Belçika’da Yaşamanın Öteki Yüzü

Belçika’da düzen kurdum ve yarı Belçikalı 3 çocuğum var. Buna rağmen, Belçika’ya karşı hislerim karışık. Belçika’da kalışım mutlu sonu olmayan bir ilişki gibi. Burayı seviyorum ama burada gelecek görmüyorum. Bu durumu kelimelere dökmem çok zor olsa da deneyeceğim. Şöyle anlatayım, buraya ilk ayak bastığımda mutluluktan içim içime sığmıyordu. Öte yandan 15-20 senedir Belçika’da olduğunu söyleyen Türklere karşılaştığımda hayatlarının büyük kısmını burada geçirdikleri için onlara üzülüyordum. Şu anda Türkiye’ye gittiğimde akraba çevrem Belçika’da başarılı bir hayat kurduğum için bana gıpta ile bakıyor. Onlar Avrupa’nın hayat standardına, adalet sistemine, çocuklarımın yetiştiği eğitim sistemine, ülkedeki fırsat eşitliğine hayranlar. Dışarıdan bu kadarını görüyorlar. Onları çok iyi anlıyorum, çünkü beni de buraya aynı enerji ve merak getirdi. Öte yandan “dışı seni içi beni yakar” derler ya, sanırım burada hayat kuran her Türk bunu hissediyor. Yazıya dökmesi zor da olsa da bu ikilemi anlatmaya çalışacağım.

  • Ayrımcılık ve dil sorunu: Her ne kadar herkes gayet iyi İngilizce bilse de ilk yıllarda Hollandaca bilmemem ciddi bir sorundu. Zamanla Hollandacayı öğrensem de bu bana sosyal çevre açısından herhangi bir artı getirmedi. Tam tersine, burada akıcı İngilizce konuştuğunuz zaman “expat” olduğunuzu söylüyorsunuz, yani sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, okumuş bir insan olarak size bir nebze saygı duyuyorlar. Öte yandan şiveli Hollandaca konuştuğunuzda size tepeden bir tavırla yaklaşmaları söz konusu olabiliyor. Bazen size sağırmışsınız gibi bağırarak cevap verdikleri bile oluyor veya anlayasınız diye 5 yaşında çocukla konuşurcasına yaklaşıyorlar. Öncelikle Hollandacayı onların şivesi ile konuşmuyorum, çünkü anadilim değil. Yabancı olduğum anlaşılıyor dolayısıyla insanlar ilk olarak nereli olduğumu soruyor. Türk olduğumu söylediğimde yüz ifadeleri bazen değişiyor, bazen ise direk bana Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili düşüncelerini belirtme gereğini duyuyorlar veya Türkiye’ye tatile gittiklerini anlatıyorlar. Aradaki muhabbet bununla sınırlı kalıyor. Burada doğup büyüyen Türklerin de çok fazla Flaman arkadaşları olmuyor. Türkler Türklerle, Faslılar Faslılarla, Yahudiler Yahudilerle, Hintliler Hintlilerle haşır neşir oluyor. Özellikle Anvers’te bu ayrışma çok belirgin. Şöyle ki aynı sokakta Faslı fırın, Yahudi fırını, Türk fırını yakın yakına oluyor ve herkes kendi milletinin fırınından alışveriş yapıyor. İnsanlar yanlışlıkla bile birbirinin fırınına gidip alışveriş yapmıyor. Buraya ilk geldiğimde Belçikalı restoranlarda etsiz yemek sorduğum için terslendiğimi hatırlıyorum. Brasserie tarzı bir yerde 15 kişilik bir arkadaş grubunun içinde patates kızartması istediğim için garson “Burasi frituur(patates kizartmasi satan dükkan) değil. Frituur 2 kilometre ötede” diye hem azarladı hem de eliyle bana gitmem gereken yönü gösterdi. Bu tür olaylar yaşadıkça ister istemez sadece Türk restoranlara gitmeye başlıyorsunuz. Burada etnik köken iş bulma ve arkadaş edinmede en önemli kriter diyebilirim. Ne kadar açık fikirli olursanız olun, ne kadar çaba gösterirseniz gösterin insanların kafalarındaki sınırları kıramıyorsunuz. Şunu da belirteyim, iş yerlerinde her milletten gayet iyi arkadaşlarım oldu. Belçikalı, Hintli, Yahudi yakın arkadaşlarım oldu, ancak onların çevresinde sadece kendi milletlerinden insan olduğu için kendimi ister istemez dışarıdan biri gibi hissettim. Ben 15 sene ırkçılığın zaman içinde iyiye gideceğini, genç kuşağın etnik köken gibi ilkelliklere takılı kalamayacağını düşünürdüm, çünkü okullarda yabancı çocuklar çok. Ne yazık ki 15 sene içinde etnik ayrımcılık ortadan kalkmadığı gibi daha da kötüye gitti. Hala sokakta gördüğünüz insanların %60 yabancı iken herhangi bir beyaz yaka çalıştıran iş yerine veya devlet dairesine adımınızı attığınızda %99 Belçika yerlisi görürsünüz. Diplomalı yabancı olmanız ayrımcılığa uğramayacağınız anlamına kesinlikle gelmiyor. Yaşadığım olaylara dayanarak ayrımcılığın derinleştiğini söyleyebilirim. Bu yüzden de çocuklarım Belçika’da yetiştiği için biraz da üzülüyorum.
  • İş dünyasında sadece yabancılara karşı değil, kadınlara karşı da ciddi bir ayrımcılık söz konusu. Belçika’da afedersiniz g.tünüzü açıp gezmenizde sakınca yok, ancak kadın olarak iş hayatında kariyer yapmanız çok olasılık dahilinde değil. Türkiye’de çok sayıda kadın yönetici var ve kadınların kariyer yapması anormal bir durum değil. Belçika’da kadın yönetici yok denilecek kadar az.
  • Akdeniz insanının sıcakkanlılığına alışmış birinin Belçika’ya uyum sağlaması zor, çünkü Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan gibi ülkelerde arkadaş edinmek için normal üstü bir çaba sarf etmeniz gerekmiyor. Otobüs durağında beklerken bile insanlarla spontane sohbet edebilirsiniz ve bu sizi iyi hissettirir. Belçika’da ise spontane bir şekilde tanımadığınız insanlarla ayak üstü sohbet etmeniz pek olası değil. Belçika’da sosyal çevre edinmek için çok büyük çaba sarf etmeniz gerekiyor. Bazen çaba da yetmiyor, çünkü karşı tarafın kafasında aşılması imkansız engeller olabiliyor. Bu engeller sadece etnik ayrımcılık sonucu da değil. İnsanlar genel anlamda soğuk, yalnız ve bencil. Birbirlerine yaklaşımları düşmanca bile olabiliyor. Yardımsever, misafirperver değiller. Sıcakkanlı olmanın ne anlama geldiğini tam olarak tarif edemediğim gibi, soğuk olmayı da anlatamıyorum.
  • Türklere karşı ayrımcılık olunca Türklerin birbirine destek olmasını beklersiniz değil mi? Hayır, maalesef öyle olmuyor hatta tam tersi bir durum söz konusu. Özellikle buraya Türkiye’den sonradan gelenler şu psikolojide oluyor: “Bizim burada yetişen Türklerle alakamız yok. Onlar o kadar kaba ve terbiyesiz ki maalesef Belçikalılar bizi de onlarla aynı kefeye koyuyor ve bize de önyargılı yaklaşıyor”. Sonradan gelen Türkler gayet açık bir şekilde burada yetişen Türklerden farklı olduklarını ispatlama çabası içine giriyorlar. Yeri geliyor aynı Belçikalılar gibi domuz yediklerini, içki içtiklerini, Ak Parti destekçisi olmadıklarını anlatma çabası içine giriyorlar. Belçikalılardaki Türk düşmanlığının herhangi bir sebebi olmadığını ve çok derin, sebepsiz bir nefretten ibaret olduğunu anlamaları uzun bir süre alıyor.
  • Belçika yüksek vergileri olan ve girişimci düşmanı bir ülke. Özellikle yabancı iseniz ve zengin iseniz adeta hırsız ve dolandırıcı muamelesi görebilirsiniz. 2008’de Belçika’da şirket kurduğumda gittiğim noter bile Belçika kanunlarının “maalesef” yabancıların şirket kurmasına izin verdiğinden yakınmıştı.
  • Belçika’da ortalama maaşlar son derece yeterli. 2000-2200 euro net gibi bir maaş iyi sayılır ve yönetici konumunda birisinin maaşı 3000-3400 euro net olabiliyor. Bu maaşlarla gayet konforlu yaşansa da zengin olmanız zor, çünkü konut fiyatları çok yüksek. İnsanlar burada 30’lu yaşların başında -sık sık anne babalarının desteği ile- bir ev alıp 20-30 sene o evin borcunu ödüyor. Bu süre içinde de emeklilik hayali kuruyorlar. Hedeflerini yüksek tutan insanları bu ortalama hayat tarzı pek kesmiyor ve sadece bu yüzden başka ülkelere göç eden insanlar tanıyorum.
  • Belçika’yı terk edip başka ülkeye giden insanların arkasından gıpta ile bakıyorum. Ben sadece kendimi böyle sanıyordum, ancak aynı durumu çevremdeki insanlarda da bol bol gözlemledim. Arkadaşımın arkadaşı geçen yaz İsrail’e temelli dönüş yaptığında eşi ile oturup uzun uzun “biz yoksa burada mı kalacağız ömür boyu?” diye oturup kara kara düşündüler. Sadece ve sadece Belçika’da ömür geçirmek kafalarına yatmadığı için buraya geçici gözü ile baktılar ve 10 senedir kirada oturuyorlar. Ben de aynı şekilde Belçika’ya geldikten tam 6 sene sonra ev almıştım, çünkü hep “nasılsa burada kalıcı değilim” düşüncesi ile yaşıyordum. Burada hayat nispeten rahat, stressiz ve refah seviyesi yüksek. Bu yüzden de insanlar bırakıp gitmekten çekiniyor. Seneler geçtikçe hüzünle kalıcı olduğumu kabullendim. Hatta eşimle sürekli birbirimize “çocukların eğitimi söz konusu olmasaydı şu anda Belçika’da olmayacaktık” diye söylüyoruz. Zaman ne getirir belli olmaz, ancak çocuklarımız üniversite çağına gelene kadar burada kalacağız gibi görünüyor.

