Şekersiz Hayat

Gözlerinizi kapatın ve kendinizi başarılı olarak hayal edin. Başarı kişiden kişiye değişmekle beraber mutlak bir şey var: kendinizi sağlıklı hayal edersiniz. Kimse obez olmayı planlamaz. Kimse güçsüz ve hasta olmayı seçmez. Başarı ve mutluluk sağlıkla doğrudan orantılı. Vücüdumuz normal kiloda, hastalıksız, yeterince kaslı ve enerjik olduğumuzda kendimizi iyi hissederiz.

Bazı insanlar bütün hastalıklarının ırsi olduğunu düşünme eğiliminde. Bunun sebebi çoğunlukla sorumluluktan kaçmaları. Sebebi tamamen ırsi olan hastalıklar yok mu? Elbette var. Benim burada bahsettiğim fazla kilo, tip 2 şeker hastalığı, tansiyon, kalp, kolesterol, bazı kanser türleri gibi beslenmeye bağlı öldürmeyip süründüren kronik hastalıklar. “Beslenme ile alakası yok. Benim anamda/babamda/dedemde/nenemde de vardı” diye bu hastalıkları tamamen genlere bağlamak insanların kolayına gidiyor. Kader deyip geçmek kolay, çünkü sorumluluk alırlarsa zayıf iradeli insanlar olduklarını kabul etmeleri lazım. Fazla kilodan orangutana dönmüş bazı yaşlı kadınlardan duyarız “evlenmeden önce inceciktim” diye. Şişmanlamalarının sorumluluğunu ya evliliğe ya da doğurdukları çocuklara atarlar.

Oysa ki yemek insanın hayatında en kolay kontrol edebileceği şey. Yaşadığınız yeri, çalıştığınız işi, evli olduğunuz insanı bile her zaman seçemeyebilirsiniz. Yemek öyle değil. Yediğiniz yemeğin miktarını ve çeşidini kontrol edebilirsiniz. Ne yiyeceğini bile araştırmayacaksa insan neden okumayı öğrenir ki?

Hipokrat “Yedikleriniz ilacınız olsun, ilacınız da yedikleriniz” demiş. Onun için yeme içmeyi bir zevk kaynağı olarak görmeyi bırakmalı ve sağlığımızı düşünerek beslenmeliyiz. Kebapçılarda, tatlıcılarda yemek zevki kovalamak yerine daha prensipli ve kararında beslenebilirsiniz. Beslenme ile kültür biliyorsunuz birbirine çok bağlı şeyler. Ancak ben inanıyorum ki beslenmeyi atalarımızdan, analarımızdan öğrenmeyi bırakmalı ve bilim insanlarından yeniden öğrenmeliyiz. Onun için beslenme alışkanlıklarını değiştirmek de bazı durumlarda çok güçlü bir irade isteyebilir. Ortalama bir Türk kadını sabah akşam ne yemek pişireceğini dert edinir. Bu konuda ciddi bir toplumsal baskı da var: “Kocanın önüne bir yemek koyamıyor musun?” veya “Çocuğunu beslemiyor musun?” şeklinde.  Bir erkeğin bu cümleleri sarf ettiğini duymazsınız, ama kadınlar kadınlara söyler. Türkiye’de kadınlar kadınları genellikle böyle vurmaya çalışır veya analar kızlarına öğretir. Zor, ama belki de bu döngüyü kırmak gerek.

Farz edelim bir misafirlik veya yemek davetine gittiniz ve baklava ikram ettiler. Buna hayır diyebilmek zor olabilir, çünkü insanlar özenmiş hazırlamış yemezsem ayıp olur diye düşünürsünüz. Yemek davetleri kadınların yemek becerilerini gösterme fırsatı olarak da bilinir. Diyelim ki çiğ sebzeleri çok güzel şekillerde kesip sağlıklı bir sofra hazırladınız. Humus, pesto gibi soslarla sundunuz. Yanına da şekersiz limonata sundunuz. “Bizi aç bıraktı” derler mi demezler mi? O insanlara sağlıklı beslenmeyi anlatamazsınız.

Vegan iseniz durumunuz daha da zor. İnsanlara ikram ettikleri ayranı veya tavuk çorbasını neden yiyip içmediğinizi anlatamayı denediniz mi? Belki de en iyi çözüm gittiğiniz misafirlikte ev sahibini baştan uyarmak veya kalabalık yemekli davetlerde dikkat çekmeyecek şekilde -vegan olduğunuzu söylemeden- yiyemeyeceğinizi belirtmek olabilir. Aksi takdirde fikrini merak etmediğiniz insanların veganlık hakkındaki düşüncelerini dinlemek zorunda kalabilirsiniz.

Eskiden tatlıyı çok severdim ve sık sık yerdim de. Kilolu bir insan da hiçbir zaman olmadım üstelik. Belçika’nın beslenme alışkanlıklarını benimsedikten sonra daha sağlıklı olduğumu söyleyebilirim. Burada çok yaygın bir tatlı kültürü yok. Sütlü tatlılar, baklavalar yok. Belçika çikolatası meşhur, ancak o da evlere kilolarca alınıp tüketilen bir gıda değil. Bunun için de Belçikalılar(ve Hollandalılar) dünyadaki en sağlıklı toplumlardan biri. Her alanda olduğu gibi toplumda beslenme alanında da büyük ayrışma var. Örneğin Belçika’da Türkler ve Faslılar daha sağlıksız. Çocuklarında obezite sık görülüyor. Ortalama bir Faslı çocuk maalesef obezdir. Türk çocuklarının elinde gofret veya cips paketleri görmek olağan Bu sosyo-ekonomik seviye ile de doğrudan ilgili. Eğitim seviyesi arttıkça beden-kitle endeksi azalıyor, beslenme alışkanlıkları değişiyor.

Biz sağlığımızı korumak için yaklaşık 2 sene önce beyaz toz şekeri hayatımızdan tamamen çıkardık. Beyaz şeker yerine bal, pekmez gibi doğal tadlandırıcılar kullanmaya başlamıştık ki, yaptığımız araştırmalar bal ve pekmezin de şeker kadar zararlı olduğunu gösterdi bize. Onları da hayatımızdan çıkardıktan sonra tatlandırıcı olarak kakaolu hindistancevizi şekeri kullanmaya başladık. Şundan:

https://www.amazon.de/Amanprana-Gula-Java-Cacao-1300/dp/B007QRAFEG

Bu şekerin glikemik endeksi 35, yani oldukça düşük. Çocuklar sabahları birer tatlı kaşığı kakaolu hindistancevizi şekerini yulaf ve soya sütü(veya badem sütü) ile karıştırıp yiyiyorlar. Ben ve Para Bey ise geçen senenin sonunda bu hindistancevizi şekerini de bıraktık. Yediğimiz meyveler dışında( o da günde 1, en fazla 2 meyve ile sınırlı) her çeşit şeker kullanımını tamamen bıraktık.

Sıfır şeker beslenme düşündüğümden çok daha zor oldu, çünkü hemen hemen her işlenmiş gıdada şeker olduğunu fark ettik. Ekmeğe bile yumuşak olsun diye şeker katılıyor. Onun dışında her çeşit sosta, özellikle hamur işlerinde, kahvaltılık mısır gevreklerinde, fıstık ezmesinde yüksek miktarda şeker oluyor. Restoranlar da yemeklerin tadını artırmak için tuzlulara bile şeker ilave ediyor. Bunun için ekmeği çok güvendiğimiz iki fırından almaya başladık. Bu fırınlar ekmeği sadece un, su, tuz ve ekşi maya ile hazırlıyor.

Neden Sıfır Şeker

İlk başlarda dışarıda yemek yediğimizde çocuklardan arta kalan tatlıları ziyan olmasınlar diye yiyiyorduk. Zamanla anladık ki “şekeri azaltmak” aslında çok zor birşey. Şekeri azaltmak “günde sadece 1 tatlı yiyiyorum” da olabilir “sadece kahvemi şekerli içiyorum”da olabilir “sadece dışarı çıktığımda şeker ısmarlıyorum” da olabilir. Az şeker’in tanımı nedir ki şekeri azaltmaktan bahsedelim. Size şu kadarını söyleyebilirim, kilolu insanlara tatlı yiyip yemediklerini sorsanız çoğu size “Çok az yiyiyorum” diyecektir, çünkü şeker ana gida değil. Ayrıca kime göre ve neye göre az dediklerini bilemiyoruz. Tükettikleri gıdalara baktığınız zaman mutlaka şekerli gazozlar,  tatlı kategorisine girmeyen ketçap gibi şeker katkılı gıdalar, bisküviler, hatta glikemik endeksi yüksek şeker katkılı zeytinyağlı ana yemekler yediklerini görürsünüz. Yedikleri miktar azdır evet, ancak yedikleri o az şeker yiyip yiyip bir türlü doymamalarına sebep olur. Tüketilen şeker az olsa bile leptin salgısını etkiler ve beyin doyduğunu anlayamaz.

Biz de aynı şekilde “şekeri azaltmayı” denedik. İlk başlarda gerçekten de az şeker yiyiyorduk. Aradan 1 ay geçince bir bakıyorduk, dışarı çıktığımızda tatlı ısmarlamaya başlamışız. Öte yandan şekeri asla yanına bile yaklaşılmaması gereken bir şey olarak benimsediğimiz zaman her şey daha kolay oldu. Artık “”bir defalığına istisna yapıp yesem mi?” gibi bir soru olmuyor kafamızda. Tatlıyı çocuklar için bir ödül olmaktan çıkardık, çünkü özünde kötü bir gıda.

Şekersiz beslenmenin başka bir zorluğu da gıda firmalarının şekere 300’den fazla isim takmış olması. Mesela içindekiler kısmında “X şurubu” veya “Y kristali” diyorsa büyük ihtimalle o şekerdir. Bunun için makarna dışında işlenmiş gıda almıyoruz. Örneğin Calve gibi çok bilinen markaların fıstık ezmelerinde genellikle palmiye yağı ve şeker oluyor, ki bu da bizim asla yemediğimiz bir yağ çeşidi. Onun yerine organik marketten içinde fıstık ve tuz dışında içinde hiçbir şey olmayan fıstık ezmelerinden alıyoruz. Elbette Calve gibi pürüzsüz kıvamda değiller. Yağı üstüne toplanıyor, çünkü o pürüzsüz ve kusursuz akışkanlığı sağlayan katkı maddeleri ve palmiye yağı içermiyor.

Coca-cola, Pepsi, Fanta, buzlu çay, kutulanmış meyve sularını neyse ki hiçbir zaman sevmedim. En son ne zaman coca-cola içtiğimi de tam olarak hatırlamıyorum, ama 10-12 sene rahat olmuştur. İyi hatırlıyorum, bundan 7-8 sene önce kadar bir misafirimiz hediye olarak cola getirmişti. O cola evde belki de 1 sene kadar içilmeden durdu. Sonunda da yine bir taşınmamızda atmıştım.

Şekersiz yaşadığımız için bir eksiklik hissediyor muyuz? Ben hissetmiyorum, ancak çocuklar için bazen sorun olabiliyor. Öncelikle şekersiz dondurma yok. Ancak uzun süre dondurma yemediklerinde hiç akıllarına gelmiyor. Şeker arada sırada alındığı zaman çocuklara laf anlatmak zor, ancak hiç almadığımız zaman tatlıların bir seçenek olduğunu bile düşünmüyorlar.

İkinci ve en büyük sorun okulda yaşanıyor. Diğer çocukların yaş günü olduğunda kutlamak için anne babalar ne geritiyor dersiniz? Pastalar, jelibonlar, çikolatalar ve daha bir sürü çöp gıdalar. Yanında da içecek olarak hazır meyve suları(neyse ki gazlı içecekler yasak)! İşin vahim tarafı meyve soyunun çok faydalı bir gıda olduğunu düşünüyorlar. Bunun üzerine okul ile konuşup benim çocuklarıma o ikramlıklardan vermelerini yasakladım. Yerine birer kavanoz sağlıklı atıştırmalık verdim okula: kendi yaptığım şekersiz kurabiyeler, sadece hurmadan yapılmış küçük tatlılar gibi. İkram olduğunda benimkilere pasta ve saçma sapan çikolatalardan vermek yerine kavanozdan kurabiye veriyorlar. Bu iyi bir çözüm mü? Eh işte. Başka çocuklar beyinsiz ve duyarsız velilerin getirdiği abartılı kremalı pastaları yerken benimkiler kurabiye veya meyve yiyiyor. Çocuk oldukları için onların da canı çekiyor ve kendilerini cezalandırılmış gibi hissediyorlar. Öte yandan şekere alıştırıp çocuklarımın insülin-leptin dengelerini bozmak istemiyorum. Bazı insanlar neden şeker vermeden önce “senin çocuğun bunu yer mi?” diye izin alma gereği duymaz? Bunu anlamıyorum elbette, ama tahmin edebiliyorum. Kendileri de gencecik kadınlar/erkekler olmalarına rağmen kilolular. Onlar başka bir beslenme çeşidi bilmiyor ve iyilik yaptıklarını sanıyorlar. Hatta kadınlardan birisi az miktarda şekerin zararlı olmadığını, ölçülü yendiği sürece sorun olamayacağı konusunda hararetli bir tartışmaya tutuştu benimle. Kabalık etmemek ve muhatap olmamak için cevap vermedim ve sadece gülümsedim. O an kendime “bu kadın hiç mi aynaya bakmıyor?” diye sordum. Onun yerinde olsam bana beslenme ile ilgili birşey öğretmeye çalışmazdım. Karşımdaki kadının gayet formda ve sportif olduğunu, benim ise şişman olduğumu hatırlayıp sadece susardım . Onun adına üzücüydü. Bu arada son derece bilinçli veliler olduğunu da söylemeliyim. Tamamen eğitim seviyesi ile alakalı bir durum.

Okul ile bir dizi görüşmeden sonra önümüzdeki öğretim yılında farklı bir sistem uygulamaya karar verdiler.  Sağlıklı beslenmeye öncelik verecekler. Okula abur cubur getirmek zaten yasaktı. Öğretmenler de kendi yaşgünü ikramları için sadece meyve getiriyor. Ne yazık ki velilere karışmıyorlardı. Artık yaşgünlerinde abartılı pastalar ve abur cuburların yerini tutacak bir sağlıklı, yani şekersiz bir ikram arayışına girilecek ve pastalar yasaklanacak. Belki de ikram tamamen yasaklanacak ve kutlama ile sınırlı kalınacak. Çocuklarım da zaten büyüdükçe neden şekeri hiç yememeleri gerektiğini daha iyi anlayacaklar ve bize teşekkür edeceklerini düşünüyorum.

Sevgilerimle