İhtiyaç’ı tanımlamak

Önceki yazımda her insanın “ihtiyaç” kelimesine farklı anlamlar yüklediğinden bahsetmiştim. Kimisi için televizyon izlemek büyük ihtiyaç olduğu için en geniş ekranlı televizyonu 10 taksite böldürerek BORÇLA alırlar. Kimisi için yazın uzak ülkelere tatile gitmek ihtiyaç. Kimisi için lüks araba olmazsa olmaz. Bankalar size İHTİYAÇ kredisi, TATİL kredisi, ARABA kredisi gibi bilimum krediyi satabilmek için milyonlarca lirayı reklamlara veriyor. Bir Allahın kulu da çıkıp “Tatile gitmek ne zamandan beri insani ihtiyaç oldu?” diye sormuyor elbette, çünkü ihtiyaç kişiden kişiye değişken bir kavram.

Bu yazımda “ihtiyaç” kelimesinin anlamını irdeyeceğiz. Nedeni basit. İhtiyaçlarınızın ne olduğunu ve ne olmadığını iyi tanımlarsanız neye harcayıp harcamayacağınızı da bilirsiniz.

Kısaca bu yazıdaki amacım çok harcayan okuyucularımı silkeleyip kendilerine getirmek. Pazarlamacıların sizin için hazırladıkları tuzaklara karşı gözlerinizi birazcık olsun açabilmek. Artık uyanın!

Bundan 50 sene önce Amerika’da İbrahim Maslow diye bir psikolog yaşarmış. İbrahim son derece akıllıymış. O zamanlar yaşadığı şehir olan Nev York’ta yahudi karşıtlığı çok yaygınmış. Kendisi de yahudi olduğu için sık sık öğretmenlerinin ve arkadaşlarının önyargılı yaklaşımlarına maruz kalırmış. Annesi ve babası çalışkan, ama çok da akıllı olmayan insanlarmış. Özellikle annesi ile hiç geçinemezmiş. İbrahim’in şöyle dediği rivayet edilir: “Ona karşı çok tepkiliydim. Bu tepkim sadece onun kötü görünüşüne karşı değildi. Aynı zamanda onun değer yargılarına, cimriliğine, onun bencilliğine, çocuklarına ve kocasına karşı bile sevgisiz oluşuna, narsist kişilik yapısına, zencilere karşı önyargılı oluşuna, insanları kullanmasına, onunla aynı görüşte olmayanların hep yanlış düşündüklerini sanmasına, her işi yarım yamalak yapmasına, pis olmasına karşıydı”

İbrahim’in çalkantılı aile hayatı onu insanın doğası, motivasyon sebepleri üzerine düşünmeye iter. Daha sonraki yıllarda psikoloji okumasına sebep olur. 1943 yılında “İnsan Motivasyonunun Teorisi” adlı çalışmayı yayınlar. (okumak isteyenler için burada)

Bu teori günümüze dek pazarlamadan organizasyon bilimine kadar insanla ilgili her bilim alanında kullanılır. Teoriye göre insan ihtiyaçları beş katlı bir piramide benzer. Piramit olmasının sebebi en alttaki ihtiyaçların en önemli olmasından dolayıdır. Şunun gibi: açsanız sosyal statü ve saygınlığınızı düşünmezsiniz. Tek düşündüğünüz karnınızı doyurmaktır. Bu yüzden piramidin altındaki ihtiyaçların üsttekilere göre önceliği vardır.

Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisi
Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisi

Bu teoriye göre yemek, içmeki uyku ihtiyacınız herşeyden önce gelir. Fizyolojik ihtiyaçtan sonra can, mal, İŞ, konut güvenceniz gelir. Yani karnınızı doyurduktan sonra başınızı sokacak bir ev, düzenli bir para akışı beklersiniz. Karnınız toksa, düzenli bir işe sahipseniz, kalacak yeriniz de varsa arkadaşlar, çevre edinmek belki de evlenmek en büyük önceliğiniz olur. Bunları da gerçekleştirdikten sonra toplumda statü kazanmak istersiniz.

Piramitteki son katman ilk dört ihtiyaç grubundan farklıdır, çünkü her insan kendini gerçekleştirme ihtiyacını duymaz. İlk dört ihtiyaç grubunu tamamlansa bile kendini gerçekleştirmeyi seçen insanların sayısı oldukça azdır. Kendini gerçekleştiren insanlar genellikle bir sanat eseri ortaya koyanlar, bilim insanlarıdır. Ön yargılardan arınmış, yüksek değer yargılarına sahip insanlardır.

