Ahlaki Değerlerin İş ve Yaşam Tarzı ile Uyum Sağlaması

Değerlerinizle para kazanma yönteminiz aynı doğrultuda ve uyum içinde mi? Çok iyi kazanıyor, ama yaptığınız işe inanmıyorsanız ister istemez motivasyonunuz zamanla düşer. Son derece negatif bir insana dönüşme tehlikesi içinde olursunuz. Öte yandan yaptığınız iş değer yargılarınız, inanç sisteminizle örtüşüyorsa yaptığınız işten zevk alırsınız.

Şu iki seçenek arasında kaldığım çok oldu:

  • Sevmediğim bir işi yaparak çok para kazanmak.
  • Sevdiğim işi yaparak az kazanmak.

Ben birinci yolu denedim. Kazanacağım paraya odaklanıp hiç de sevmediğim işlerde çalıştığım oldu. Sonu hep çıkmaz sokaktı. Bu tür işlere dayanma sürem 6 ay ile 1 sene arası değişti.

İkinci seçeneği de denedim. Çok çalışıp (başlarda)az kazandığım da oldu. Yine de bu tür işlerden daha çok öğrendim ve insan olarak geliştim. 20 senelik çalışma hayatıma bakınca sadece severek yaptığım işleri hatırlıyorum.

Hayatta çözmeniz gereken en önemli mesele şu: sevdiğiniz işi yaparak nasıl yeterli veya çok kazanabilirsiniz?

Çoğu insan için neyi sevdiklerini bulabilmek para kazanmaktan daha zordur. Boşanmaların bu kadar çok olmasının da sebebi aynı. Çoğu insanın tutarlı bir değer sistemi, yani ahlaki bütünlüğü de zaten yok. Ahlaki bütünlüğü olmayan bir insanın hangi işi severek yapacağını bulabilmesi ve o işte başarılı olup para kazanabilmesi zaten mümkün değil. Çoğu insan değer sistemleri ile yaptıkları iş örtüşüyor mu diye düşünmüyor bile. Sonuçta vasatlığın içinde yuvarlana yuvarlana bir ömür geçiriyorlar. Örneğin yalanın kötü bir şey olduğunu bilip günlük zorluklarla baş edebilmek uğruna (beyaz) yalanlara başvuran bir insanın ahlaki bir bütünlüğü olduğundan bahsedemeyiz. Aynı şekilde başkasının hakkını yemekten imtina etmeyen bir insanın da etik değerlerini sorgulamamız lazım. Örneğin hizmet aldığınız sırada birisi geliyor ve pat diye ”pardon birşey soracağım” diye atlıyor ortaya. Bu bir hak yemektir ve bu tür hareketleri yapan insanları saygısız diye nitelendiririz. Tutarlı değer sistemi, yani ahlaki bütünlüğü olmayan insanlar bu ve benzeri hareketler yaparlar. Bu insanlara iyi bakarsanız aralarında 1 tane bile işinde başarılı insan göremezsiniz. Çünkü bu insanlar 2 dakika beklemektense her tür ahlaki kuralı çöpe atabiliyorlar. Oysa bir işte başarılı olmak dürüst bir zihinsel çaba, öz disiplin ve sebat gerektiriyor. Bundan dolayı ahlaki bütünlüğü olmayan bir insanın herhangi bir işte başarılı olması mümkün değil. Başarılı derken kendi alanında parmakla gösterilen, kalburüstü bir insan olmaktan bahsediyorum. Örneğin, çok iyi bir kemancı, iyi bir göz doktoru, çok iyi bir mimar, dünyayı değiştiren bir iş adamı, hayatı dolu dolu yaşayan bir birey …. Bir muhasebecinin çok iyi olduğunu söylerken onun etik bir muhasebeci olduğunu(çalmayacağını) mı kastediyorsunuz yoksa muhasebeden çok iyi anladığını mı? İşte bu yüzden ahlaki bütünlükle mesleki başarıyı birbirinden bağımsız kavramlar gibi düşünemezsiniz. Kötü ve çirkin binaları, hastanın haklarını hiçe sayan doktorları görünce o insanların iyi mimar veya iyi doktor olduğundan bahsedemeyiz değil mi?

Her insan ahlaki bütünlüğünü kendi oluşturmalı. Topluma uyun sağlamak adına çevre baskısı ile belli bir davranış kalıbına girmek, yani toplumun değer yargılarına göre yaşamak doğru değil. Örneğin doğu kültürlerinde beyaz yalanlar çok yaygındır ve yalancılık toplumca kabul gören bir kusur. Aynı şekilde dedikodu da televizyonlarda bile alenen yapılan bir spor dalı. Kendiniz yalana maruz kalmak ister miydiniz? Hakkınızda dedikodu yapılsın ister miydiniz? Kimse istemez! Kendiniz için yapılmasını istemediğiniz şeyleri başkasına yapmamak ahlaki bütünlüğün birinci şartı. Dolayısıyla yalan ve dedikodu hayatınızda olduğu sürece ahlaki bir bütünlüğe sahip olduğunuzdan, değerlerinizle örtüşen bir iş yaptığınızdan bahsedemeyiz. Ahlaki bütünlüğü olmayan bir insan zaten sevdiği işle meşgul değildir ve başarılı değildir. Bir doktorun yalan söylediğini, dedikodu yaptığını gördüğünüzde rahatlıkla sizi iyi amelyat edemeyeceği sonucuna varabilirsiniz. Acaba doktorluk titrini nasıl aldı? Geçmişte hangi yalanları söyledi ve kimlerin ayağını kaydırdı? Sizden fazla para koparmak için belki de gereksiz amelyat yapacak veya ilaç reprezanlarının hediyelerini alabilmek için gereksiz ilaçlar yazacak. Belki sizi amelyat ederken bir yandan karısı ile telefonda konuşacak ve içinizde makas unutacak. Kötü ahlaklı bir doktor için bunlar hep ihtimal dahilinde. O insana hayatınızı emanet edemezsiniz, çünkü ahlaksız bir insan işini de saygı ve sevgi ile yapamaz ve yetkin de değildir. Mesleğinin gerektirdiği prensipleri ufak çıkarlar için ezip geçmekte beis görmez. Politik oyunlarla belki para ve mevki kazanır, ancak dalında çığır açacak bir amelyat veya buluş yapamaz, öyle çaba gerektiren işlerle uğraşmaz da.

Ahlaki bütünlüğük aile terbiyesi ile özleştirilir, ancan bu çok eksik bir görüş. Ahlak aynı bilgi ve zeka gibi sabit birşey değil. Gelişebilir de gerileyebilir de. Başarılı insanların öğrenmeye çok açık insanlar olduğunu gördüm. Onlar sadece mesleklerini değil, değer sistemlerini de sorgulamaya ve geliştirmeye açık insanlar. Değer sisteminizi, yani ahlaki bütünlüğünüzü sürekli geliştirmezseniz neyi, yani hangi işi yapmayı sevdiğinizi bulmanız zor. Kabul edelim, çoğumuz bir balonun içinde yaşıyoruz. Çevremizde sadece bizim gibi düşünen insanlar var. Doktorların genellikle sadece sağlık sektöründen çevreleri oluyor. Mühendislerin mühendis çevresinden, dindarların dindar çevrelerden arkadaşları oluyor. Dolayısıyla hepimiz iletişim içinde olduğumuz grubun değer sistemi ile üç aşağı beş yukarı uyumlu yaşıyoruz. Örneğin dindar insanlar seküler insanları anlayamadığı gibi seküler insanlar da dindarları anlamıyor. Her iki grup da diğerinin gözleri ile kendine bakamıyor. Kendimizi geliştirmek için sürekli yeni bir yol arayışında olmalıyız ve içinde bulunduğumuz balonları patlatmayı göze alabilmeliyiz.

Ben 2005-2006 yıllarında Ortadoğu ülkelerine birkaç defa gittim ve insanlarını çok sevdim. Bu ziyaretler bende dini metinleri okuma isteği uyandırdı. Bir süre okuduktan sonra dindar insanlar gibi yaşamayı denedim. 5 vakit namaz kılmaya başladım ve oruç tuttum. Günlük hayatımda başımı kapatıp gezdim. O dönem Belçika’ya yeni taşınmıştım ve çevremde beni sürekli yargılayan insanlar yoktu. Bu yüzden hiç kimseye kendimi anlatmak zorunda kalmadan dindar olarak yaşayabildim. Tüm ritüelleri uygulama şansım oldu. Bu dönemi yaşamak benim ufkumu genişletti. Artık dindar insanları da seküler insanları anladığım kadar anlıyorum. Hayata onlar gibi bakabiliyorum. Belki dindar olarak yaşamaya devam edecektim ki İslami metinlerden İmam Gazali’nin Saadet-i Kimya’sında beni ahlaki açıdan çok rahatsız eden bazı bölümler okudum. Biliyorsunuz İmam Gazali 4 mezhebin kurucusu bir insan. Kitabı okuduktan sonra İmam Gazali’nin bize buyurduğu hayat tarzını sürdürmem ahlaki değerlerimle çelişti. Biliyorsunz Sunni mezheplerinde tutarlılık ve bütünlük çok önemli. Bu yüzden de dindar bir insan gibi yaşamayı bıraktım. Hala inançlı bir insanım, ki inancın ritüelleri uygulamakla ilişkili olduğunu düşünmüyorum, ancak İslam’ın İmam Gazali’nin buyurduğu gibi yaşamam ve onun inanç sistemine girmem mümkün değil. Dindar olarak yaşadığım dönem belki de hayatımın en ufuk açıcı dönemiydi. Dindar gibi yaşayarak 2 şey öğrendim: 1. kendi değer sistemimden emin olmayı 2. dindar insanları anlamayı. Bu deneyim sayesinde dindar müslumanlara sevgi ve saygı duymayı öğrendiğim gibi dindar yahudileri de sevmeye ve anlamaya başladım. Ne yazık ki İmam Gazali’nin izindeki dindar bir müslumana sebep sonuç ilişkisi kurdurarak sorgu yaptıramazsınız, çünkü İmam Gazali’nin felsefesi sorgulamadan kabul etme üzerine kurulmuştur. Elbette İslam İmam Gazali’den ibaret değildir. Ben İslami tasavvufa hayran kaldım ve dindar insanlara saygım büyük. Örneğin kardeşten öte sevdiğim, böbreğimi istese vereceğim en yakın arkadaşım çok dindar bir yahudi. Ben 15 sene önce o dindar dönemi yaşamasaydım şu anda kardeşim dediğim bu insanla belki de o kadar yakın olamayacaktım. Eskiden içinde yaşadığım seküler değer sistemi balonunu patlatmak kişisel gelişim açısından en büyük kazanımlarımdan biri oldu.

İkinci bir örnek daha vermek istiyorum. 4 sene önce vegan beslenmeye başladım. Yoğurt da dahil hiçbir hayvansal gıda yemiyorum. Vegan olmadığım dönemde insanların hayvan haklarını öne sürerek et tüketimine karşı olmalarını anlayamıyordum. Benim için inekler, koyunlar, tavuklar aynı domates ve patatesler gibi bizim tüketmemiz için vardı. Veganlığı denemeye karar verdiğimde bu hayat tarzını sürdürebileceğim aklımın ucundan geçmiyordu. Biraz dener, ama bir süre sonra yoğurt, süt almaya devam ederim diye düşünmüştüm. Veganlığın benim için hayat tarzı olacağını kestiremedim. Zaman geçtikçe, vücudumdan et ve süt ürünleri arındıkça bırakın yoğurt yemeyi, hayvan derisinden ayakkabı bile alamaz oldum. Deri koltuk, deri kemer, hayvan postu gibi eşyalar bile tüylerimi diken diken ediyor. Et yemedikçe, süt içmedikçe hayvanları algılayışım değişti. Herhangi bir canlının derisi yüzülerek eşya yapılması bana yanlış geliyor. Hayvanlar da aynı insanlar gibi yavrularını koruyup kolluyor, üzgün ve mutlu olabiliyorlar. Onları -zorunlu kalmadıkça- yemek için öldürmek, eziyet etmek, derilerini yüzüp eşya yapmak benim ahlak sistemime uymuyor. Daha uç bir örnek vereceğim. Bugün yüzme havuzunda ileri derecede zihinsel ve bedensel özürlü bir çocuk vardı. Konşamayan, bağırıp çağırarak duygularını ifade edebilen bir çocuk. Bu çocuğu -bizden daha az bilinçli diye- öldürüp yemek, derisini yüzmek nasıl yanlışsa hayvanları öldürüp yemek de yanlış. Hele de günümüzde protein kaynağı onlarca hububat çeşidini alabiliyorken hayvansal protein tüketme ısrarı neden anlamıyorum. Vegan olmadan önce veganlığa bakışım ortalama etçil bir insanın bakışı ile aynı idi, yani anlamıyordum. Ne zaman ki vegan gibi yaşamayı denedim ufkum açıldı, çünkü veganlığın ahlaki değerlerimle daha uyumlu olduğunu fark ettim.

Ne sevdiğinizi bulmak için sürekli kendinizi geliştirmeniz şart, çünkü sadece cahil insanların her konuda keskin bir fikri vardır. Yargıladığınız şeyleri bir süre yapmayı denemek, nefsinizi eğitici perhizler yapmak, hatta sevmediğinizi düşündüğünüz bir uğraşı öğrenmeyi denemek sizi hem ahlaki olarak geliştirecek hem de daha anlamlı bir hayat sürmenize yol açacak.

Sevgiler,