“Belçika’da Yaşamanın Öteki Yüzü” üzerine 4 yorum

  1. Sevgili Para Hanım,
    Tüm yazılarınızı okumuş biri olarak ilk defa bir yazınız bende şaşkınlık uyandırdı. Sizin Belçika’yı çok ama çok sevdiğinizi sanıyordum. Bu yazınızda seviyorum ama bir de bu tarafı var ve beni üzüyor mu demek istediniz? Sizin görüşlerinizi önemsiyorum.
    Açıkçası bizim de şu anda Avrupa’ya taşınma imkanımız var. Ancak çok sevdiğim ailemden, çat kapı evine gidip çayını içebildiğim kardeşimden, koşulsuz çocuklarımıza bakan anne ve babamızdan ayrı düşmek beni gitmekten alıkoyuyor. Ne kadar vermek istesek de devlet okullarında eğitim kalitesi düştü. En çok da binlerce lirayı özel okula vermemek için Avrupa’ya gitsek mi diyoruz. Lakin sırf bunun için gidilir mi? kafalar karışık. sevgiler

    1. Her yerin artıları ve eksileri var ve maalesef mükemmel bir ülke yok. Çeşitli sebeplerden dolayı Avrupa ülkelerinde yaşayamayıp göç eden binlerce insan var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir