Çöpler ve İkinci El Eşya Kullanımı

sepet
Çöpe atmaktansa ikinci el olarak sattığımız sepet(5 euro)

Uzun zamandır atıklarla ilgili bir yazı yazmak istiyordum, ama alacağım tepkilerden korkup çekiniyordum. Biliyorsunuz biz yılın en az iki ayını Türkiye’de geçiren bir aileyiz. Çanakkale’ye gidiyoruz. İnsanlar bu şehirden hep övgü ile bahseder. Açık görüşlü ve modern bir yer olduğunu hep dinledik, ancak Çanakkale halkının çöplerini yol kenarlarına, halk plajlarına kısaca her buldukları yere attıklarından kimse bahsetmemişti. Çanakkale çevresinde Maldivleri aratmayan muhteşem kumsallar ve yeşil alanlar var. Ne yazık ki her yer çekirdek çitletenlerin atıkları, sigara izmaritleri, plastik poşetler, çeşitli ambalajlar, cam kırıkları, çiğneyip umarsıza yola atılan sakızlar, metal içecek kutuları ile dolu. Belli semtler veya bölgeler değil HER YER pislik içinde. Çekirdek çitletip kabukları yere atanları uyardığımızda insanlar şaşkınlıkla tepki verdi. Hatta eğitimli olduğu belli olan bir adam “Ben denizciyim. Bu işlerden anlıyorum. Çekirdek kabuğunun zararı yok, çünkü doğada çözünecek” diye bir argüman ileri sürdü. Evet kumsala attığın çekirdek kabukları 5-10 sene içinde çürüyüp yok olacak, ama biz yarın bu kumsala gene geleceğiz ve çocuklarımız senin bugün yiyip attığın bu çekirdek kabuklarının içinde oynamak zorunda kalacak! Üstelik adamın da kumda oynayan iki çocuğu var. Bu şekilde sayısız tartışmaya girdikten sonra “Ben kimlere laf anlatmaya çalışıyorum” diye kendi kendime kızdım ve vazgeçtim, çünkü benim çabam Don Kişot’un yel değirmenleri ile savaşına benzedi. Yarım milyon insanı ben düzeltemem ki! Benim gibi olanlar küçücük bir azınlık.

Marketlerde dikkat ettim insanlar inanılmaz derecede temizlik maddesi alıyor. Bir ara muhabbeti geçti, perdeleri iki ayda bir yıkamak adettenmiş. Gerçekten de insanların üstleri başları tertemiz, girip çıktıkları evleri bal dök yala. Peki neden evleri böyle temiz iken evden dışarı adımlarını attıklarında oraya buraya şöp sallamaktan imtina etmiyorlar? “Başkası görse ne der” düşüncesi asla yok. Son model 4×4 arabanın camını seyir halinde iken açıyor ve koca bir çöp poşetini (sağ koltukta oturan kadın) dışarıya sallıyor. O poşetten savrulan bazı çöpler hemen arkada seyreden bizim arabanın camına çarpıyor. Adamlarda özür falan yok tabi ki, haşa onlar hatadan münezzeh! Hadi bu kadın yaptığını yaptı bizden utanmadı. “Kocam benim için ne düşünür?”,”çocuğum ne der” düşüncesi de yok demek ki. Sorsan herkes aşırı derecede Türkiye sevdalısı. Her yerde asılı bayraklardan bunu anlıyorum.

Bu arada Çanakkale belediyesinin evlere şenlik bir sloganı var:”Barış kültürümüz olsun”. Sokaktaki adam ne barışa ne savaşa karar veriyor. Sen git o sloganı politikacılara yap! Cahil halkını eğitmeye yönelik bir slogan koysana! Mesela “Temizlik kültürümüz olsun” de ve bakarsın adam kamusal alanlara çöp sallamaktan vazgeçer senin de belediye olarak temizlik giderin düşer. Ama nerede o kafa!

