ayrıca çalışmamak ve para sıkıntısının olmaması de çocukların iyi yetişmesine yol açıyor diye düşünüyorum. En azından benim için durum bu. Sonuçta herkesin 24 saati var. Bunun 9 saati işte, 2 saati yolda, 3-4 saati yeme-içme-kişisel hijyen-ev düzeni için ayrılsa çocuk için fazla zaman kalmıyor.

Çocuğun düzenli bir evde yetişmesi gerektiğine inanıyorum. Çocuk eşyalar ve oyuncaklarla tıkabasa dolu bir evde düzenli olmayı öğrenemez ve başa çıkamaz diye düşünüyorum. O yüzden çocukların az eşyası, az giysisi, az oyuncağı var. Çocuklarımın odalarında göz yoran eşyalar yok. Yatak, masa, sandalye, komodin, küçük bir dolap odanın eşyalarını oluşturuyor. Ne duvarlarda resimler, ne süs eşyaları, ne fazla oyuncak. Ben aşırı renkli eşyaları sevmiyorum. Maalesef piyasada satılan çocuk eşyaları çoğunlukla aşırı renkli. Biz de çocuklarımıza tek renkli sade oyuncak ve eşyalar tercih ettik.

Çalışırken çocuklarıma yeterince zaman ayıramıyordum. Yemek yapıp evi düzenli tutabiliyordum, ama bundan fazlası için vaktim yoktu. Şu anda her gün çocukların kitaplarını, defterlerini teftiş ediyorum. Okulda herhangi bir konuyu anlamakta zorladılarsa derslerinde yardımcı olmaya çalışıyorum. Küçük çocuklarda derslerin tekrar edilmesi önemli. Haftada 1 veya 2 defa onlarla kısa da olsa ders çalışıyorum. Daha fazlası için maalesef zaman yok, çünkü saat 15:30’a kadar zaten okuldalar.

Çocuklarımın okul dışı etkinlikleri oldukça fazla. Bizim için spor çok önemli. Haftada 2 defa tenis antrenmanı, haftada 1 defa yüzme antrenmanı, haftada 3 saat müzik ve fransız kornosu çalışma(bir çeşit üflemeli çalgı), haftada 1 resim dersi derken çocukların günleri dolu dolu geçiyor. Sık sık parkta köpeği de gezdiriyorlar. Bunun dışında kızım haftada 2 saat dans dersi alıyor. Tatillerde sık sık spor kamplarına katılıyorlar. Zaten bu yüzden de televizyon izlemeleri için zaman kalmıyor. Akşam uyumadan önce hepsi yatağında biraz kitap okuyup öyle uykuya dalıyorlar. Eskiden biz okurduk, artık kendileri okuyor. 6 yaşındaki küçük oğlum elbette okumakta zorlanıyor. O yüzden de çizgi roman veya bol resimli kitap tercih ediyor. Genel olarak evde çok fazla kitap olduğu için kitap okumayı hepsi çok seviyor.

Çocuklarımın en büyük avantajı babalarının onlarla çok oyun oynaması. Akşamları bazen okey, dama, satranç benzeri oyunlar oynuyor çocuklarla. Bazen bahçeden çocuklarla ateş yakıp onlara ateşi nasıl canlı tutmaları gerektiğini gösteriyor. Çocuklar parkta sapanla oynamaya da bayılıyor. Babaları çalışma dışındaki bütün zamanını çocuklarla oynayarak geçiriyor. Oynarken de aynı çocuklar gibi eğlendiğini söyleyebilirim.

Bu kadar çok etkinliği nasıl yapabildiğimize gelince: spor kulübüne üyeyiz ve yüzme, tenis, dans aynı yerde. Oradan oraya uzak mesafeler taşınmamız gerekmiyor. Haftada 3 veya 4 defa spor kulübüne gidiyoruz. Orada uzun saatler geçirdiğimizi söyleyebilirim. Aynı şekilde okul-ev yakın. Müzik dersleri okul binasında, ama okul saatleri dışında yapılıyor. Bu yüzden çocuklar yolda pek zaman geçirmeden eve dönebiliyorlar. Çocuklara her gün kendi kendilerine oynayacakları zaman bırakmaya da çok özen gösteriyorum.

Yemek konusunu daha önce de yazdım, ancak önemli olduğu için tekrar edeceğim. Çocuklarımız vegan. Asla şekerli gıda ve içecek vermiyoruz. Coca-cola’nın tadını bilmiyorlar. Beyaz ekmek, beyaz pirinç vermiyoruz. Evde her gün sebze ve bakliyat yemekleri pişiyor. Yemek seçmelerine izin vermiyoruz. Çocuğumuz sevmiyor diye herhangi bir sebzeyi pişirmemezlik etmiyoruz. Tabaklarına koyacakları yemek miktarını kendileri seçebilir, ancak tabaklarındaki tüm yemeği bitirmek zorundalar. Yemekleri ziyan etmelerine izin vermiyoruz.

Siz çocuklarınızı nasıl yetiştiriyorsunuz?

“Çocuk Yetiştirme Üzerine Düşünceler” üzerine 3 yorum

  1. Yazınızın çok faydalı noktalara değinmekle birlikte bence “çocuğun üzerinde otorite kurmak, çocuğa hükmetmek” gibi kısımlarının sorunlu olduğunu düşünüyorum. Çocuk tahakküm edilmesi, hükmedilmesi gereken bir “şey” midir? Kurallar elbette olmalı, verdiğiniz örneklerdeki (oyuncak ve tavla) çocuk davranışlarının problemli olduğu aşikar ancak çocuğun üzerinde bir otorite figürü olmak bana doğru gelmiyor. Anlatmak istediğiniz şeyi anlamakla birlikte ifade bulduğu dilin sorunlu olduğunu düşünüyorum. Yazılarınızın devamının gelmesini dilerim.

    1. Yat asagi dedim sana ile yatman gerekiyor arasinda fark var …ben cevremde okumus insanlar arasinda bile orta noktayi goremiyorum.ya cok sert ve otoriter ya da tamamen kuralsiz yetisen cocuklar var..gelecek icin uzucu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir