Bir İnsanı Elinizde Tutmanın Yolları

Bugünkü yazımızın konusu bağımlılık. Eşinize, işinize, ülkenize bağımlı mısınız? Türkiye’den yurt dışına taşınma veya yurt dışından Türkiye’ye dönme planınız var, ama bir türlü hayata geçiremiyor musunuz? Erkeğinizi kendinize bağlamak mı istiyorsunuz? Oğlunuzun o şirret kız arkadaşından ayrılmasını mı istiyorsunuz? Bu yazı tam size göre.

Öncelikle bazı ilişkilerin hastalıklı, bağımlılık yaratan türden olduğunu biliyoruz. Siz de bu tür bir ilişki kurmak istiyorsanız altın kurallar aşağıda.

Bağımlılık yaratan ilişkilerin 4 temel kuralı var.

1. Onu Devamlı Meşgul Tut ki Düşünmesine Fırsat Kalmasın

Düşünmek tehlikelidir. İnsanın düşünecek zamanı olursa (Allah korusun) her şeyin ne kadar saçma olduğunun farkına varabilir.

Diyelim ki ülkesin. İnsanların sana ölesiye bağımlı kalsın istiyorsun. O zaman yaşamı kolaylaştırma, zorlaştır. İnsanları oradan oraya imza için, zaten kendi verdiğin belgeler için kapı kapı koştur. Islak imza iste İstanbul’dan Ankara’ya gönder. Ulaşımı zorlaştır ki meşgul olsunlar. Birine yaptırdığını diğerine hemen yıktır. Boş iş döngüleri kur.

2. Onun Hep Yorgun Olmasını Sağla

Yorgunluk sağlıklı düşünceye karşı en güçlü silahtır. Yorgun insan düşünürken temel mantık hataları yapar. Bağımlı bir insan o ilişkiden kurtulmak isterse hayatında büyük değişiklikler yapması gerekiyor. Yorgun bir insanın değişiklik yapacak gücü ise olmaz. Yorgun insan içinde bulunduğu duruma bazen sinirlense de en fazla birkaç sevimsiz kavgaya tutuşur. Siniri yatıştı mı da eski hayata devam eder. Yorgun olduğu için hayatında köklü değişiklikler yapacak gücü kendinde bulamaz.

Tabi ki insanı yorgun tutmak her daim meşgul tutmanın da bir sonucu. İnsanın düşünmesini tamamen engelleyemezsiniz. İstemeseniz de meşgul olduğu halde düşünebilir, ama yenilikçi bir fikir sahibi olamayacak kadar yorgun olduğu için aklına mantıklı birşey gelmez, gelse de yapamaz. İnsanın karar mekanizması kas gibi birşey ve çok yorgun olduğu zaman temel mantık hataları yapmaya başlıyor. Bu mantık hatalarını sömüren bir ilişki oluşturursanız kazanırsınız.

3. Onunla Duygusal İlişki Kur

Kendine bağlamak istediğin insana yapabiliyorsan kendini sevdir. Eğer bir şirket isen koşulsuz bağlılığı, şirket için her tür fedakarlığı şart koş(ücretsiz mesaiye kalmasını beklemek, tatil günlerinde aramak gibi). Hafta sonları ve akşamları şirket etkinlikleri düzenle ve katılımı şart koş. Antalya’da şirkey toplantısı düzenle, insanları oturt ve bütün gün boş sunumlar yap. Bağlılığı vurgulayan şirket kültürü oluştur. Devlet dairesi gibi performansın anlamsız bir şey olduğu kurumlarda ise kıdemi ödüllendiren bir yapı oluştur. Çalışan kimliğini işi ile eşdeğer tutsun. İşi ona statü ve hayatına anlam veren yegane, en büyük şey olsun.

Aynı şekilde aile içi ilişkilerde davranışa değil, yaşa dayalı saygı kültürünü benimse. Yaşlıya saygı duyulması gerektiğini slogan gibi her daim hatırlat. “Analar kutsaldır”,”Cennet anaların ayağı altındadır” diye analığı yücelt ki çocuk 30 yaşına  gelip kazık kadar olduğunda “O kız sana layık değil. Evlenirsen ak sütümü helal etmem sana” diye duygusal şantajlar yapabilesin. Elbette oğlunla bağımlılık ilişkini çok erkenden oluşturman gerekiyor ki işe yarasın. Ona düzenli olarak analık namına yaptığın fedakarlıkları hatırlat. “Seni okutmak için mendil sattım” muhabbetinden tut da gelecek vadeden banka gişesi memuriyetini ev hanımı, pardon iyi ana olabilmek için nasıl feda ettiğini düzenli aralıklarla hatırlat. Analık ilişkini fedakarlık ve kendini kurban etmekle işiklilendir ki kendini her daim sana borçlu hissetsin.

Eğer devlet isen “bu cennet vatan için canım feda”, “Ey ulu Atatürk! Sen olmasaydın biz olmazdık” minvalinde sloganlar türet. Şehitlik diye bir kavram icat et ve bunu mutlak otorite, yani dinle ilişkilendir. “Vatan borcu” diye bir borç çeşidi uydur. Bunları yıllarca ve o kadar sık tekrar et ki birisi çıkıp da “Nasil yani?” diyecek olsa senin birşey yapman gerekmeden diğer bağımlılar histerik bir şekilde sorgulayanın üstüne çullansın ve linç etsinler. Düşünen, yenilikçi fikirleri olan insanları fark ettiğin anda cezalandır( hatta mümkünse kurtul onlardan), üstlere koşulsuz itaati ödüllendir.

Kurbanın kendine olan saygısı ile sana olan bağımlılığı arasında paralellik oluşturabilirsen kendini sevdirebilirsin. En azından seni sevdiğini zanneder. Bunun formulü şu:

aralıklı ödül sistemi + yorgunluk

Bunu yaparsan kurbanın senden nefret etse bile sevdiğini zanneder. Buna en güzel örnek güzel bir kızın peşinden koşturan delikanlıdır. Delikanlı kıza methiyeler düzer, çiçekler, hediyeler alır, kız -genellikle- yüz vermez. Ancak arada bir yüz verirse delikanlı ağa düşer. Delikanlı kıza harcadığı emekleri düşünüp yorulur ve başka kızlar için aynısını yapamayacak kadar “yorgun” olduğunu düşünür, her yaptığı jeste karşılık alamayacağını bilir, ama bazen cevap aldığı için bir umut, sona çok yakın olduğunu düşünüp denemeye devam eder. Hissettiği şeyi aşk zanneder.

4. Bağımlılığın formülü: Arada Bir Ödül Vermek

Yıkarıda da bahsettiğim gibi her bağımlılık ilişkisinde aralıklı ödüllendirme var. Aralıklı ödüllendirme kumarın da temel ilkesidir: çoğu zaman kaybedersiniz, ama bazen, çok nadiren kazanırsınız. İşte bu umut bağımlılık yapar. Anadolu’da bu yöntem gösterip de vermemek diye bilinir.

Bu aralıklı ödüllendirme psikolojisini ilişkinize uygulayabilirseniz karşı tarafın bağlılığını garantilersiniz. Erkeğinizi kendinize nasıl bağlayacağınızı yukarıda anlattım. Şirket iseniz her yüksek performansı ödüllendirmeyin. Ödül çok, ama çok nadir ve rastgele olsun. Ödül vermezseniz ise çalışmayı bırakırlar. Çoğu zaman ödül vermeyip bazen verirseniz devamlı ve deli gibi çalışırlar (ödül kıtlığı olduğunu düşündükleri için). Ülke veya diktatör iseniz devamlı kriz yaratın. Sonra da arada bir azıcık olumlu birşey yapın ki “ödül” olsun. Sizi sevmelerinin yolu bu.

Yukarıda saydıklarımı yapmak aslında çok, ama çok kolay. Şöyle anlatayım:

Kriz İstisna Değil Daimi Bir Durum Olsun

İlişkide her daim kavga çıkar. Şirket isen sürekli yeni yapılanma, reorganizasyonlar yap. Devlet dairesi isen beceriksiz insanlar çalıştır. Ülke isen hep bir savaş, bir kriz, bir sorun olsun. Yolları, binaları mimarlara, mühendislere değil beceriksiz müteahhitlere yaptır ki bir derde deva olmak yerine çatışma noktaları ve sık kaza yerleri haline gelsinler.

Hep aldatan bir koca, hep kavga çıkaran bir kadın olursa ilişki hep krizde olur. Hep büyük sorunlarla boğuşan arkadaşlarınız varsa yine hep bir kriz durumu yaşarsınız. İş yerinde hep büyük hatalar yapılıyorsa daimi bir kriz durumu olur. Parayı düşüncesizce harcamak da kriz kaynağıdır. Sürekli sorunlu müşterilerle boğuşan bir iş kolunda çalışıyorsanız da yine hep bir kriz durumu yaşarsınız.

Ardı ardına krizler yaşamanın iki büyük avantajı var:

İnsanları düşünemeyecekleri kadar meşgul tutarlar ve (bağımlık yaratıcı) aralıklı destek(ödül) mekanizması oluştururlar.

Peki insanlar devamlı kriz durumunu neden kanıksamıyor? Onlara yine kazanacakları umudu veren açıklama yaparsan kanıksamazlar.

