Arkadaş ve İş Çevresinin Cüzdana Etkisi

Okuyucularım bazen benim çok zengin veya başarılı olduğumu düşünerek yatırım fikirleri soruyor. 5 tane kira getiren mülküm olduğu doğru. Yine de bu mailleri alınca blogumda olduğumdan farklı göründüğümü düşünüyorum, çünkü zamanında(Türkiye’de yaşarken) boğazına kadar kredi kartı borcuna batmış bir insandım. O noktadan bu noktaya beni getiren en önemli etken neydi?

Anlatayım.

Dediğim gibi öğrenciliğimde ve çalışma hayatımın başında  kredi kartı borcuna batmıştım. Neyse ki kredi kartı limitim yüksek değildi ve hepsini zamanla kapatabildim. O yıllarda maaştan maaşa param zor yetiyordu. Az kazandığımdan değil, yanlış bir şekilde para harcadığımdan, daha doğrusu parayı hiç önemsemediğim ve düşünmediğimden elimde hiç para kalmıyordu. Mesela asla bütçe yapmazdım. Starbucks’a girip bir kahve almak benim için üzerinde düşünmem gereken birşey değildi. Herkes öyle yapıyor diye iş arkadaşlarımla her öğlen o lokanta benim bu lokanta senin gezerdim. Küçük harcamaların beni maddi olarak nasıl mahvettiğini göremiyordu. İş yerinin verdiği yemek parası bana ancak bir hafta yetiyordu.  İş arkadaşlarımın durumu da benden iyi değildi: çoğunluk kirada oturur, ama altlarında son model araba olurdu. Elbette herkes genel müdür gibi şık giyinir, düğünler yapar, balayına gider, birbirlerine sevgililer günü hediyeleri alırlardı. Ben de bulunduğum ortama göre gayet normal bir hayat sürüyordum. Ne yazık ki bu hayat beni maaşıma bağımlı kılıyordu.

Daha sonra Belçika Anvers’e taşındım ve burada yepyeni bir hayat kurdum. Anvers’te iş ve insan ilişkileri çok daha mesafeli. Kişisel sınırlar çok keskin. Bunu örnek vererek anlatmak istiyorum. Mesela bir işe başladığınızda Türkiye’de iş arkadaşlarınız size her türlü kişisel soruyu sorabiliyor: evli misin değil misin, çocuğun var mı(yoksa niye yok diye soruluyor), kaç yaşındasın, nerede okudun, nerede oturuyorsun, nerelisin … liste uzayıp gidiyor. Verdiğiniz cevaplar yoruma tabi tutuluyor. Cevap vermek istemezseniz birşey sakladığınız varsayılıp üzerinize geliniyor. Kısaca insanlar sınırlarını bilmiyorlar.  Belçika’da ise durum farklı. İş arkadaşlarınız(en azından benim bulunduğum ortamlarda) iş dışında asla kişisel soru sormazlar. İnsanlar eşlerinden, ailelerinden -isterlerse- elbette bahsedebilirler, ama bu tür sorular sorulmaz. Hele yorum asla yapılmaz. Birisi ile 5 sene aynı işte çalışıp ailesi hakkında fazla birşey öğrenmeyebilirsiniz ve bu doğal birşeydir. Konuşmalar genellikle iş ve iş dedikoduları ile sınırı kalır. Eşcinsel erkekler ve kadınlarla da çalıştım. Onların özel hayatı hakkında yorum yapıldığını asla duymadım.

Bunu neden anlattım? Şundan dolayı: kimse size özel hayatınızla ilgili soru sormaz ve yorum yapmazsa bu konuda yargılandığınız hissine kapılmazsınız. Özel hayatınız toplumun ortak malı değil, sadece sizindir. Paranızı nasıl harcadığınız veya harcamadığınızla ilgili yorumlar da olmaz. Çevreniz sizi para harcamanız için baskı altına almaz. Mesela başkaları dışarıda yemek yiyiyor diye siz de her öğlen lokantaya gitme gereği duymazsınız. Herkesin öğle yemeğini ayrı ayrı yediği bir ortam düşünün. İsteyen lokantaya gidiyor, isteyen bahçeye çıkıp evden getirdiği sandviçi yiyiyor. Yani öğle yemeğine para harcamadığınız için gruptaki ”çıkıntı” olma ihtimaliniz yok. Böyle olunca sadece işinizle var olup kendiniz olabiliyorsunuz. Bunun parasal durumunuza etkisi de en azından cebinizde kalan restoran parası oluyor. Alakasız insanlara nasıl para biriktirdiğinizle ilgili açıklamalar yapmak zorunda kalmıyorsunuz ve ”parayı mezara mı götüreceksin” gibi münasebetsiz bir yorum duymanız söz konusu da olmuyor. Öğle yemeğini evden götürmeyi bir de Türkiye’de deneyin. Öyle sanıyorum ki bu çok nadir rastlanan birşey. Büyük ihtimalle ”ekmek arası yemekten için kurumadı mı?” yorumunu duyacaksınız. Çocuğunuza beslenme çantası hazırlasanız, çevreniz belki de ”başkaları yerken çocuğun seyredecek” diye sizi uyaracak. Türkiye’de ana, baba, çocuklar herkes, ama herkes öğle yemeğini dışarıda yiyiyor ne de olsa. Türkiye’de iş arası çay muhabbetleri kim daha uzağa tatile gidebildi, kim hangi arabaya bindi, kim hangi evi aldı, kim evlendi boşandı, kimin çocuğu hangi özel okulda gibi tamamen özel hayat muhabbetlerinden oluşuyor. Sidik yarışına girmek kaçınılmaz oluyor. Belçika’da bu tür konular özel hayata girdiği için iş yeri muhabbetlerinin bir parçası olamıyor. Kimseye birşey ispatlamak zorunda olmadığınızı düşünün. Bunun cüzdanınıza etkisini tahmin edin bakalım.

Ben de her insan gibi sosyal baskılardan etkileniyorum. İş ortamında -kabul görmek istediğim için- sosyal normlara uymaya dikkat ediyorum. İnsanlar nasıl giyiniyorsa, nasıl davranıyorsa, nasıl harcıyorsa ben de onlara benzemeye başlıyorum. Belçika’ya gelince çevreme giyisilerim, yaşamım, yeme içmemle kendimi kabul ettirme baskısı üzerimden kalktı. Sonuç olarak farkettim ki hesabımda para birikiyor. Açıkçası Belçika gibi insan ilişkilerinin mesafeli olduğu bir ortama gelmek benim borçtan kurtulup para biriktirmeme neden oldu.

Çevrenizde herkesin kredi kartı borcu varsa, herkes çocuğu için okul taksitine ek yıllık 2000 lira yemek parası veriyorsa kendinizi aynısını yapmaya mecbur hissedebilirsiniz. Bu durumda belki de arkadaş çevrenizi değiştirme zamanı gelmiştir. Benim yaptığım gibi farklı ülkeye taşınmak her zaman mümkün olmayabilir, ancak internet üzerinden kendinize destek çıkacak bir ortama girebilirsiniz. Bu blogu okuyor olmanız bile aslında sizin biriktiren bir insan olduğunuzu veya olmaya karar verdiğinizi gösteriyor. Demek ki farklı bir hayat ve çıkış yolu arıyorsunuz. Sizin gibi başka insanların da olduğunu bilmek sizi nasıl hissettirir? Bence güçlü ve başarılı hissettirir. Hepimizin sosyal kabule ihtiyacı var. Bu blogu yazarak ”Ben para biriktirdim ve kötü borçlardan kurtuldum. Siz de yapabilirsiniz” diye size güçlü bir mesaj gönderiyorum. Ben yalnız olmadığımı biliyorum, çünkü her gün okuyucularımdan mailler alıyorum. Bilin ki sizin gibi binlerce insan var. Bu insanlar doğrudan sizin çevrenizde olmayabilir yine de onlardan ihtiyaç duyduğunuz sosyal desteği alabilirsiniz. İnternet grupları ve bloglar bunun için var. Yalnız değilsiniz.

 

 

 

“Arkadaş ve İş Çevresinin Cüzdana Etkisi” için bir yorum

  1. Allah razı olsun kendim gibi birini daha bulabildim :).Benim en büyük tahlihsizliğim türkiyede üstün zekalı olarak dünyaya gelmek.Çocukluğumdan beri gereksiz para harcamam ve bizim milletin “nerelisin,nerede oturuyorsun ?” gibi bana boş ve anlamsız gelen sorulara cevap veremiyorum.Dünya vatandaşıyım arkadaşım var mı ? Hem cinslerim ha bire daha selam verir vermez ; “evin var mı ? araban var mı ? ne iş yapıyorsun ? ” gibi salak sorular soruyorlar.Ne kadar aptalca ve aşalayıcı değil mi ? 18 Yaşımda bu ülkeden çekip gitme şansım vardı malesef gitmedim burada kaldım neyse ağlayıp sızlanmayı seven bir insan değilim sadece beynim batı kültürü gibi düşündüğünden dolayı hep yalnızım.Asgari ücretle çalışan bi çok tanıdık son model iphone kullanırken ben yıllardır tuşlu telefon kullanıyorum ve kontor almadığım için hep alay konusu oluyordum ama yazınızı okuduğumda sizinde kontor almadığınızı öğrendim.Ne kadar da yadırgayıp duruyorlar yahu ben kendim olmayı seviyorum böyle mutluyum ve bir önceki yorumda dediğim gibi parayı savuran yoksul insanlarla kesinlikle arkadaşlık etmiyorum ! Ceplerinde parları olduğu halde yeri gelir senden para ister yüzsüzler bide…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir