Neden İnternete İhtiyaç Duyuyoruz

Eski yazılarımda İnternetin hayatımıza olumsuz etkilerinden bahsettim. Birçok okuyucum aslında bunun farkında, ama herkes uygulamanın, yani İnternetsiz yaşamanın zor olduğunu söylüyor. Ben uzunca bir süre hiç İnternet kullanmadım. Öte yandan bazı zamanlar da sık sık kendimi saatlerce web sayfaları gezinirken buldum. Kısaca İnterneti hayatımdan tamamen çıkartmak benim için de bazen zor oldu. Peki neden?

İnternet kullanmadığım ve İnterneti sık kullandığım zamanlar arasında bende ruh hali olarak oldukça büyük farklar vardı. Bu yazımda İnternete ne zamanlar ihtiyaç duyduğumu yazacağım. Aynı şekilde İnternetin dertlerime deva olup olmadığını da anlatacağım.

Bundan 2 hafta kadar önce elime (bazen günlerce) hiç tablet almıyordum. Son 2 haftadan beri ise özellikle akşam saatlerinde telefonum sık sık elimde oluyor. Nedeni ise hayatımızda yaptığımız önemli bir değişiklik.

Aynı mahallede oturduğumuz bir aile ile çok yakın dosttuk. Onların kızı(tek çocuk) bizim kızımızla aynı yaşta dolayısıyla sık sık ya bizim evde ya onların evinde beraber oynuyorlardı. Aynı yaşta olmalarına rağmen iki çocuk arasında davranış olarak dağlar kadar fark var. Komşumuzun çocuğu ne istediğini çok iyi bilen ve istediğini yaptırmak için ağlayan, tatışan bir çocuk. Çocuğun odası oyuncak dükkanını andırıyor, çünkü kocaman odada o kadar çok oyuncak var ki girdiğinizde basacak yer bulamıyorsunuz. Annesi sık sık çocukta değer verme duygusunun gelişmediğinden bahsediyor ve bu durumu ‘’bizimki de prenses gibi şımarık yetişiyor’’ diye yorumluyor. Öte yandan benim çocuklarıma yılda belki 2 defa oyuncak alınıyor. Odalarında birer yatak, masa ve sandalye var, yani elbise dolapları bile yok. Birkaç parça kıyafetlerini yatakların altındaki çekmecelere katlayıp koyuyorlar. Çocuklarımın ancak küçük bir kutuya sığacak kadar oyuncakları var. Bizim çocuklarımız ‘’HAYIR’’ sözcüğünü duyduklarında bazen bize itiraz etseler de ağlama, zıplama, bağırma krizlerine ne şimdi ne bebekken hiç girmediler. Neden HAYIR dediğimizi açıklıyoruz, onlar da bunu mecburen kabul ediyorlar. Elbette HAYIR sözcüğünü gelişigüzel ve tutarsız bir şekilde kullanmıyoruz, yani bugün ‘’hayır’’ dediğimize yarın ‘’evet’’ demiyoruz. Komşularımızın çocuğu ise çok farklı yetişiyor. Her dükkana gittiklerinde çocuğa istediği bir şey alınıyor. Aynı şekilde evde ne yapılacağına çocuk karar veriyor. Çocuk HAYIR kelimesini nerede ise hiç duymuyor, çünkü anne ve babası çocuğu dünyanın merkezine koymuş ve her dediğini yapıyorlar. Elbette komşularımız çocuklarını istedikleri gibi yetiştirebilirler, ancak onların çocukları bizimkilerini olumsuz etkilemeye başladı. Komşumuzun çocuğu HAYIR sözcüğünü duyduğunda, anne ve babasıyla tartışarak veya ağlayarak onu EVET’e çevirebileceğini daha çok küçükken öğrenmişti. Komşumuzun çocuğu her bize geldiğinde Para Bey sürekli onunla ilgilenmek zorundaydı, çünkü çocuk HAYIR’dan anlamadığı için her istediğini yapabileceğini düşünüyordu. Durmadan kendine veya evimize zarar verecek şeyler yapıyordu. Bu arada annesi çocuğa herhangi bir şey söylemediği gibi onun dik başlılığını ‘’kendine güveni var çocuğumun’’ diye yorumluyordu. İlk başta çocukluğuna verdik ve bizimkilerinin çevresinde zamanla akıllanacağını düşündük, ancak zamanla bu çocuğun çevresindeki herkesi ve her şeyi ona hizmet edecek şeyler gibi görmeye alıştırıldığını, yani değişmeyeceğini fark ettik. Onun için bizim evimiz, içindeki yetişkinler ve çocuklarla birlikte onu eğlendirmek için vardı. Biz onun büyükleri, çocuklarımız arkadaşları değil, ona hizmet için var olan ‘’şey’’lerdik. Kızımızla oynarken hep onun dediği olmalı, en iyisini o giymeli ve yapmalıydı. Örneğin 100 kere söylesek de köpeğimizin kafasını çekiştirmekten hiç vazgeçmedi. Köpek hırlasa ve kaçsa da çocuk onu yakalayıp ona zarar verecek şeyler yapmaya devam ediyordu. Empatiden yoksun olduğunu fark ettik. Kızımız onun istediğini yapmazsa yalvarmaya, sonra da ağlamaya başlıyordu. Kızıma yeni ayakkabı alsam gidip aynısını annesine aldırıyordu, ki çocuğun 50 ye yakın başka ayakkabısı zaten var. Annesi kızıma aldığım ayakkabının aynı rengini bulamadıysa gelip benden ‘’Sizin ayakkabıları bana verir misin’’ diye kızımın ayakkabılarını kendine isteyecek kadar yüzsüzdü, çünkü çocuğa kişisel sınırlar öğretilmemişti. En son bize geldiklerinde hepimiz bahçede ateş yakmış başında oturuyorduk. O ise bizimle oturmak istemedi ve üst kattaki kızımın odasına gidip bütün kıyafetleri deneyeceğini bize bildirdi. Biz de HAYIR dedik. Çocuk HAYIR kelimesini kabul etmedi ve tartışmaya başladı. Ona tekrar tekrar HAYIR desek de kabullenemedi ve bu defa kızımıza gidip bizi kastederek ne kadar kötü anne ve babası olduğunu, onun anne babasının ise iyi olduklarını, çünkü her şeye evet dediklerini anlatmaya başladı. Bu bizim için bardağı taşıran son damla oldu, çünkü çocuklarımızın bu şekildeki saygısızlıkları normal ve kabul edilebilir davranışlar olarak görmelerini istemiyoruz. O akşam Para Bey ile konuştuk ve kızımızı o çocukla bir araya getirmemeye karar verdik. Aradan birkaç gün geçtikten sonra komşumuz tekrar bizimle vakit geçirmek istediğinde çocuklarımızın artık beraber oynayamayacağını söyledik. Komşum bu durumu ilk başta algılayamadı. Her şey bu kadar iyi ve olumlu giderken neden böyle yaptığımızı sordu. Biz de ona çocuğunun davranışlarından örnekler verdik. Bu davranışları olumsuz bulduğumuzu anlattık. Çocuklarımızın bu tür davranışları normal ve tolere edilebilir, hatta onaylanan şeyler olarak görmelerini istemediğimizi anlattık. Benmerkezcil, empatiden uzak ve saygısız kelimelerini kullanmadan çocuğunun bu şekilde davrandığını ve onun anne olarak bu davranışlar karşısında hiç bir şey yapmadığını, sadece izlediğini, hatta özgüven yüksekliği olarak görüp gurur duyduğunu gözlemlediğimizi anlattık. Çocuğun babası aile ile yaşasa da baba çocukla vakit geçirmeyi pek sevmiyor ve çocukla baba sadece hafta sonları görüşüyorlar. Baba çocuk okula gittikten sonra uyanıyor ve çocuk uyuduktan sonra işten dönüyor. Hafta sonları belki günde 2-3 saat çocukla oynuyor ve geri kalan zamanlarda evde pek olmuyor. Baba bizim kararımıza şiddetle karşı çıktığı gibi bizim anlayıştan uzak ve farklı alışkanlıklara karşı hoşgörüsüz olmakla suçladı. Çocuğu ile kendisinden çok bizim vakit geçirdiğimizi, empati yoksunu, benmerkezcil ve saygısız çocuğuna laf anlatmaktan kendi çocuklarımızla doğru düzgün vakit ayıramadığımızı alttan alttan anlatmaya çalışmıştık, ama maalesef o istediğini duydu istemediğini duymadı. Özellikle Para Bey zamanının tümünü çocuklarla birebir ilgilenerek, onlarla oyunlar oynayıp konuşarak geçiriyor. Son derece disiplinli, ama bir o kadar da ilgili, hoş görülü ve sevecen bir babadır. Komşumuzun çocuğu Para Bey’in ilgisini istiyor ve onu (tartışsa ve laf yetiştirse de) dinliyordu. Kendi babası ise ortalıkta olmadığı için belki çocuğuna habire oyuncak alarak açığı kapatmaya çalışıyordu. En azından bizim yorumumuz bu.