Mesela sık sık şunu duyarız:”Hem müslümanım diye geziyor hem de çalıp çırpıyor”. Adam açsa, iş güvencesi yoksa tabi ki doğru yoldan sapabilir. Mutlaka sapar demiyorum, ancak temel ihtiyaçlarını karşılayamamış bir insanın yüksek ahlaki değerlere her daim bağlı kalmasını beklemek-müsluman olsun olmasın- çok gerçekçi bir yaklaşım değil. Fakir Zengin Farkı yazımda da bu durumdan biraz bahsetmiştim.

Şimdi gelelim gerçek ihtiyaçların ne olduğuna. Sanırım çoğu insan(en azından bu blogu okuyanların çoğu) karnını doyurabilecek kadar para kazanıyor. Ayrıca çoğunun da başının üstünde, kira veya değil, bir çatı da var. Gördüğüm kadarıyla çoğunun da bir arkadaş çevresi ve ailesi de var.

Benim gözlemim(yanılıyorsam düzeltin) çoğunluğun harcamaları “statü” edinmek adına yaptığı yönünde. Örnek verelim, araba. Birçok aile BORÇ para ile araba almayı seçiyor. Araba almak bir statü göstergesi ne de olsa. Mesela BMW satın alıp bunu statü göstergesi olarak kullanmayı seçiyor insanlar.

Bir başka örnek de giyisiler. Dolaplar dolusu, kat kay giyisi alıp giyinmek statü simgesi olmuş. Asgari ücretle çalışıp takım elbise, kravatla gezen insanlar beni hep şaşırtmıştır(satış elemanları hariç, ki onların takım elbise parasını şirketleri ödüyor).

Buradaki sorunu görebiliyor musunuz? Maaşlı çalışan insanlar İŞ güvenceleri olduğunu zannedip 4-5 yıllık yüklü ARABA BORCUNA giriyor. Sonra bir gün tek gelir kaynakları olan işlerini kaybedince birden kendilerini evlerinin kirasını bile ödeyemez durumda buluyorlar. Aptalca değil mi?

Oysa ki akıllı insan ihtiyaçlarını doğru tanımlar ve şöyle düşünür: “evim kira. Maaşlı bir işte çalışıyorum. Araba benim neyime. Önce kendime başımı sokacak BORÇSUZ bir ev alırım ve kira ödemekten kurtulurum. Evim olursa işimden atılsam bile hala başımın üstünde bir çatı olur ve sokakta kalmam. Ev aldıktan sonra biraz birikim yaparım. Böylece eğer işsiz kalırsam, hasta olup çalışamaz duruma gelirsem hala karnımı doyuracak param olur. Ondan sonra hala da param olursa NAKİT para ile araba alırım. NAKİT alırım çünkü hiçbirşey sahip olmak için uğruna faiz ödemeye değmez.”

Kısaca insanlar İŞ güvenceleri olduğunu zannedip kirada otururken, beş kuruş birikimleri yokken ARABA alma yolunu seçiyor. Sonra herhangi bir sebepten işlerini kaybedince dövünüp kalıyorlar.

Arabanın herkesin gözünde statü kazanma aracı olmadığını hatırlayın. Mesela ben altında pahalı arabası olan bir insan görünce onun ne kadar da başarılı olduğunu düşünmüyorum. Hayır. Ben şöyle düşünüyorum: Paradan anlamayan birisi gene gitmiş varını yoğunu arabaya yatırmış.

Siz siz olun öncelikli ihtiyaçlarınızı tamamlamadan büyük harcamalara girmeyin. İçinde oturduğunuz kendinize ait konutunuz, cebinde paranız olmadan borçla statü sahibi olmak için araba almayın. Bu size uzun vadede zarar verir.

Unutmayın ki sizin ihtiyaç sandığınız şeyler(ve fiyatları) arttıkça şirketlerin de karı artıyor. Evet. Şirketler insanların yaptığı APTALCA harcamalar sayesinde trilyonlar kazanıyor. Mutlu ve başarılı olmak ise ihtiyaçları doğru tanımlamakla başlıyor.