Maslow İhtiyaçlar Piramidi ve Özgürlük

Önceki yazılarımda maaşla çalışmanın sakıncalarını anlatmıştım. Bu yazım birçok insanın ağrına gitmiş olmalı ki oldukça sitemkar yorumlar aldım. Gördüğüm lüzum üzerine bu konuda daha açıklayıcı olacağını umduğum ikinci bir yazı hazırladım.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Maaşlı işinizi seviyorsanız lütfen bırakmayın! İşini severek yapan bir insan zaten köle değil, uğraştığı hobi için para alan şanslı bir insandır. Kendinize şu soruyu sorun:  “İşim için bugünden itibaren 1 kuruş almayacak olsam yapmaya devam eder miydim?”. Cevap “Evet” ise bir kölelik durumu söz konusu değil. Bu yazıyı okumayı da burada bırakabilirsiniz.

Diyeceksiniz ki “Hadi canım sen de! Para almayacak olsa kimse çalışmazdı”. Yanlış! Para almadığı halde yıllarca çalışmaya devam eden insanlar tanıyorum. Örnek vereyim, Bulgaristan’da Türk çocuklarının Türkçe öğretmenleri yıllarca tek kuruş maaş almadan çocuklara Türkçe öğretmeye devam ettiler. O kahramanların hakkını kimse ödeyemez. Başka bir örnek ise kuzenim. Kendisi Bulgaristan’da dağ köylerine ekmek dağıtıyordu. “Ben gitmesem yaşlı ninelere kim ekmek götürecek? Kimseleri yok ve gelmemi her gün dört gözle bekliyorlar” diye yıllarca maaş almadan çalıştı. Bu yazı o insanlar için yazılmadı. İşinizi seviyorsanız veya paradan daha büyük bir amacınız varsa bu yazının devamını okumanıza gerek yok.

Bu yazı işini çok da sevmeden yapan, yokluğu da bir varlığı da bir, bugün gitse yarın kolayca yeri doldurulabilecek insanlar için yazıldı. Büyük şirketlerde çalışan herkes, CEO da dahil bu gruba giriyor, çünkü büyük şirketlerde çalışanlar organizasyon şemasında bir kutucuk dolduruyor. Siz yarın işe gitmeseniz öbür gün yerinize başkası alınacak ve o kutucuktaki isminiz silinip başkasının adı yazılacak. Salla başını al maaşını şeklinde çalışan herkes bu gruba giriyor. Bence insanların %80-%90’ı bu gruba giriyor. “Para almayacak olsam bu işi yapmaya devam eder miydim?” diye kendinize sorduğunuzda cevap “Hayır” ise demek ki siz de bir kölesiniz.

Köle kelimesi neden insanlara ağır geliyor ben anlamıyorum. Biliyorsunuz psikolojide temel bir kural var: tedavi olmak için hastanın öncelikle durumunu kabul etmesi gerekiyor. Bir alkol bağımlısı bağımlılığını kabul etmiyorsa siz onu tedavi edemezsiniz. Aynı şekilde maaş köleliğinden çıkmak için köle olduğunuzu da kabul etmeniz gerekiyor. Aslında maaş bağımlısı sosyal sınıfı tabir etmek için İngilizcede güzel bir kelime var o da şu: PRECARIAT. Precariat sözcüğünün kelime anlamı şu: istikrarsız, belirsiz, stabil olmayan hayatı olan insanlar. Maslow ihtiyaçlar üçgenini kullanarak köleleri, daha doğrusu precariat sınıfını tanımlamak istiyorum: aşağıdaki Maslow üçgenine bakın. Eğer ilk 3 seviye için, yani yemek, barınma, temel faturalar ve ailenizi geçindirmek için maaşlı çalışmaya ihtiyacınız varsa siz bir precariotsunuz. İşinizi kaybettiğiniz an hayatınız tepe taklak olacak.

Para mutluluk getirmez, ama ilk üç aşama için paraya ihtiyacınız var

Diyelim ki iyi bir okuldan mezun oldunuz ve iyi bir işe girdiniz. Elinize güzel para geçiyor. Gider kendinize kiralık bir ev tutarsınız değil mi? Paranın bir kısmı ile mutfak ihtiyaçlarınızı karşılar, bir kısmı ev kirası, bir kısmı da elektrik, su, gaz gibi sabit ödemelere gider. Maslow üçgenindeki güvenlik(barınma) ve fizyolojik ihtiyaçlarınızı maaşınız sayesinde karşılamış oluyorsunuz. Elbette işte, arkadaş çevrenizde kabul görmek için onlar gibi giyinmeniz, onlarla lokantaya, sinemaya gitmeniz gerekiyor. Maaşınızın bir kısmını da üst, baş ve sosyal hayat için kullanacaksınız. Kısaca maaşınız, yani para sizi Maslow üçgeninde 3. seviyeye kadar getirecek. Şimdi bu seviyede olup da “Paranın benim için önemi yok” gibi inciler döktüren insanlar tanıyorum. Hayır efendim paranın senin için önemi var. “Bankamatiği makinaya takıyorum parayı şıp diye çekiyorum, başka da para düşündüğüm yok” şeklinde yaşıyor olman paranın senin için önemli olmadığı anlamına gelmiyor. Sen, para konusunda cahil olduğunu kabul etmek yerine parayı önemsemeyecek kadar erdemli olduğunu zannediyorsun. Sen kabul etmek istemesen de para senin için neden önemli? Çünkü beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçların için bile günde 8-10 saat çalışmak zorundasın. Seni Maslow üçgeninde 3. dereceye getiren o maaşın, patronunun iki dudağı arasında. Patronunu hoş tutmak zorundasın yoksa kapı dışarı koyarlar. Hadi diyelim kendarda 3-5 kuruş biriktirdin. Yarın işini kaybedecek olsan o para belki 3 ay belki 5 ay yetecek. Sonra ne yapacaksın? “Paranın benim için önemi yok” diyerek gezebilecek misin bakalım.

Yukarıdaki satırlarım blogu neden yazdığımı soran insanlara cevap olmuştur umarım.

Bu blogun amacı insanlara çalışmasalar dahi Maslow üçgeninde en az 3. derecede kalmalarını sağlayacak kadar sabit gelir sahibi olmalarını teşvik etmek. Yani para ve parayı kullanma konusunda biraz olsun yol göstermek. Sizi Maslow üçgeninde en az 3. seviyede tutacak para ne ise onu (en azından maaş için)çalışmadan da kazanmanın yolunu bulmalısınız. O yolu bulduktan sonra “paraya önem vermiyorum” deme lüksünüz de olacak. Bu pasif gelirin olması gereken miktar hayat tarzınıza göre değişir. Maslow üçgeninde beni 3. derecede tutan para(5 kişilik ailem için) 1000 euro. Sizi o seviyede tutacak para belki 5000 eurodur? Daha görkemli yaşamayı seviyorsanız o para aylık 10.000 veya 100.000 euro da olabilir. İsterseniz musluklarınızı som altından yaptırın, kim ne diyebilir ki! Benim için de hava hoş. Yeter ki yaşam tarzınızı finanse etmek için çalışmak zorunda olmayın.

Blogumda televizyona, pahalı tatile, lokantada öğle yemeğine, çocuğunun özel okuluna para vermemelerini öğütlediğim kesim hayat tarzını korumak için maaşlı işte çalışmak zorunda olan insanlar. Ben bu insanların parayı ve hayatlarını iyi yönetemediklerini düşünüyorum. Her gün yaptıkları küçük gereksiz harcamalar, lüks araba, pahalı tatil sevdaları, özel okul gibi büyük ve yanlış kararlar onları ömür boyu köle kalmaya mahkum ediyor. Bana göre sebebi yanlış sorular sorup yanlış kararlar vermeleri.

Hepimizin hayatta çok önem verdiği belli başlı değerler var. Mesela benim en önemsediğim değerlerin başında özgürlük, yani istediğimi yapabilme, istediğimi söyleyebilme, istediğim yere gidebilme ve gizlilik geliyor (ingilizcesi privacy, yani kimse hayatıma burnunu sokup özelime göz dikmesin). Başka hiçbirşey bu ikisi kadar değerli değil. Tam da bunun için erken yaşlardan itibaren ekonomik bağımzıslığımı kazanmaya odaklandım. Bir amacım vardı. Bu amaç beni daha önemsiz şeylere para harcamaktan korudu. Örnek vermek istiyorum, Para Bey Volvo XC90 arabayı çok beğeniyordu. Ben ısrar etsem bu arabayı alabilirdik ve bunun için çok güzel bir sebebim de vardı: çocuklarımla bu arabada binlerce kilometre seyahat ediyoruz ve araba çok güvenli. Balıklama atlamak yerine kendime şu soruyu sordum: Güvenli arabada seyahat etmek mi daha önemli yoksa hiç çalışmak zorunda olmamak mı? Araba 100.000 euro. Bu arabaya sahip olmak için kaç ay işe gidip gelmek isterim? 1 sene mi? Asla! Hayatımın 1 senesini araba uğruna çalışarak geçirmek yerine ömür boyu arabasız olayım daha iyi. Bu soruyu sormayı alışkanlık haline getirdim. Sonuçta ne oldu? Artık para ile, alışveriş ile işim yok, çünkü bana göre yemek hariç hiçbirşey uğrunda işe gitmeye değmez. Yemek dışında hiçbir şey satın almıyoruz. Eşim son model bir arabaya binmek istemez miydi? Elbette isterdi, ama özgürlüğünü arabadan üstün tuttuğu için almıyor. Böyle yaşamamızın sonucu ne oldu? Pasif gelirimiz bile aylık ihtiyaçlarımızdan fazla ve çalışmadığımız zaman bile birikimimiz artmaya devam ediyor.

İnsanlar şaşırıyor, “Maaşı çalışmak hani kölelikti, neden çalışma hayatına döndün?”. Benim çalışma hayatına dönüp dönmemem önemli değil, çünkü ben ister çalışırım ister çalışmam. Çalışma hayatına dönme sebebim Maslow üçgeninin 4. ve 5. derecelerindeki ihtiyaçlarım: saygınlık kazanma ve kendini gerçekleştirme. Yarın işi bıraksam hayat standardım hiçbir şekilde değişmeyecek. Hayatımı idame ettirmeme yetecek paranın fazlasını ben çalışmadan zaten kazanıyorum.

Şu soruyu sorun kendinize “Ben de aynı özgürlüğe sahip olmak istiyor muyum yoksa ömür boyu maaş mı kovalayacağım?” Eğer yemek, faturalar, ev gibi temel ihtiyaçlarınız için çalışmanız gerekmiyorsa  aynı benim gibi siz de özgür bir insansınız. Ancak öyle bir özgürlüğünüz yoksa belki de kendinize o özgürlüğü kazanmak için uzun vadeli, belki de 5 veya 10 yıllık bir plan yapmalısınız?

Sevgilerimle,

Hamiş: Youtube’da eski okul arkadaşım Bager’in TEDX konuşmasını gördüm.  Zenginliğin tanımını yapmış. Gerçekten de zenginlik seçenekleri artırmak demek. Çocuğunun okul taksitini ödeyebilmek, sofrasına yemek koyabilmek ve evinin taksitini ödeyebilmek için çalışmaz ZORUNDA iseniz siz zengin değilsiniz. Zorunlu harcamalarınızı düşürürseniz belli bir noktadan sonra çalışmak zorunda kalmayacaksınız ve ZENGİN sınıfına gireceksiniz. Bager çok güzel anlatmış: