Neden Türkçe Eğitim

Çocuklarını özel okula göndermek zorunda kalan okuyucularımdan birçok e-posta aldım. Sorunları okuyunca onlara hak vermemem elde değil. Elbette bu blogun amacı kimseyi seçiminden dolayı yargılamak değil. Burada çalışma hayatına bakışımı ve para ile olan ilişkimi anlatıp size farklı bir hayat görüşü sunmak istiyorum.

Özel okullara karşı olmamın tek sebebi aslında para da değil. Arkasında yatan daha önemli bir sebep var. Bu sebep Türkiye’de özel okulların eğitim dilinin İngilizce olması. Bir düşünün, beni veya sizi Türk yapan şey nedir? Genlerimiz mi? Yaşadığımız toprak mı? Kazaklar çekik gözlü, ama ben değilim. Nasıl oluyor da hem onlar kendilerine Türk diyor hem de ben? Siz Türkiye’de yaşıyorsunuz, ama ben değil. Bu beni sizden daha az Türk yapmıyor elbette. Nedir bizi Türk yapan şey? Elbette Türkçe. Türk demek Türkçe konuşmak demek. Anadili Türkçe olan insana Türk denir, çünkü kültür dille aktarılır. Dilini kaybeden bir millet kimliğini de kaybeder. Dünya üzerinde yeterince acıklı örnekler var.

Biliyorsunuz Belçika 3 resmi dili olan bir ülke. Ortalama bir Flaman akıcı bir şekilde Hollandaca, Fransızca ve İngilizce konuşur, sokakları süpüren hademeler dahil. Bu adamların eğitim sistemine baktığımız zaman şunu görüyoruz: 12 yaşından küçük çocuklara asla ikinci bir dil öğretmeye kalkmıyorlar. Nedeni ise 12 yaşından önce çocuğun kendi dilini öğrenme sürecinde olması. Kavram gelişimi 12 yaşında tamamlanır. Mesela adalet kavramı en son öğrenilen kavramlardan biridir. 3-4 yaşında bir çocuğa adaletin ne olduğunu ana dilinde bile öğretemezsiniz, çünkü o yaşta soyut düşünce olmuyor. 12 yaşına kadar çocuk anadilinde bütün kavramları öğreniyor, algılıyor, dilin nasıl çalıştığını anlayıp özümsüyor. 12 yaştan sonra yabancı dil öğretebilirsiniz. Bunun yöntemleri belli. Çocuğun tekrardan adalet kavramını öğrenmesi gerekmiyor. Sadece adaletin İngilizce karşılığının justice olduğunu öğrenmesi yeterli oluyor.

3-4-5-6 yaşlarında yabancı dil öğretmeye kalktığınızda ise olan şu: ana dilinde kavramları oturtmamış, dil gelişimi tamamlanmamış bir çocuğa siz bir de İngilizce öğretmeye kalkıyorsunuz. Olan da çocuğa oluyor. İngilizceyi öğrenemediği gibi Türkçeden de -sonradan telafisi olmayacak şekilde- geri kalıyor(Jim Cummins’in Threshhold Hypothesis adlı çalışmasına bakın). Neden? Kavram gelişimini anadilde tamamlayamadığı için kendini ifade edemeyen bir birey oluyor. Dilin matematiğini kafasında oturtamıyor. Dil bilim alanında en önemli teorilerden birisi Jim Cummins’in  bu konuda çok geniş çalışmaları var http://www.lavplu.eu/central/bibliografie/cummins_eng.pdf

Diyeceksiniz ki iki dilli çocuklar nasıl yetişiyor? Benim çocuklarım gibi annesi Türkçe, babası Flamanca, anne-baba aralarında İngilizce konuşan, yazları 2 ay Bulgaristan ve Türkiye’de, kışları Belçika’da yaşayan çocukların ortamı farklı. Onlar mecburen üç dili aynı anda öğreniyor, hem de kavram gelişimi zedelenmeden. Türkiye’de çocukların annesi babası Türk, arkadaşları Türk, öğretmenleri yarım yamalak İngilizce konuşan Türkler, her gün izledikleri televizyon Türkçe, dinledikleri radyo Türkçe. Siz onlara simültane İngilizce ve Türkçe öğretemezsiniz, çünkü onu gerektirecek bir ortam yok. Siz bu çocukları erken yaşta İngilizce eğitime sokarak onlara iyilik değil kötülük yapıyorsunuz.

Üç ülkede yaşayıp 6 dil öğrenmek zorunda kaldıktan sonra rahatlıkla şunu söyleyebiliyorum: matematiği iyi anlamak için anadilde öğretmek şart. Lamı cimi yok bunun. Fiziği iyi anlamak için anadilde öğretmek şart. Kimyayı, biyolojiyi veya başka bir bilim dalını iyi anlamak için ANADİLDE öğretmek şart. Matematik insana düşünmeyi öğretir. İngilizce olarak matematik öğretmeye kalkarsanız çocuk ne matematiği öğrenir ne de İngilizceyi. Bunun en büyük örneğini ülkemizde zaten görüyoruz. İlkokuldan üniversiteye kadar çocuklar İngilizce ile yatıp kalkıyor, ama hiçbiri doğru düzgün konuşamıyor. Hiçbirinin doğru düzgün matematik alt yapısı yok. Analitik düşünme gelişmemiş. Herkes bir kagıt parçası, yani diploma peşinde, ama kafalar tın tın. Anne baba o kağıt parçası için servet harcamış. Eskiden çalıştığım bir iş yerinde Türkiye’nin kalburüstü bir üniversitesinden mezun Türk bir iş arkadaşım vardı. Bir gün bana bütün iş arkadaşlarımızın lise mezunu olduğundan yakındı. Nasıl oluyor da ben ve o, yani uluslararası mühendislik diploması olan insanlar, Belçika’da düz lise bitirmiş insanlarla yan yana çalışıp aynı işi yapabildiğinden yakınıyordu. Bizim onlardan iş anlamında bir adım önde olma durumumuz yoktu. Ona Türkiye’deki lise mezunları ile beraber çalıştığımız adamların aynı kefede olmadığını anlattım. O da iyi biliyordu bunu, ancak ağrına giden Belçika’ya gelince diplomanın hükmünü kaybettiğini görmesiydi bence.

Yabancı dili öğretmenin yolu çocuğa matematiği İngilizce olarak öğretmeye çalışmak değildir. Böyle bir dil öğretme yöntemi yok literatürde. Çocuğun eğitim hayatını yakmak denir buna. Uzmanların uyarılarına rağmen bu yanlış sistem ısrarla uygulanıyor. Sebebi bana göre açık: Haydar Tunçkanat’ın “İkili antlaşmaların iç yüzü” adlı kitabında ABD’nin ülkemizi nasıl bir sömürge haline getirdiği yazıyor. Artık milli olmayan Milli Eğitim Bakanlığının kontrolünü ele geçirmekle başlamışlar. Rahmetli Oktay Sinanoğlu gibi bilim insanları işi gücü(yani bilimi) bırakıp ömürlerini halkımıza yabancı dilde eğitimin zararlarını anlatmakla geçirdi. Blogumu genellikle çok bilinçli insanlar okuyor. Çocuklarını özenle ve dikkatle yetiştiren insanlar bunlar. Bu satırları okuyan herkesten rica ediyorum, lütfen bu dediklerimi araştırın! Çocuğunuza vereceğiniz gıdayı, göndereceğiniz okulun temizliğinden servisine nasıl ince ince araştırıyorsanız lütfen yabancı dilde eğitim konusuna çok eleştirisel yaklaşıp bilimsel kaynaklardan okuyun. Şaşıracaksınız.

Dikkat edin, ben burada kimseye yabancı dil öğrenmeyin ve öğretmeyin demiyorum. Elbette İngilizce öğrenmeniz gerekiyor. Yabancı dil öğretmenin yöntemleri belli ve bu yöntemler arasında “Matematiği çocuğa İngilizce olarak anlatın” diye birşey yok! Bana böyle bir yöntem gösterene madalya takacağım. Yok arkadaşlar böyle bir yöntem. Yıllardır sizi kandırıyorlar, uyutuyorlar, paranızı yok yere harcatıyorlar ve çocuklarınızın eğitim hayatını yakıyorlar. Sayın Sinan Bayraktaroğlu, Sayın Oktay Sinanoğlu ve daha nice aydınlar(Alev Alatlı’dan Atilla İlhan’a kadar herkes) bu konuyu anlatmaya çalıştı, çalışıyor, ama onların sesi gazete ve televizyonlarda D-U-Y-U-R-U-L-M-U-Y-O-R!

Size daha ilginç birşey söyleyeceğim. Bundan 6-7 sene kadar önce çok sık kullanılmayan, okuyucusu az bir forumda yabancı dilde eğitimin zararlarını anlatmaya çalışmıştım. Benim yazımdan sonra foruma birden üye akımı oldu ve hepsi hiç beklemediğim kadar sert tepki gösterdi. İnanılmaz hakaretler işittim. Bu konunun neden bu kadar rahatsızlık verdiğini araştırınca çok ilginç şeyler ortaya çıktı. Tepki verenlerin hemen hemen hepsinin kendine ait anne-bebek blogları vardı. Ayrıca hepsi Açık Radyo’da sık sık söyleşiye çıkan insanlardı. Hepsi birbirinin bloguna yorum yapıyor ve bağlantı veriyordu. Hepsi Açık Toplum Enstitüsü ile bağlantılı insanlardı. Bir blogdan para kazanmanın çok kolay olmayacağını elbette biliyoruz. Ortanın üstünde eğitim almış bu kadınlar işi gücü bırakmış ve blog yazarlığına başlamışlar. Kimden para aldıkları ise bana göre çok açık.

Bana kalırsa Türkiye’nin çözmesi gereken en önemli sorunu bu erken yaşta başlayan yabancı dil sevdası. İnsanlar adeta bu sistemin içine itiliyor, isteseler de istemeseler de mecbur bırakılıyorlar. Ülkemizde Türkçe eğitim veren okul kaldı mı merak ediyorum aslında.