Dijital İletişim Beynimize Ne Yapıyor

Çocukları(ve kendimizi) cep telefonu, tablet ve televizyondan uzak tutuyoruz, çünkü dijital medya bilgi, psikolojik uyaran ve dürtü bombardımanı yaratıyor. Bu da dikkat ve algıda ayrışmaya sebep oluyor. Ofiste çalışan beyaz yakalılar neden bahsettiğimi anlar. Yapacak işlerin listesini yaparsınız. Günün sonunda yapacak işler azalmadığı gibi listenize yeni işler eklenir. Oysa ki bütün gün çalıştınız! Geriye dönüp baktığınızda günün nasıl geçtiğini bile hatırlamadığınızı görürsünüz. Bütün gününüz posta kutusuna düşen (çoğu gereksiz) mailleri okumakla, toplantıdan toplantıya koşmakla, telefonlara cevap vermekle geçer. Yaptığınız herhangi bir işe odaklanmanız söz konusu bile olamıyor. Her şeye 30 saniye ile 3-5 dakika gibi bir zaman ayırabiliyorsunuz, sonra başka bir işe acilen yetişmeniz gerekiyor. Bir andan toplantı dinlerken bir andan e-postalara cevap veriyorsunuz. Toplantılarda insanlar laptoplarını açık tutuyor, çünkü sadece konuşanı dinleyince canları sıkılıyor. Dikkatinizi manyakça bir şekilde o konudan bu konuya ayırştırmanız, aynı anda birkaç şey düşünmeniz gerekiyor. Bu şekilde çalışma ve yaşama, zamanı farklı deneyimlemenize yol açıyor. Artık dikkatinizi uzun süre tek bir konuya verme kabiliyetinizi kaybettiniz. Bu yüzden çoğu insan artık kitap okuyamıyor, çünkü kitap okuma uzun saatler aynı yere bakıp tek bir konuyu düşünmek demek. Manyak gibi bir konudan diğerine gün boyu atlayınca odaklanma, yani tefekkür etme kabiliyetinizi de yitiriyorsunuz. Yılmaz Özdil ve Soner Yalçın sadece bu yüzden yazma stillerini değiştirdiler, yani günümüz insanına uyarladılar: bu yazarların cümleleri kısa kısa, slogan gibi ve 3 dakikada okuyabileceğiniz yazılar. Okurken eğleniyorsunuz, ama okumayı bitirince aklınızda hiçbir şey kalmıyor. Siz de insanlara ne okuduğunuzu anlatamıyorsunuz, onun yerine bu emojivari yazıları Facebook’ta paylaşıyorsunuz. Bunlar entelektüel olarak geliştirici yazılar değil, çünkü uzun süre dalıp düşünmeniz, içselleştirmeniz, tefekkür etmeniz için yazılmış yazılar değil. Bu yazıların amacı insanları 3 dakika eğlendirmek, click almak.

Dikkatinizi durmadan o konudan bu konuya atlatmanız, bir iş yaparken zihninizin arka planında başka bir işi düşünmeniz, 5 dakikalık zamanda onlarca uyarana maruz kalmanız zamanı da farklı deneyimlemenize yol açıyor. Mesela geriye dönüp baktığınızda zamanın nasıl geçtiğini hatırlamıyorsunuz. Anılarınız olmuyor ve zaman çok hızlı geçiyormuş gibi geliyor. Ne zaman pazartesiydi ne zaman cuma oldu anlamadınız bile! Mevsimler yıllar nasıl geçiyor artık farkında değilsiniz. Artık anılarınız yok, çünkü anılar tek bir konuya yoğunlaşarak, içinde bulunduğunuz anı yaşayarak ve tefekkür ederek oluşuyor. Televizyonda izlediğiniz şeylerin anısı olmuyor mesela. 5 saat televizyon karşısında oturabilirsiniz, ama o 5 saati anlatın deseler 5 dakika dolduramazsınız. Bütün gününüzü televizyon izlercesine algı bombardımanı ile geçirdiğinizde maalesef anılarınız olamıyor.

Dikkatinizi, düşüncenizi, algınızı bir konudan tamamen farklı bir konuya sürekli atlatmaya multi-tasking, yani çoklu çalışma diyorlar. İş ilanlarında multi-tasking kelimesi bol bol geçiyor. Aslında multi-tasking hayvanların hayatta kalmasına yol açan en önemli kabiliyet. Hayvan yemek yerken düşmanlara karşı kendini kollamak zorunda. Yavrularına yiyecek ararken çiftleşeceği partner de bakınmak zorunda. Hayvan bir insan gibi tek bir düşünceye derin dalamaz, yani tefekkür edemez, çünkü bunu yaparsa hayatta kalamaz.

Tefekkür yeteneği insanoğlunun uygarlık yaratıp ilerlemesine yol açmış. Uyumak bedenen dinlenmeyi sağlıyorsa tefekkür de zihnen dinlenmeyi sağlıyor. Kendinizi iyi bir kitaba kaptırdığınızda çevrede olan biteni duyup görmezsiniz, çünkü tam bir tefekkür halindesiniz. Yılmaz Özdilvari kitaplardan, eğlencelik Danielle Steel romanlarından bahsetmiyorum. Entellektüel derinlği olan ve tefekkür gerektiren kitaplar sizde iz bırakır. Ben dikiş dikerken veya resim yaparken de tefekkür halinde oluyorum, çünkü zihnen ve bedenen %100 o anın içinde olmam gerekiyor. El becerisi ve sanatsal yaratıcılık gerektiren işleri tefekkür etmeden yapamazsınız. Sevan Bıçakçı’yı düşünün. Eserlerine baktığınızda zaman durur ve başka bir dünyaya dalıp gidersiniz. Sanki bedeninizden çıkıp gidersiniz, yani eserleri sizi tefekkür ettirir. Sizce Sevan bu eserleri yaparken bir yandan da Twitter’da millete laf mı yetiştiriyor? Elbette hayır. Adam dalmış gitmiş başka dünyadadır. Bu yüzden de elleri ve zihinleri ile çalışan(daha doğrusu eser üreten) insanların en mutlu insanlar olduğu söylenir. Onlar için çalışma kölelik değil kendini gerçekleştirmedir. Kültür ve sanat özleri gereği yüksek odaklanma ve tefekkür gerektirir. Tefekkür kelimesinin daha çok dini kaynaklarda kullanılması da boşuna değil. Din de tefekkür etmeyi, yani zihnen arınmayı gerektiriyor. Tefekkür kelimesinin daha moda olanı da meditasyon.

Hızlı değişim ve sürekli dikkati farklı şeylere vermek dikkat eksikliğine ve hiperaktiviteye yol açıyor. Hiperaktif ego can sıkıntısını tolere edemez. Hiperaktif insan başkasını can kulağı ile dinleyemez de. Bu konuda kızımın öğretmeni ile bir münakaşa yaşamıştım. 2020 Mart ayında okullar korona salgınında kapanınca öğretmen dersleri youtube’a yükledi. Ne yazık ki her ders videosu 5-6 dakika ile sınırlıydı. Çocuk 5 dakika youtube izliyor, sonra kitaptan 3-5 alıştırma yapıyor, sonra da başka bir İnternet sayfasında test çözmesi gerekiyordu. Bu döngü bitince tekrar youtube’dan dersin bir sonraki 5 dakikalık videosunu izlemesi gerekiyordu. Yani tek bir konunun küçük parçasını öğrenmek için 3 farklı kaynak arasında 5 dakikada bir geçiş yapması gerekiyordu. Öğretmene bu şekilde çocuğun öğrenemeyeceğini anlatmaya çalıştım. Öğrenme uzun süre dikkati tek bir şeye vermek demek. Bu yüzden de çocuklar öğrenirken veya okurken sessiz bir ortam istiyor yoksa tek konuya odaklanamıyorlar. Ayrıca kitaptan test çözmekle online test çözmek arasında büyük fark var. Online testte çocuk doğru cevap verince ‘’tara ra raaam….’’ diye müzik çalıyor, yanlış cevap verince ‘’zoooort…’’ diye ses çıkıp kırmızı ışık yanıp sönüyor. Yani sistem doğru ve yanlışı anında ödüllendiriyor. Elbette çocuk bu ödül sistemine adeta bağlanıyor ve sürekli bu testleri çözmek istiyor. Ne yazık ki çocuk tefekkür ederek öğrenmekten çok kumara bağlanır gibi ödüllendirme sistemine bağlandığı için testlerden zevk alıyor. Öğrendiği bilgileri içselleştiremiyor, çünkü tefekkür ile öğrenme söz konusu değil. Otobüste veya bekleme salonunda çoğu insanın telefonla meşgul olması da bu sebepten. İnsanlar günlük hayat içinde beklemeyi, can sıkıntısını tolere edemez oldu. Derin düşünce ve can sıkıntısı olmayınca yaratıcılık da olamıyor. Bir başkasını dinleyebilmek de tüm dikkatinizi uzun süreliğine o insana vermenizi gerektiriyor. Hiperaktif bir insanın ise bir başkasını dinleyebilmesi mümkün değil. Oturmuş karşılıklı çay içerken birbirlerini dinlemek yerine telefonları ile meşgul olan insanları gözünüzün önüne getirin.

Dijital medya yapısı gereği insanı uyarı bombardımanına maruz bırakıyor. İnsanlar odaklanamıyor, can sıkıntısını tolere edemiyor, zamanı algılayışları değişiyor ve herhangi bir olumsuzluğa katlanamaz hale geliyorlar. Bu değişimler maalesef kalıcı, yani beynimiz adeta programlanıyor ve elektronik birer devreye indirgeniyoruz. Elinize akıllı telefon veya tablet almadan önce veya çocuğunuza vermeden önce bir daha düşünün derim.