Bu kararımızdan son derece emin olsam da iyi bir arkadaşımı kaybettiğim için epey üzüldüm. Kendisine çocuklarımızın görüşemeyeceğini, ama ona çok değer verdiğimi ve kapımın ona hep açık olduğunu söylesem de bunu kabul etmedi. Anlayabiliyorum. Çocuğunu hayatının merkezine koymuş ve kendini arka plana atmıştı. Bundan dolayı çocuğunu kabul etmemem onu derinden yaraladı. Yapacak bir şey yok. Ancak bu dönemde İnternette oldukça fazla vakit geçirdim. Çocuk gelişimi üzerine İnternetten yazılar okudum. Şunu belirtmeliyim ki Google zaten sizin düşünceniz doğrultusunda yazılar sunuyor arama yaptırdığınızda. Ben ‘’çocuğa çok oyuncak almak’’ cümlesini arattığımda karşıma ‘’çocuğa çok oyuncak almanın zararları’’ ile ilgili yazılar çıkıyor, ancak çocuğuna çok oyuncak alan komşum aynı kelimeleri arattığında ‘’oyuncakların çocuk gelişimine faydası’’ ile ilgili yazılar ve oyuncak reklamları çıkıyor. Bunun sebebi Google’ın yapay zeka kullanması ve bir kişinin tüm online aktivitesini kayıt altında tutarak sizi sizden daha iyi tanıması. Google sizin o anki ruh halinizi ve duymak istediğinizi bildiği için ona göre reklamlar karşınıza çıkarır. Eminim arkadaşım Google’da ‘’Yeterince oyuncağın çocuk gelişimine faydası’’ ile ilgili yazılar görmüş hatta oyuncak reklamları Google’dan kendisine gönderilmiştir. İnsanlar duymak istediklerini ve anlamak istediklerini anlar. Farklı bir görüşe kulak vermek büyük çaba gerektirir ve aslında pek az insan bunu becerebilir. Tam da bu yüzden Google kimsenin sorununu çözemez, aksine derinleştirir ve toplumdaki ayrışmayı artırır.

İnsanlar İnternete en zayıf anlarında ihtiyaç duyar. Eğer İnternette çok zaman geçiriyorsanız o anda hayatınızdaki eksiğin veya sizi rahatsız eden şeyin ne olduğunu kendinize sorun. Ben arkadaşımı kaybettiğim için üzüntü ve yas tuttum. Tam da o zayıf anımda mobil cihazı elime alma dürtüsüne yenildiğimi fark ettim. Siz neden İnternete ihtiyaç duyuyorsunuz?