İnsanların kafasında TEMİZ=YENİ algısı var. Malum bizim üç çocuğumuz da 5 yaşın altında. Çocukların yaşları yakın olduğu için üç çocuğu da taşıyabilen bir bebek arabamız var (ikisini oturarak birisini ayakta). Markası Bugaboo, modeli de Donkey (merak edenler için https://www.bugaboo.com/US/en_US/strollers/bugaboo-donkey/duo) Çok güzel, bir o kadar da pahalı bir bebek arabası. O araba benim kurtarıcım oldu. Bana özgürlüğümü verdi. Yanımda kimse olmadan o araba ile üç çocukla markete, parka gidebildim, toplu taşıma ile hem de. Tabi artık bizim en küçük çocuk da iki yaşını geçtiği için arabada durmak istemiyor, onun için bu bebek arabasına ihtiyacımız kalmadı.

Sanırım bu arabadan Türkiye’de hemen hemen olmadığı için bizim bebek arabamız Çanakkale halkının çok dikkatini çekti. Her gittiğimiz yerde insanlar dönüp dünüp baktı, birbirlerine gösterdi. Hatta bir çift yanımıza gelip arabayı çok beğendiklerini söylediler. Onbir aylık ikizleri varmış ve kendileri de aynısından almayı istiyorlarmış, ancak Türkiye’de çok pahalıymış(ıvır zıvırlarıyla beraber 6500 lira!). Ben de elimdeki arabaya artık ihtiyacım olmadığını isterse ona yarı fiyatından daha az bir fiyata satabileceğimi söyledim.  Bu teklifi duyunca karı koca çok şaşırıp GÜLMEYE başladılar. Çocukları için ikinci el birşey almazlarmış! Arabanın her kumaşı çıkarılıp makinada yıkanabiliyor, ama olsun. Bu arada adam “Tabi siz Avrupa’da yaşıyorsunuz. Devlet size çocuk parası veriyor. Bu arabayı bedavaya getiriyorsunuz” gibi birşeyler geveledi güldükçe.

Bu olay beni çok derin düşüncelere sevk etti. Görünüşe göre Çanakkale halkı pis bir şehirde yaşamaktan rahatsız olmuyor, öyle ya rahatsız olsalar belediyeye şikayet yağar, insanlar birbirini uyarır, durum bu kadar içler acısı olmazdı. Öte yandan ikinci el eşya, mesela bebek arabası -her parçası makinada yıkanmış olsa bile- tü kaka! Onların çocuklarına asla layık değil! Üstüne 3000-4000 lira gibi ciddi paralar verip sıfır kilometresini almayı tercih ediyorlar. Olabilir, herkesin kendi parası, ancak KOMİK bulup gülmeler, “siz bu arabayı zaten bedavaya getiriyorsunuz” demeler neden?

Maalesef Türkiye’de birçok insan çok harcamayı bir statü, zenginlik, erdemden sayıyor. Avrupa’da ise tam tersi. Yaşadığım şehir olan Antwerp’in en fakir mahalleleri aşırı derecede pahalı bebek arabaları ile dolu(evet benimkinden daha pahalı). Bu kadınlar kirada oturuyor veya evleri kendinin ama ömür boyu ödeyecekleri bir borçla alınma. Buna rağmen -sadece paraları yetiyor diye- alabildikleri en pahalı bebek arabasını, en pahalı cep telefonunu alıyorlar. Boş gezen bu kadınlar hepsi sanki birer iş kadınıymış gibi cep telefonları kulaklarında yapışık geziyor. Konuşmaktan çocuklarla ilgilenmeye bile vakit yok. Evlerinde ise o sene satılan en büyük ekran televizyon hangisi ise ondan var.

Bunun yanında daha eğitimli kesimin (doktor, avukat, mühendis, öğretmen gibi) daha basit yaşadığını gözlemliyorum. Biz kullanmadığımız eşyaları çöpe atmaktansa sık sık ilan verip ikinci el olarak satıyoruz. Özellikle bebek eşyalarını almaya gelenler genellikle fakirler değil. “Bebek büyüyene kadar 1-2 sene geçici kullanılacak birşey. Neden çok para vereyim ki!” diye akıllıca düşünebilen eğitimliler.

Keşke artık Türkiye’deki paralı kesim de YENİ=TEMİZ, İKİNCİ EL=ÇÖP=FAKİR algısını kırılabilse. Keşke ülkemin çöp dağları gün geçtikçe büyümese. O zaman hepimiz daha zengin, daha saygılı ve kesinlikle daha erdemli yaşayabiliriz.