Hepsi Zamanla Düzelecek…

Yeni iş bulduğumda, patronum değiştiğinde, daha az stresli olacağım. Müşteriler, hastalar kötü, çünkü eğitimsizler. Düzelseler ben de daha iyi olacağım.

Aslında o kişi yeni bir iş aramıyor, zaten iş başvurusu yapamayacak kadar stresli ve yoğun. Müşteriler de hep kötü ve eğitimsiz kalacak.

Eşim(erkek/kız arkadaşım) kötü davranıyor, çünkü ister istemez annesinin etkisinde kalıyor. Onlardan uzaklaşınca her şey düzelecek.

Eş ile ilişkide herhangi bir şey düzelme umudu yok. Aileden uzaklaşma niyeti de yok.

Türkiye’nin jeopolitik konumundan dolayı şu anda çok sorunlar yaşıyoruz, ama düzelecek. Bak Osmanlı’nın 550 yıllık şanlı tarihine! Biz büyük bir milletiz ve üstesinden geleceğiz.

Türkiye’de bir şey düzelme umudu yok, çünkü son 200 yıldır herkes aynı şeyi umut etti ve durum ortada. Ancak İlber Ortaylı dinleyip gaza gelme durumunda ülkeye olan inancınızı asla kaybetmezsiniz.

Aralıklı ödüllendirme+umut=“iş değişince her şey iyi olacak” veya “kaynanamdan uzağa taşınınca düzelecek” veya “Erdoğan seçimleri kaybederse(veya kazanırsa) Türkiye şahlanacak” veya “Türkiye’den Amerika’ya/Avrupa’ya taşındığımda(ya da Amerika’dan/Avrupa’dan Türkiye’ye taşındığımda) mutlu olacağım”. Sürekli bir kriz hali aslında o ilişkide aslında geçmişte şeyin hiçbir zaman iyi olmadığını görmesini engelliyor.

Gerçek Ödülleri Ulaşılmayacak Kadar Uzak Tut…

“X değiştiği zaman her şey düzelecek” şeklindeki ödüller aslında ödül değildir, çünkü mucize olduğu zaman her şeyin düzeleceği anlamına gelir. Gerçek ödül, yani mutluluk, huzur, refah, kariyer gelişimi, yuva ve çoluk çocuğa karışmak…(mutluluğun tanımı her ne ise) çok uzakta ve bunları gerçekleştirmek için tek adım atılmıyor.  Onları gerçekleştirme hayaller arasında yer alıyor var, ama yapmak için asla adım atılmıyor. Nedeni ise sağlıklı düşünemeyecek kadar yorgun ve devamlı meşgul olmak.

Kişinin Çok Arada Bir Küçücük Bir Başarı Tatmasına İzin Ver…

Bu durumu hayali bir ilişki ile anlatmak istiyorum. Birini kendinize bağlamak istiyorsanız eşiniz için sürekli krizler yaratmalısınız. Diyelim ki devamlı hasta, zayıf, hep yardıma ihtiyacı olan eşi oynuyorsunuz. Geçmiş hayatınızdaki bir trajediyi sakız gibi çiğneyip hep gündemde tutmanız gerekiyor. Çocukken anne veya babanızı mı kaybettiniz? Aradan 30 sene geçmiş olsa bile olayı taze tutun. Bu olayı bahane edip işlediğiniz hiçbir kabahat için sorumluluk almayın. Onun yerine yetimi/öksüzü, ezilmişi, büzülmüşü, itilmişi, kakılmışı oynayın. Sizi küçükken aç tutular, yedirmediler, giyidirmediler çünkü yetim/öksüzdünüz. Onun için şimdi her gördüğünüzü alıyorsunuz ve bu sizi mutlu ediyor. Sizin suçunuz değil yani. Yetim/öksüz büyüdünüz ya ondan öyle. Eşiniz çok para harcamanıza, evi gereksiz eşya ile doldurmanıza söylenecek olursa uzaklara dalıp sesinizi incelterek çocukluğunuzun bu travmasına 1000. defa atıfta bulunabilirsiniz. Size kızmak yerine yetimi/öksüzü sahiplenip kol kanat germe misyonu edinsin. Ömür boyu saçma sapan beslenip karaciğerinizin insulin dengesinin içine mi ettiniz? Sorumluluk almayın. Elbette sizin suçunuz değil. Suç genlerinizde. Hastalığınızla ilgili her gün kriz çıkarın. Bir çikolatadan birşey mi olurmuş diye tıkının. İlaçlarınızı almayı unutun, çünkü hatırlatmak eşinizin sorumluluğu. Akabinde kan şekeriniz cozutup nöbet geçirmeye başladığınızda size bakmak tabii ki eşinizin görevi! Şeker yememeniz gerektiği hatırlatılacak olursa yetim büyüdüğünüzden dem vurmaya başlayın. Çocukluğunuzda yetimlikten, fukaralıktan çikolata tadamadığınızı, şeker bayramında minnacık 2 şekeri önünüze nasıl atıverdiklerini, yeğenleriniz gibi şeker yiyebilmeye nasıl özendiğinizi uygun yüz ifadeleri, ses tonu ile uzun uzun anlatın. Öyle ki eşiniz nerede ise bakkala koşup size yeni bir çikolata alacak kıvama gelsin. Çok nadiren de krizsiz bir gün geçirin ki eşiniz kendini küçücük başarılı hissetsin.”Her şey aslında normal. Her şey düzelecek.” diye umutlansın. Ertesi günü eşinizin geçmişte neyi yaptığı veya yapmadığı ile ilgili bir kavgaya tutuşun ve yeni kriz çıkarın.

Her İşlerini Bölün…

Diyelim ki şirketsiniz. Çalışanın işini toplantılarla, ziyaretlerle sürekli bölün. Saatlik yetiştirmesi gereken hedefler belirleyin. Ani ve acil yapılması gereken işler, gidilmesi gereken toplantılar çıkarın. Sürekli, alakalı alakasız iletiler gönderin ve hepsinin okunmasını talep edin. Çalışanın zamanını hem o anki krizin üstesinden  gelecek hem de işi kotaracak zamanı ancak bulabilecekleri şekilde ayarlayın. Oturup düşünecek, iş yapacak kadar kafasını toplayamasın. Hem duygusal hem de fiziksel olarak onları tüketmeye çalışın.

Başarınıza Onları Ortak Edin…

Bir devletsiniz ve futbol milli takımı maç kazandı. O maçta 80 milyon insan kendileri koşturmuş gibi sevinsinler. Başarıya ortak edin. Devülasyon mu yaptınız? Para birimi bir gecede değer mi kaybetti? Herkesin ülkesi için fedakarlık yaptığını uzun uzun anlatın.

Her Şeyin Pamuk İpliğine Bağlı Olduğunu Her Daim Hissettirin…

Asla yeterince para veya zaman veya statü veya XYZ olmasın. Hep bir kıtlık psikolojisi içinde olsunlar. Hep kovulma kaygısı ile yaşasınlar. Kıtlık bu ilişkinin devamının garantisidir, çünkü kötü durumu düzeltecek yeterince (para)(zaman)(torpil)(çevre)(XYZ) yoktur. Ayrıca daha iyi bir çözüm düşünecek kadar zaman da yoktur. Sadece düzeni döndürebilmek için bile herkes tam zamanlı ve tüm gücüyle çalışmaya devam etmeli.

Bütün bu saydıklarım kötü ilişki, kötü iş yeri, kötü ülkenin bağımlılık yapmasına sebep oluyor. Sen de hiç birinden kurtulamıyorsun, çünkü ne yeterince zamanın ne de yeterince paran var. Bir süre sonra sürekli kriz ve panik hali normal bir yaşantı oluyor ve sen kendini felaketin kıyısında hissetmediğin zamanlar bile biliyorsun ki aslında kötü bir şeyler oluyor, ama sen farkında değilsin. Farkında olmadığın için birşeyler kaçırdığın hissine kapılıyorsun.

Sonunda öyle bir deliliğe ulaşıyorsun ki senin gibi deli olmayan hiç kimse ile muhabbet edemez duruma geliyorsun. Normal insanlar senin çevrenden çoktan gitti. Artık neyin normal neyin anormal olduğuna dair bir gerçeklik ölçün de kalmadı. Çevrendeki herkes senin gibi deli. Onlar sana sen onlara XYZ olduğu zaman her şeyin düzeleceğini söyleyip birbirinizi avutuyorsunuz. Her sene Türkiye’de petrol bulunduğunda işlerin yakın zamanda düzeleceğine dair bir umuda kapılıyorsun.

O işten ayrıldığın zaman, hastalıklı ilişkiyi sonlandırdığın zaman veya ülkendeki haberleri okumayı bıraktığın zaman hayat sakinleşiyor. İlk başta sanıyorsun ki iş yeri sensiz yıkılacak. (eski) Eş çok acı çekip belki de ölüyordur ve sorumlusu da sensin. Ülkende ne olup bittiğini kaçırdığı için sorumlusun, çünkü hayatın dışında kaldın.

Ancak sistemden çıkınca insanın gözleri açılıyor. Eşeğin önüne taktıkları havuç gibi o eski ödüller bir anlam ifade etmemeye başlıyor. Geçmişte nasıl bir baskı ve stres altında olduğunun da farkına varıyorsun. Hala o ilişkide, iş yerinde veya ülkede olsaydın asla inanmayacağın şeyleri görmeye başlıyorsun.

Sevgilerimle,